Suriye gerçeği: Savaş kapımızda, duyan var mı? -Hamide Yiğit

Bu yazı Suriye’nin Lazkiye kenti sakinleri ile yapılan görüşmelere dayanarak kaleme alınmıştır ve anaakım medyanın yansıttıkları ile Suriye halkının önemli bir bölümünün yaşadığı gerçeklik arasında büyük bir açı olduğuna dikkat çekmektedir

Türkiye, kardeş Ortadoğu halklarının en yakınındaki ülke, ama yanı başındaki Suriye’yi kan gölüne çevirmek üzere olan bir emperyalist senaryodan bir o kadar habersiz görünüyor…

Suriye’de neler oluyor? Emekten ve demokrasiden yana en ilerici örgütlerin dahi bilgisi, ABD süzgecinden geçmiş medyatik bilginin ötesinde değil gibi. Zira ortalık kızışıyor, savaş tam tamları kulakları sağır edecek neredeyse; hala Suriye’ye dair yapılan yorumlar, dünya kamuoyunu yanıltan bilgilerin gölgesinde: “Esat diktatör, halk demokrasi istiyor, toplumsal muhalefet yükseliyor” vb…

Oysa gerçek tam olarak böyle değil. Elbette ki, diktatörlüklerin miadı dolmuştur, halkın özgür iradesinin yönetimlerde temsiliyetini hiç kimse yadsıyamaz. Ancak işin garibi, Esat’ın diktatör olduğu söylemi en çok ABD ve Avrupa ülkelerinde yankılanıyor. Bu durum bizlere tanıdık gelmiyor mu? ABD, hizaya gelmeyen asi çocukları, “Demokrasi” istemiyle hizaya sokmak ister. Halkın talep etmeyi beceremediği ‘demokrasi’yi, bizzat halk adına kendisi ister: “Demokrasiyi getirin; yoksa ben getiririm!” Ve ABD’nin getirdiği demokrasiyi, tüm dünya kamuoyu Irak’tan biliyor: Yüz binlerce sivilin, çocukların kanıyla kurulan “kanlı demokrasi”yi…

Sokakta çatışanlar kim?
Çatışma haberleri, tek kaynaktan dünyaya yayılıyor; El Cezire aracılığıyla… ABD ve İngiltere’nin süzgecinden geçmeyen hiçbir haber yayımlanmamaktadır. Hangi Suriyeliye sorarsanız sorun, (ki, ben hep sordum) çatışma yokken de, çatışma haberleri veriliyor. Esasında çatışanlar, dışardan para ve silah yardımı alan bir grup sivil güçler. Özellikle gençlerin ve silahlandırılan sivillerin sokağa çıktığı anlarda El Cezire kameraları hazır. Öte taraftan Suriye halkı, emperyalist işgal tehdidine karşı her gün sokakta, ancak dış kamuoyuna hiçbir haber-görüntü sızdırılmamakta…

Öncelikle Suriye’deki sürecin yeni başlamadığının altını çizmek gerekir. Suriye’nin, yönetimi paylaşım kavgasından dolayı Esat muhalifleri zaten vardı. Bunların başında Beşar Esat’ın öz amcası Refat Esat gelmektedir. Kendisi gibi muhalif 2-3 kişi ile (ki, aralarında Müslüman Kardeşlerin lideri de var) birlikte sürgünde, başta ABD olmak üzere Fransa ve İngiltere’nin desteğini arkasına alarak Esat yönetimini devirme planları vardı. Küresel saldırı projesi içinde Suriye’nin kilit noktada olduğunu gören emperyalist güç, bu müzmin muhalifleri besleyip, bekletti, bugüne hazırladı.

ABD ne istiyor?
Büyük Ortadoğu Projesi ile ABD ve AB’nin gözünü diktiği enerji ve su kaynaklarını paylaşma planları, Ortadoğu haritasını paramparça etmeyi gerektiriyor. Paylaşım, küresel güçler tarafından kâğıt üzerinde yapılmış bile… Ancak tümüyle ABD’ye biat eden kukla yönetimler dışında, ABD’ye kafa tutabilen yönetimler var ve bunlar baş ağrısıdır. Tıpkı İran gibi, tıpkı Suriye gibi… Bu ülkelere bir yaptırım uygulamak gerekiyor.

“ABD: İran ve Suriye’ye karşı Ortadoğu ülkelerini silahlandıracağız!” ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, 2007 yılında bunu söylediğinde, dikkatlerden kaçmıştı, zira o zamanlar Irak’a demokrasiyi götürmekle(!) meşgul iken, Suriye’yi hedef göstermişti. Burada Suriye’ye bir ayar çekme planı vardı. Ancak Beşar Esat ne yaptı? İran, Çin ve Rusya ile yakınlaşarak bir ittifak kurdu. ABD de, dediğini yaptı ve son 10 yıl içinde Mısır’a 13 milyar dolar, İsrail’e de 30 milyar dolarlık askeri yardım yapıldı.

İsrail’in rolü
En çok askeri yardımın İsrail’e yapılması anlamlıdır. Asıl harita çizen, Ortadoğu ülkelerini taksimlendiren İsrail’dir. Daha 1982’de İsrail’in bir enfermasyon dergisinde yayımlanmış raporu vardır. Bu raporda; “Irak üçe bölünmelidir. Güneyde Şii, ortada Sünni, kuzeyde Kürt Devleti.” Aynı raporda Lübnan’ın beş’e, Suriye’nin de din ve mezheplere göre dört’e bölünmesi gerektiği yer almaktadır. (İsrail dış ilişkiler görevlisi Oded Yinon-1982)

Plandaki Suriye
Suriye’nin parçalanma planında, kuzeyde bir Alevi Devleti, iki tane Sünni Devlet ve İsrail kontrolünde bir Dürzi Devleti vardır. Bu plan için fitilin ateşleneceği alan, Alevi-Sünni çatışmasıydı. Suriye’de bu oyun en başta denendi. Alevi azınlığın yönetimi elinde tutmasının anti demokratik ve akıl dışı olduğu kışkırtmaları yapıldı, özellikle Lazkiye’de Aleviler Sünnilere, Sünniler de Alevilere karşı kışkırtıldı. Belki bir gecede tüm kenti kan gölüne çevirecek bir oyun oynanmak istendi. Ancak kardeşçe bir arada yaşayan Lazkiye halkı, bu oyunu boşa çıkardı. Halkın kendi tedbirini alarak, mahallelerine giren provokatörleri kendi elleriyle yakalayıp etkisiz hale getirmesi, hem oyunu boşa çıkarmış, hem de bir başka gerçeği açığa çıkartmıştır. Provoke etmek isteyenlerin büyük bir kısmı, Suriye vatandaşı değildi. Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail uyruklu oldukları ifade edilen bu provokatörlerin, halk tarafından yakalanıp güvenlik güçlerine teslim edildiği söyleniyor.

Lokma büyük, dökülecek kan da öyle…
Küresel güçler, birlikte ve tek parça halinde saldırırken, kanını emecekleri ülkeleri bölüp parçalamaktadırlar. Bu parçalamanın içinde yer alan Türkiye, büyük bir hevesle kan dökmeye hazırlanıyor. Hiçbir çatışmanın olmadığı bölgeden, sözde baskıdan kaçıp Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecileri gerekçe göstererek, planın bir parçası olduğunu söylemeye başladı.

Mültecilerin mekanı neden Hatay?
AKP’nin kurnazca planladığı açık olan bir sözde göç dalgası, özellikle Hatay’da himaye ediliyor. Aslında Hatay sınırına yakın bölgede hiçbir çatışmanın olmadığı söylenmektedir. Ama ne hikmetse, olmayan çatışmadan kaçıp, Hatay’a yönlendirilen bir kitle mevcut. Burada asıl amaç, mültecilerin durumu gerekçe gösterilerek, Birleşmiş Milletlerin çekiç gücü, ‘insani yardım amaçlı’ tampon bölge oluşturacak ve Hatay’a yerleşecektir. Dahası, Esat yönetiminin Alevi olduğu düşünüldüğünde, Hatay nüfusunun önemli bölümünün Arap-Alevi olduğu, bu bölgede Suriye desteğinin ve Alevilerin baştan kontrol altına alındığı, olası bir Alevi Devleti kurulduğunda da, bunun tümüyle Türkiye’nin kontrolünde olacağı kurguları akla gelmektedir.

Şii yönetimlerin Sünni Blok ile kuşatılması esas görülüyor
Suriye’de daha neler olduğunu Türkiye kamuoyu bilmez iken, tez elden Esat yönetimini kınamak için kollarını sıvayan Mazlum Der, Özgür Der gibi dinci örgütler, çağrı üstüne çağrı yaptılar. Kaddafi’ye yönelik emperyalist saldırı henüz başlamışken, bu ne acele dedirten cinsten bir gelişme yaşandı. Dahası, AKP hükümetinin polisi, Esat aleyhindeki tüm protesto gösterilerine güzelce kolaylık sağladı. Ama öte yandan Suriyeli yurtseverlerin basın açıklaması yapmalarına dahi Türkiye’de izin verilmedi (Hatay, Ankara ve Antalya’da).

İnsan Hakları Savunucuları daha neyi bekliyor?
Mültecilerin haklarını öne çıkarıp, “Suriye halkının yanındayız” çağrıları yapmak yeterli mi? (İslamcı örgütler dışında bu biçimde bir çağrı şu ana kadar yalnızca DİSK’ten gelmiştir.) ABD’nin gönderdiği ‘iyilik meleği’ zaten sadece bunu yapıyor ve savaşı daha da kızıştırıyor. Türkiye’deki emekten ve demokrasiden yana olan tüm örgütlerin, bunun öte
sinde bir şeyler yapması gerektiği açık değil mi? Tez elden gerçekleri araştırmak ve çok geç olmadan doğru bilgilendirme yapmak, bir insanlık görevi değil midir? Daha ne bekliyor insanlık!

Savaş kapımızda; duyan var mı?

* Hamide Yiğit
KESK MYK Üyesi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur