Kürt sorununda nereye? -Mustafa Peköz

Cumhurbaşkanı Gül, ‘İslamcı’ Cumhuriyetin bayramını kutlarken, Generaller ise ‘Kemalist’ Cumhuriyetin kutlamalarını yatılar. Bu konuda bir saflaşma yaşayanlar, MGK toplantısında, Kürtlere yönelik savaş konseptinde anlaştılar

Kürt sorununa ilişkin çok yönlü trafik devam ediyor. Türkiye’nin iç politikası kadar uluslararası ve bölgesel ilişkilerde de tahminlerin üzerinde bir yoğunlaşma yaşanıyor. Ortaya çıkan politik tablo üzerinde birçok görüş ileri sürülüyor. Sürecin hangi yöne doğru evirileceğine dair yapılan yorumlar da farklı boyutlarda ilerliyor.

Bütün olumsuz faktörlere rağmen, PKK sorunun barışçıl çözüm yönünde ilerlemesi için ateşkesi Haziran 2011 yılında yapılacak genel seçimlere kadar uzattı. Henüz somut bir bilgi kamuoyuna yansımamakla birlikte Öcalan ile görüşmelerin yeniden başlatıldığı söyleniyor.

Bilindiği gibi, devlet ile Öcalan arasında altı temel noktada görüşmelerin başladığı ve sürecin aşamalı olarak geliştirilmesi için bir planın yapıldığı PKK yöneticileri tarafından açıklandı. Ateşkes kararı da bu gelişmeler üzerine alındı. Ancak sürecin bir noktada tıkanması ve hiçbir şey olmamış gibi davranılması devletin yönelimleri bakımından bize belirgin bir fikir vermektedir.

İslamcı iktidar AKP ile generallerin Kürt meselesinde irade birliği oluşturduğu herkesin bildiği bir durum. İki güç de demokratik çözümün ön plana çıkarılmasını ve haklar arasında bir barışın olmasını çok açık olarak engellemektedir. Ülkenin başbakanı çok açık olarak belirtti; ‘ana dilde eğitim’ söz konusu olmayacaktır. Özeklik tartışmaları ‘bölücülüktür.’ 29 Ekim kutlamaları nedeniyle çok belirgin olarak iki kutlama yaptı. Cumhurbaşkanı Gül, ‘İslamcı’ Cumhuriyetin bayramını kutlarken, Generaller ise ‘Kemalist’ Cumhuriyetin kutlamalarını yatılar. Bu konuda bir saflaşma yaşayanlar, MGK toplantısında, Kürtlere yönelik savaş konseptinde anlaştılar.

PKK’nin barışçıl çözümüne karşı savaşı dayatmaktadırlar. Bu çok belirgin olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Örneğin KCK adı altında yüzlerce Kürt siyasetçinin yargılanmasına başlandı. Mahkemenin tutumu, Kürtlere yönelik politikanın ana halkasını oluşturuyor ve Kürtlerin bu topraklarda halen yok sayılmak istendiğine dair somut bir örnek olarak karşımızda duruyor. Asimilasyona yönelik politikaların kesintisizce devam edeceği belirtiliyor. Erdoğan aynı zamanda medya güçlerini kullanarak PKK üzerinde çok yönlü psikolojik baskı geliştirmeye ve özellikle Kürt halkı arasında güvensizlik yaymaya çalışıyor. Devletin psikolojik savaş kurumlarını kullanarak Öcalan-Kandil-Avrupa arasında sanki bir çatışma varmış gibi bir hava yaratmaya ve böylelikle Öcalan’ın Kürt halkı üzerindeki etkisini sıradanlaştırmaya çalışıyor. Avukat görüşmelerini engelleyerek Kandil-Öcalan bağını kopartarak, çelişki varmış gibi bir hava yayıyor. Amaç Öcalan-Kandil-Kürt halkı arasında oluşan ruhsal şekillenmeyi gizlemek ve boşa çıkarmaktır. Cemil Çiçek’in PKK’ye yönelik saldırılarda Tamil Gerillalarını örnek vermesi esas niyeti çok belirgin olarak göstermektedir. Bunu başarırlarsa en önemli zaferi kazanmış olacaklarını biliyorlar. Politik tasfiyede en önemli halka budur. Ancak başarma şanslarının olmadığının da farkındadırlar.

Bunlara paralel olarak devletin ağırlıklı olarak tasfiye ve askeri güçleri kullanma eğilimine dair planları çok daha ön plana çıkmaya başladı. Bunu yaparken de çok sinsi davranıyorlar. ABD ve AB ile füze kalkanının Türkiye’ye yerleştirilmesi için Kürt dahası PKK kartını masaya sürdükleri anlaşılıyor. ABD ve AB’nin Kürt sorununda bu kadar sesiz kalmasının arka planında askeri üslere yönelik pazarlıklar yatıyor. Anadilde savunma hakları elinde alınmak istenen tutsakların bu meşru taleplerine AB kurumlarından hiçbir destek gelmedi. Üç maymunu oynamaya devam ediyorlar.

ABD’nin desteğinde İran ve Türkiye eksenli belirli hedeflere yönelik yeni bir operasyonun gündeme alındığına ve buna yönelik hazırlıkların olduğuna dair önemli veriler ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Güney Kürdistan Federasyon Yönetiminin bu sürece dâhil edilmesi için de çok yoğun bir baskı uygulanıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Emre Fidan’ın mesailerinin çoğunluğu Güney Kürdistan’da geçiyor. Böylelikle sessiz ama çok kapsamlı bir operasyon için zemin oluşturulmak isteniyor.

İslamcı AKP iktidarı Kürt meselesinde çözücü davranmıyor sadece kendi politik iktidarını sağlamlaştırmak için kullanıyor. Her seçim sürecinde Kürtlere yönelik bazı adımlar atacağına dair imalarda bulunuyor, dolaylı olarak Kürt politik temsilcilerine mesajlar gönderiyor, hatta referandum sürecinde olduğu gibi doğrudan görüşmelere başlıyor. Süreç tamamlandıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. İkincisi ise generallerle arasındaki uzlaşma noktası olarak tutuyor. Generallerin iktidar gücü kaybına karşılık Kürtlere yönelik savaş konseptini devam ettirerek mevcut dengeyi korumaya çalışıyor.

Uluslararası güçlerin Kürtlere dair somut talepler dile getirilmeksizin dillendirdikleri ‘yeni’ bir anayasa tartışmasını, AKP kendi ihtiyaçları için kullanıyor. Kürt kartını sürekli gündemde tutarak politik dengelerde manevra alanını geniş tutmaya çalışıyor. Doğrusu bu planını bugüne kadar başarıyla uyguladı.

Referandum öncesi dönemde PKK’nin başlatmış olduğu dördüncü dönem hamlesi AKP’yi ciddi oranda zora soktu. Gerillanın etkin vuruşları ve ciddi asker kaybı hem generallerin hem de İslamcı iktidarın prestijini sarstı. Referandum sürecini çok ciddi oranda etkileyeceğini gören AKP, hemen ateşkes önerisini gündeme getirdi. Bu süreci aştı ve Haziran 2011 seçimlerinden önce hiçbir gelişmenin olmayacağını söylüyor. Şimdiden Kürtlere yönelik maniplasyona girdi, bir yandan genel seçimlerden sonra Kürt meselesinin çözüleceğine dair beklenti oluştururken, diğer yandan seçim barajının düşürülmesine kesinlikle karşı çıkıyor. Kürt siyasetçilerinin serbest bırakılmayacağını belirtiyor, Kürt çocuklarının çok önemli bir kesimi cezaevlerinde tutulmaya devam ediyor. Demokratikleşmeye dair hiçbir adım atmak istemiyor. 2012’de ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemde olacak. AKP, Kürt realitesini ülkenin politik bir sorunu olarak değil esas olarak kendi iktidarının çıkar hesapları ekseninde değerlendiriyor.

Kürt tarafı devletin somut bir adım atmadığını ve esas amacı oyalayarak zaman kazanmaya çalıştığını, tasfiye için zemin oluşturmak istediğini görüyor. Dördüncü dönem hamlesi olarak somutlaştırılan ‘Özer Demokratik Kürdistan’ için başlatılan sürece en iyi yanıt referandumun boykot edilmesinde ortaya çıkan sonuç oldu. Bu sürecin çok daha kapsamlı olarak geliştirilmesi ve demokratikleşmenin önemli bir hamlesi haline getirilmesinin çok daha acil bir görev olarak ön plana çıkartılması gerekiyor. Ancak referandum öncesi ateşkes sürecinden sonra, bu stratejik politika özellikle Kürt basınında işlenmez oldu. Bir anda politik tartışmalardan çıkartılmış havası oluştu.

Devleti tedirgin eden en önemli nokta tam da buydu. Demokratik Özerkliğin ilanı ve bunun pratik olarak yaşama geçirilmesi, devletin bütün politikasını alt üst edeceği gibi sorunun çözümünde önemli bir halkayı oluşturacaktı. Kürtlerin meşru bir talebi olan bu kararın yaşama geçirilmesi PKK’nin dördünce dönem hamlesindeki konumlanmasıyla da doğrudan ilişkilidir.

Kürt tarafı sorunun
çözümünde hiç şüphesiz demokratik barışçı politikayı esas almaktadır. Ancak devlet, Kürt sorunun çözümüne ilişkin somut bir adım atmamak için direnmektedir. PKK, ciddi tehlikelere rağmen tek taraflı ateşkes kararını açıkladı. Devletin nasıl bir adım atacağı ise henüz netleşmiş değil. Osmanlı’da oyun çoktur. Kürtlerin ateşkes çağrısına somut adımlar atılarak yanıt vermemek için oyunlara devam ediyor.

Kürt tarafı tek taraflı ateşkesin tuzaklarla devam ettiğini asla unutmamalıdır. Devletin politik yönelimlerinde çok yönlü tasfiye hiçbir şekilde masa kaldırılmış değil. MGK’da alınan savaş kopseptinin uygulanması için hazırlıklar yaptıkları biliniyor.

Politik duyarlılığı elden bırmamak ve özellikle ‘Demokratik Özerkliği’ yaşama geçirmek için çok yönlü hazırlıklar yapılmalıdır. Kürtlerin stratejisi bakımından önemli olan bu projenin gündemden çıkarılması ve işlevsizleştirilmesi, telafisi zor ciddi sonuçlara yol açacaktır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur