Yeni esnekleştirme dalgası ve işçiler -Denizcan Kutlu

“Bu iş zor yonca…”

Önce referandum, daha sonra Türkiye’nin bilinen siyasal gündemleri derken, çalışma yaşamına ilişkin güncel gelişmeler, geçen birkaç aylık zaman diliminde de gündemde yer alamadı. Bunlar arasında, hazırlığı bir süredir devam eden Ulusal İstihdam Stratejisi‘nin yanında, kıdem tazminatı ve özel istihdam bürolarının mesleki bakımdan geçici iş ilişkisi gerçekleştirebilmesine yönelik düzenleme girişimleri de çok önemli bir yer tutuyor. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda gerçekleştirilmesi planlanan değişiklik ile kamuda esnek ve güvencesiz çalışmayı kalıcılaştıracak düzenlemeler de önümüzdeki ay meclis gündemine gelecek. Halihazırda referanduma konu olan sözde “toplu sözleşme hakkı” ile düzenleme ile de “grev yasağı” Anayasa’ya girmiş durumda (Gülmez, 2010a; Gülmez 2010b; Çelik, 2010a* ). Referandum sonrasında oluşan politik ve toplumsal ortamda, sonuçtan belirli bir güç alan AKP’nin daha da rahat ve hızlı davranabileceğini düşünmek ve bu nedenle, konuyu sürekli gündemde tutmaya çalışmak gerekiyor.

Ne de olsa Emek Platformu’nun 24 Temmuz 1999’da Kızılay’da gerçekleştirdiği ve yaklaşık 400 bin kişinin katıldığı “Mezarda Emekliliğe Hayır” mitinginden sonra 17 Ağustos depreminin hemen ertesinde insanlar dikkatlerini başka bir noktaya vermişken, geceli gündüzlü 5 gün çalışmanın ardından Meclis Genel Kurulu’nda 25 Ağustos’ta kabul edilen 4447 sayılı yasa ile emeklilik yaşı ve prim gün sayılarının yükseltildiği bir ülkede yaşıyoruz…

***

Emek piyasasında yaşanan dönüşümlerin yönünü ve içeriğini kavramak ne kadar önemli ise, işçilerin bu süreç karşısındaki tutumlarını doğru bir biçimde saptamak da bir o kadar önemli. Bu sayfada yaklaşık 1 yıl önce sırasıyla, “Kıdem tazminatı gerçekten kaldırılmayacak mı?”, “Sermayenin yeni hedefi: İşsizlik Sigortası Fonu” ve son olarak, “Kriz, Orta Vadeli Program ve yeni esnekleştirme dalgası” başlıklı 3 yazı ile anılan dönüşümün yön, içerik ve bağlamını tartışmıştık. Bunlar dışında, başka bir yerde yayımlanan ve çalışma ilişkilerinde dönüşümün güncel yansımalarını ele alan bir diğer yazı ile de yine kimi gelişmelerin yanı sıra sürecin emek üzerindeki etkilerinin neler olabileceğini ortaya koymaya çalışmıştık.

İşsizliğe çözüm: Esneklik
Tüm bu yazılanlar şu gerçeğe işaret ediyordu: Türkiye’de hükümet ve sermaye kesimi, emek piyasasını “katılık”lardan arındırmaya yönelik şu ana kadar gerçekleştirilen düzenlemelerle yetinmiyor, yenileri konusunda kimi ciddi adımlar atıyor, önerilerde bulunuyordu (TİSK, 2009). Öte yandan TİSK Başkanı da, konfederasyonun aylık dergisi İşveren’in Ağustos-Eylül 2010 tarihli sayısında, kriz karşısında izlenmesi gereken yolu bir kez daha ilan etmişti: “İşsizliğe Karşı Esneklik” (Kutadgobilik, 2010). Bunun içeriğinin nasıl olacağını ise yine TİSK’in 2004 tarihli bir raporu gözler önüne seriyordu (TİSK, 2004). İşsizliği daha fazla ve kolay işçi çıkararak azaltmak:

“Çalışanları işten çıkarma imkanları daha geniş olsaydı, işletmeler ve özellikle de KOBİ’ler, yatırım yapmada ve yeni eleman istihdam etmede daha hızlı davranabilirlerdi.”

Bu çerçevede, içeriğine farklı kanallardan belirli ölçülerde ulaşabildiğimiz Ulusal İstihdam Stratejisi ile yeni esnek çalışma modelleri gündeme gelecek ve görünen o ki, ilerleyen süreçte yasal bir forma da kavuşacak. Ancak Türkiye’de emek piyasasını sözcüğün tam anlamıyla yeniden şekillendirecek iki önemli düzenlemeye burada ayrıca dikkat çekmek gerekiyor: Kıdem tazminatında yeniden yapılanma ve özel istihdam bürolarının mesleki anlamda geçici iş ilişkisi yapabilmesi. Ayrıntılarına burada girmenin mümkün olmadığı bu iki düzenleme girişiminin mevcut tartışılan halleri ile yasalaşması durumunda, Türkiye, esnek çalışmanın ne demek olduğu ile orta vadede yeniden tanışacak.

Bu yazıda ise, madalyonun diğer yüzüne, işçilerin bu süreç karşısındaki tutum ve görüşlerine, konuyla ilgili nicel dökümleri içeren bir araştırma sonuçlarına ( Nichols ve Suğur, 2010) bakarak kısaca yer vermeye çalışacağız. Araştırma, “Sivil Toplum Diyaloğu: Ortak Çalışma Kültürü Aracılığıyla AB ve Türkiye’den İşçilerin Bir Araya Getirilmesi” başlıklı bir AB projesi kapsamında yapılmış.

Anket kapsamında 2 bin 747’si TÜRK-İŞ, 2 bin 235’i HAK-İŞ ve bin 632’si ise DİSK’ten olmak üzere toplam 6614 sendikacı ve işçi ile görüşülmüş. Görüşülen kişilere Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci durumu ve AB’nin kendisi ile ilgili çeşitli sorular sorulmuş. Ancak biz burada, kısaca çalışma yaşamına ilişkin olanları ile ilgileneceğiz. Kanımızca araştırma mutlak bir durumu yansıtmaktansa eğilimleri veriyor. Dolayısıyla kimi örnekler üzerinden yanlışlanabilir olanların yanı sıra, dikkate ve üzerinde düşünmeye değer veriler de barındırıyor.

Çoğunluk üyeliğe destek veriyor
Katılımcıların yarıdan fazlası Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını destekliyor. Ancak aynı destek, beklenti düzeyi söz konusu olduğu zaman düşüş gösteriyor. Diğer bir ifade ile üyeliğin olması gerektiği (yüzde 50’den fazla) ile olacağı inancı (yüzde 30 civarı) arasında belirli bir açı bulunuyor. Üyeliğe destek, yaş ile birlikte artış gösteriyor. Üyeliğe muhalefet, en çok tarım sektöründe çalışanların yanı sıra, Avrupa kökenli firmalarda istihdam edilen işçilerden geliyor. Bunda tarımsal çözülüşün etkili olduğu söylenebilir. Bulgulara göre, AB’ye üyelik konusundaki görüşler, son beş yıllık zaman diliminde (2004-2009) çoğunlukla değişmemiş, değişmiş ise de bu olumlu yöne doğru olmuş. İlginç olan noktalardan biri, muhtemelen kavramsal çağırışımlar üzerinden değerlendirme yapan işçilerin yüzde 50’sinden biraz azının, “AB’nin genel imajı konusunda olumlu” hissederken, yüzde 70’in AB’ye güvenmeme ya da kararsızlık eğiliminde olması. Güvensiz ve şüpheci yaklaşmakla birlikte, AB’ye üyeliği destekleme durumu da söz konusu.

Üyelik emek haklarını ilerletir
Çalışma yaşamı ile ilgili verilere bakacak olursak, işçilerin, üyeliğin çalışma yaşamının çeşitli unsurlarına yönelik etkilerine ilişkin şu şekilde görüş bildirdiğini görüyoruz:

Sendikacılar AB’den en çok, “işçi sağlığı ve iş güvenliği”, “iş güvencesi” ve “sendikal haklar” açısından fayda bekliyor. Veriler de, işçilerin, AB’ye üyelik ile anılan alanlarda anlamlı bir düzelme olacağı beklentisini dışa vuruyor. Tüm bu alanlarda Türkiye’de yaşanan gerilemeler ve hak kayıplarının aynı zamanda AB’ye üyelik sürecinin gerektirdiği iktisadi bütünleşme ve neo-liberal politikalar ile ilişkisi konusunda bir bilgi ya da farkındalık eksikliğine işaret ediyor.

Üyelik hem işçiye hem sermayeye yarayacak!
Yine ilginç bir veri olarak şu aktarılabilir: Ankete katılım gösteren işçilerin çoğu, yukarıda s
ayılan beklentilerle, üyeliğin AB ve Türkiye’nin büyük sermaye gruplarına fayda sağlayacağını aynı anda düşünüyor.

Tablo şunu söylüyor: Ankete katılan işçiler, önemli oranda, AB’ye üyeliğin aynı anda hem AB ve Türkiye büyük sermayesine hem de işçi sınıfına faydalı olacağı görüşünde.

Ankette yorumlanması gereken noktalardan biri de şu: AB’nin anlamı üzerine işçilere sunulan maddeler arasında olumsuz bir içerikle yüzde 47 oranında istihdam esnekliğine işaret ediliyor. AB’nin anlamı söz konusu olduğunda olumsuz bir içerikle “istihdamın esnekliğini” anımsayan aynı işçiler, bir yandan da AB’nin işgücü piyasası esnekliğini artırıcı düzenlemelere gitmesi gerektiğini savunuyor. Verilere göre aynı zamanda işçiler, yüzde 80 oranında AB’nin işçi haklarını iyileştirmek için daha çok şey yapmasını istiyor. İşçiler, AB’nin hem işçi hakları ve hem de esneklik için çalışma yürütmesini birlikte destekliyor. Konuyla ilgili ayrıntılı tablo şu şekilde:

Görüldüğü üzere, işçiler AB’nin işgücü piyasasını esnekleştirmesine üç sendikanın ortalaması olarak yüzde 71 oranında destek verirken (kesinlikle katılıyor ve katılıyor), ancak ortalama yüzde 10 oranında karşı çıkıyor (kesinlikle katılmıyor ve katılmıyor). En az bu kadar vahim olan başka bir veri ise, ankete katılanlardan DİSK üyesi yüzde 24’ün kararsız kalması. İşçilerden kendilerini sol görüşlü olarak ifade edenlerin yüzde 74’ünün destekleyici bir tutum takınması da yine dikkat çekici. Esnek çalışmadan olumsuz anlamda belki de en çok etkilenen yarı vasıflı (yüzde 75) ve vasıfsız işçiler (yüzde 69) de AB’nin işgücü piyasalarını esnekleştirmesi gerektiği görüşünde.

Fotoğrafın altındaki nedenler ne olabilir?
Bu fotoğrafın nedenlerinin de mutlaka tartışılması gerekiyor. Bunun için çeşitli açıklamalar getirilebilir. Öncelikle işçilerin esnek çalışmanın ne olup, ne olmadığı konusunda bir kafa karışıklığı yaşadığı düşünülebilir; şöyle ki, işçiler esnek çalışmayı, yaşamlarını işveren karşısında, istedikleri gibi düzenleyebilecekleri bir mekanizma olarak görüyor olabilir. Dolayısıyla, esneklik kavramsal olarak çağrıştırdığı şekliyle bir “özgürlük” aracı olarak algılanıyor olabilir. İkinci olarak, işverenlerin söylemindeki gibi, işçiler, esnekliği işsizliği azaltacak bir önlem ve araç olarak algılıyor olabilirler. Üçüncü olarak, tamamen bilgisizliğin bir ürünü olarak, bu yönde görüş belirtenlerin olması ihtimal dahilindedir. Dördüncü olarak, işveren cephesinin konuyla ilgili sürekli yeniden ürettiği söylem ve tezlerin, toplumsal alanda karşılık bulması olasılığından bahsedilebilir. Buna göre, bu söylem hegemonik bir hal almış olabilir. Beşinci olarak, AB’de işgücü piyasasının esnekleşmesi ile üyelik sürecinden sonra “serbest dolaşım hakkı” ile AB ülkelerinde iş bulunabileceğine ilişkin, tamamen yetersiz ve eksik bilgiye dayanan bir beklenti olabilir. Düşük olmakla birlikte, esnek çalışmayı deneyimlememiş olmak da bir altınca olasılık olarak not edilebilir. Bu tür bir tercihin altında yatan olası nedenleri çoğaltmak mümkün; ancak görünen bir gerçek var ki, ortada büyük bir çelişki bulunmakta: O da esnekliğin, işçi hakları söz konusu olduğunda başlı başına bir tırpan görevi üstlenmesi konusundaki bilgisizlik ve kavrayışsızlık.

Bu yazı ile amacımız, bir yandan emek piyasasında Türkiye işçi sınıfını bekleyen bir yeni vites büyütme hamlesine işaret ederken, diğer yandan da konuyla ilgili işçilerin tutumlarına ilişkin bir anketin sonuçlarına dikkat çekmekti. Elbette, anketi yanıtlayanların, Türkiye’de işgücü piyasasının esnekleştirilmesi söz konusu olduğunda ne yanıtlar vereceklerini bilemiyoruz. Ancak “Bu iş zor yonca” demeden önce, bir yandan AB’den işçi haklarının ilerletilmesi ile esnekliğin yaygınlaştırılmasını aynı anda beklerken, diğer yandan da esnekliği AB’ye ilişkin olumsuz çağrışım yapan bir kavram olarak işaretleyen bir mantığın, Türkiye’deki yeni esnekleştirme dalgası karşısında nasıl bir tavır takınacağını tartışmak, düşünmek durumundayız.

* Konunun çokça tartışılmadığını ve öneminin kavranmadığını düşündüğüm için bu kaynakları burada verme gereksinimi duydum. Aziz Çelik’in “cevap” niteliğinde olsa da görüşlerini açma fırsatı bulduğu başka bir yazısı için bkz. Çelik, 2010b

Kaynakça

Gülmez, M. (2010a) “Grev yasaktır demenin başka yolu”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=988206&Date=29.09.2010&CategoryID=42

Gülmez, M. (2010b) “Grev ve toplu sözleşme rüyası”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1011434&Date=29.09.2010&CategoryID=42

Çelik, A. (2010a) “Grev Yasağı Geliyor”,
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1186602856&news_code=1281007065&year=2010&month=08&day=05

Çelik, A. (2010b) “Anayasa Değişikliği ve sendikal haklar – Aziz Çelik: Anayasa değişikliklerini emekçilerin lehine yorumlamaya çalışıyorum
“, http://www.marksist.org/dosyalar/1624-anayasa-degisikligi-ve-sendikal-haklar?start=3

TİSK (2009), Kriz Döneminde Endüstri İlişkileri, İşveren Özel Eki, Cilt: 47, Sayı: 4, TİSK Yayınları, Ankara

Kutadgobilik, T. (2010) “Önemli Bir Kriz Öğretisi: ‘İşsizliğe Karşı Esneklik'”, İşveren, Temmuz Ağustos, Sayı: 10-11, http://www.tisk.org.tr/isveren_sayfa.asp?yazi_id=2775&id=

TİSK (2004) Lizbon Stratejisi: Unice Görüşü ve Ülkemiz İçin TİSK Önerileri, TİSK Yayınları, Ankara, http://www.tisk.org.tr/yayinlar.asp?sbj=ic&id=1301

Nichols, T.; Suğur, N. (2010) Türkiye ve Avrupa Birliği, Sendika Üyelerinin Görüşleri,
http://iscilerbirarada.org/index.php?option=com_content&task=view&id=92&Itemid=106

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur