Korkun, İran olmayız, Türkiye oluruz! -Tufan Sertlek

Türban mevzusu yeniden canlanınca ortalığı yeniden İran olur muyuz olmaz mıyız tartışması kaplamıştı. O günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde türban konusunda YÖK’ün tavrını eleştiren öğrencilere İslamcı öğrenciler saldırmış, saldırıya uğrayan öğrencilere disiplin cezası, okula alınmama vb. yaptırımlar uygulanmıştı. İslamcı öğrenciler, İslamcı rektör, İslamcı YÖK, İslamcı polis, İslamcı hükümet… Mükemmel bir tablo değil mi! Bunun adı başbakanın ve ona destek veren bazı liberallerin ifadesiyle “ileri demokrasi!”

Yıldız Üniversitesi’nde İslamcı öğrencilerin dağıttığı bildiri “ileri demokrasi”nin sınırlarını çok açık ifade ediyordu. Türbanın Allah’ın emri olduğu ifade edilerek buna karşı gelmenin Allah’a da karşı gelmek anlamına geleceği söyleniyordu. Türban meselesinin nasıl bittiğini de unutmayalım. CHP, “ilkokullarda türban olmayacağına” dair teminat isteyince Başbakan teminat falan veremeyiz diye kestirip attı. Şimdilerde ise Alevi yurttaşların “eşitlik” talebine hükümetimiz cevabı yapıştırdı. Başbakanlığa bağlı bir kültürel kimlik olarak varlığınızı sürdürebilirsiniz. Alevi vatandaş diyor ki, “Cem Evleri benim ibadethanemdir”, hükümet diyor ki, “Hayır değildir. Tek din vardır o da sünni İslam dini.” Diyanet İşleri Başkanı “Örtünme dinde yoktur” deyince “daha önce ulemaya sorulsun” diyen Başbakan’ın hışmına uğradı. Hiç şansı yoktu. Bu nedir? İleri demokrasi!

AKP’nin Türkiye’yi nasıl “cemaat” toplumuna götürdüğünü bir sinema filmini izler gibi izliyoruz. Cuma günleri artık devlet dairelerinde Cuma namazına gitmeyen bir yönetici bulmanız zor, memurların bir kısmı gönüllü, bir kısmı zoraki gidiyor. Artık vatandaş “bugün Cuma” deyip devlet dairesine gitme saatini ona göre ayarlıyor. Mahalle aralarında pıtrak gibi biten kuran kursları, dini eğitim merkezlerinin haddi hesabı yok. Bu liste uzatılabilir, ama gerek yok.

Hiç kuşkusuz ki bu birikimin bir sonucu olacaktır, olmaması mümkün değil. Gözümüzün içine baka baka totaliter bir rejimin taşları döşeniyor. Kuşkusuz bu dinsel totalitarizm Türkiye’ye özgü bir model olacaktır. Bu yüzden İran oluruz, olmayız söyleminin içi boştur. AKP’nin en kolay savuşturabileceği bir eleştiridir. Çünkü Türkiye gerçekten de İran olmaz, olamaz. Çünkü İran da Suudi Arabistan olmamıştı zaten. İran, İran olmuştu. Türkiye de Türkiye olacaktır.

Bu nedenle bir sabah uyandığımızda AKP’nin Türkiye’nin “laik” anayasasını değiştirip “Bundan sonra burası Türkiye İslam Cumhuriyeti” demesini beklememek lazım. AKP bu tabelayı asmadan Türkiye’yi İslamcılaştırmaya çalışıyor. Anayasasında laik yazsın bir zararı yok. İran’daki gibi bir din uleması merkez komite işlevi görmesin, yine meclisimiz olsun, yine demokrasiyle yönetilelim! Zaten bütün devlet mekanizmaları ağzına kadar İslamcı kadrolarla dolduruldu, tabelasında “laik” yazmasının kime ne zararı var! Ama toplumsal hayatın her alanında azami ölçüde dinsel kurallar geçerli olsun. Artık gerçekten de başı açık gezmek yürek istesin, gerçekten de Ramazan’da oruç tutmadığını göstermek cesaret istesin, gerçekten de dinsel inanç sistemine ilişkin eleştirel bir tutum alınabilsin… Mahallelerde, işyerlerinde cemaat ilişkilerinin dışında mesleğini icra edebilmek, esnaflık yapabilmek, sanayici olabilmek, ticaretle uğraşmak, iş bulabilmek yani varolabilmek mümkün olsun…

Kapitalizmin bütün “medeni” görüntülerinin yer aldığı, kırk kanallı televizyonun olduğu ama hepsinin teslim alındığı, her şeyin yasal olarak serbest olduğu ama herkesin, bütün gazetecilerin, akademisyenlerin “oto sansür” uygulamak zorunda kaldığı bir “ileri demokrasi” uygulaması olacaktır Türkiye’nin şeriat düzeni. CHP’si yine olur, MHP’si yine olur… CHP’nin bir zararı yok nasılsa, MHP tabanının zaten bu olan bitene bir itirazı yok, geri kalanı da kim dinler!

Evet, bu korkulacak bir tablodur. Türkiye kendi İslamcı siyasal modelini yaratıyor. Bu modele İran korkutmalarıyla alarm vermek yerine daha gerçek bir yerden karşı duruş sergilemek şart. Dinsel hegomonya neo liberal sömürü düzeniyle birlikte yürüyor. Diyarbakır’da türbanlı bir kadın işçiyle sohbet ederken onun söylediği nasıl bir yoldan ilerlememiz gerektiğini gösteriyor bize: Elini türbanına götürüp “Bizi bununla yönetiyorlar, başım örtülü olduğu için utanacağım hiç aklıma gelmezdi” demişti.

Talan edilen doğamız, mahallelerimiz, köleleştirilen emeğimiz, parayla alınır satılır hale getirilen sağlığımız, eğitimimiz… Bütün bunları dinsel bir hegemonyayla yapıyorlar. Ve Türkiye’de AKP’ye oy veren, ona inanan Tekel işçilerinin duyduğu utanç bir süre sonra bütün bir toplumun yüzüne yayılacak. Bu utancı onura çevirecek bir siyasete ihtiyacımız var, İran öcüsüyle milleti harekete geçirme boş hayaline değil!

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur