Bıçak kemikte… -Zeynel Abidin Kaplan

Yıllar önceydi. Manisa Saruhanlı’da bir kişi önce silahla öldürülmüş, yakılmış ve su kanalına atılmıştı. Otopsi için hastaneye getirilen cesedi tanımak, neredeyse imkânsızdı.

Morgda yatan cesede göz atan savcının şöyle mırıldandığını hatırlıyorum; “Tanınmasın diye yapmışlar… Hep dizilerden öğreniyorlar bunları…”

Yıllardır hiç aklımdan çıkmayan bu cümleler birkaç gündür, Manisa’da yaşanan kadın cinayetini bir gazetenin oldukça vahşi bir şekilde ülke gündemine taşıması sonrası, iyice kazındı aklıma.

Medyanın, tv dizilerinin topluma öğrettiği şeylere bir bakar mısınız;

Sırtından bıçaklanan bir kadının nezdinde bütün kadınlara çaresizliği…

Silahlanmanın, adam yaralamanın, öldürmenin, öldürdükten sonra yakmanın sıradanlığı…

Güçlü olanın, haksızda olsa, galip olacağı…

Hak aramanın sonunun hüsran olduğu…

En önemlisi de kadın olmanın nasıl büyük bir günah sayıldığı…

Ezme-ezilme ilişkisi o kadar normalleşiyor ki bu hengamede, herkese bir “alt ezen”i takdim ediliyor.

Fabrika sahibi, fabrika müdürünü; fabrika müdürü, ustabaşını; ustabaşı işçiyi; işçi, taşeron işçiyi ve eğer taşeron işçi erkekse oda eşini…

Aziz Nesin’in bir hikayesinde, yanlış hatırlamıyorsam, böyle kurgulanıyordu…

O yıllarda yani hikayenin sonunda da, kadın mutfaktaki kediyi tekmeliyordu hepsi bu.

Aziz Nesin’in bu hikayeyi yazdığı yıllardaki gibi değil işler. Daha doğrusu kadınların kediyi tekmeleyecek zamanı dahi olamayabiliyor. Kimi zaman bir evin kuytu bir köşesinde günlerce işkenceye maruz kalıyor ve ölmek üzere iken bir otobüs durağına bırakılıyor kadınlar…

Kimisinde, Manisa’da olduğu gibi yirmi yerinden ve en sonunda da sırtından bıçaklanarak öldürülüyorlar…

Şimdilerde sadece öldürmekle kalmıyor, en pornografik resimlerle sürmanşet ediyorlar…

Evet çok kötü bir yere vardı toplumsal çöküş hikayemiz ve an altta kadınlar kalıyor. Kimi adalet bakanlığında memur, kimi hemşire, kimi öğretmen, emekli, ev hanımı, sağcı, solcu, muhafazakar, milletvekili hep onlar kalıyor bu çöküş enkazının altında…

Kadınlar…

Kadınlar ise bu duruma, kadın sığınma evlerinin önüne çıkıp, yüzlerini kanlı çarşaflarla kapatarak tepki verebiliyorlar ancak ve haykırıyorlar; “Kadın katilleri bir gün dahi tatil yapmadılar. Bizim bekleyecek gücümüz yok. Durdurun bu cinayetleri…”

Her yazımı “Sağlıcakla…” diye bitiririm bu sefer sanırım o kelimeyi kullanmaya yüzüm olmayacak.

“Bıçak Kemikte”(*) diye bağırmak geliyor içimden…

Bıçak Kemikte.

Çıkıp Manisa sokaklarına;

Eti geçti / duydun mu / bıçak kemikte(*) demek…

Çok değil belki yüz, belki birkaç yüz metre ötende yaşandı cinayet… Sırtından bıçaklanarak öldürüldü bir kadın… Bıçak kemikteydi, duymadın mı?

Bir gazete sürmanşetten verdi bıçaklanan kadının, kanlar içindeki resmini, görmedin mi?

Duy da silkin n’olursun / bu ne biçim uyku bu / bıçak kemikte…

Bıçak kemikte, bıçak kemikte, bıçak kemikte…

(*) Hasan Hüseyin KORMAZGİL

* Zeynel Abidin KAPLAN
SES Manisa Şube Üyesi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur