Murat Karayılan röportajları -Ertuğrul Mavioğlu (Radikal)

Radikal gazetesinin Murat Karayılan röportajının ilk üç kısmı

PKK’nın Kuzey Irak’taki Kandil kampına ulaştığım andan itibaren içimde Kan-dil’i heceleyerek türettiğim şu cümle var: “Kan akarsa, dil susar!” Kandil, tam da böyle; ülkenin artık iyiden iyiye düğüm olmuş büyük bir paradoksunun özeti gibi. Sabahın kör saatlerinden itibaren yaklaşık iki saat boyunca beklediğim eve birazdan gelecekler ve karşısına oturacağım adam, ” Devlet bizi yenemeyecek ama biz de devleti yenemeyeceğimizi artık anladık” diyecek. Ateşkesin sürmesi için bekledikleri adımları anlatacak ve şu ana kadar kimseye olmadığı kadar açıklıkla, İran, ABD ve İsrail ilişkilerinden bahsedecek. Ve şimdiye kadar kimseye vermediği kadar net bir söz verecek: “Bundan sonra PKK’dan yana sivillere asla zarar gelmeyecek! ”

Kandil’e tırmanış
Yaklaşan aracın sesini duyduğumda yerimden doğrulup kapının önüne çıkıyorum. “Merhaba” diyor, kendisini ‘Deniz’ diye tanıtan adam, güleç bir yüzle konuşuyor: ” Hoş geldiniz, yorucuydu yol sanırım. Şimdi hazır mısınız?”

Dört çekerli, çift kabin Toyota’nın içinde, Diyana Ranya arasındaki Akoyan vadisinin içinden bir nehir gibi aktığı hissi veren yolda ilerliyoruz. İran bölgesine doğru, kâh tırmanarak, kâh yokuş aşağı inen, virajlı ama her nasılsa son derece bakımlı olduğu için insanı sarsmayan bir yol bu.

Toyota bir yerde duruyor ve geri dönüyor. Beş dakika ilerledikten sonra tekrar duruyor ve yine geri dönüyor. “Yolu mu şaşırdın” diye soruyorum saf saf. Yüzü dağ yanığı adam, “Hayır” diyor: “Bir işaret bekliyorum.” Oysa ben etrafa bakıyorum ve kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler dışında işaret verecek bir canlı göremiyorum. Sonra yeniden duruyor kamyonet. “Bundan sonrasında biraz yürüyeceğiz” diyor. Çevrede kimseler yok. Herhalde uzun bir yürüyüş olacak. Küçük bir derenin üzerinden atlıyoruz, yeşillik bir alanın önündeyiz. Birden birkaç silahlı adam, kadın beliriyor. Sessiz ve dikkatliler. Arkalarında dünyanın her yerinde kırmızı bültenle aranan PKK’nın dışarıdaki bir numaralı ismi Murat Karayılan görünüyor. Resmi kayıtlara göre 1954 Birecik doğumlu. Yüksekokul, Makine bölümü mezunu. PKK’ya 1979’da katılmış, 12 Eylül’den önce yurtdışına çıkmış ve hiç cezaevinde yatmamış. Bana doğru birkaç adım atıp elini uzatıyor: “Hoş geldiniz.”

Onlar da kayıt yapıyor
Üzeri ve arkası kapalı bir çadırın altındayız şimdi. Bir masa yerleştirilmiş, üç tane de sandalye. Yerde hasır serili. Ayakkabılar çıkarılıyor. Masanın arkasına Karayılan geçiyor. Ben yana oturuyorum. Karşıma örgüt yöneticilerinden Bozan Tekin geçiyor. Teybimin yanına kendi teyplerini koyuyorlar. Fotoğraf çekiyorlar, arşivleri için birkaç dakika kamera kaydı yapmak için izin istiyorlar. Sadece Türkiye’de savaş ve barışa dair çok sık tartışılan gündemdeki konuların değil, PKK’ya ilişkin yıllardır içimde birikmiş soru işaretlerinin de izini sürmekte kararlıyım. Soruyorum ve Karayılan yanıtlıyor…

Ateşkesin son kullanma tarihi 31 Ekim mi?
Sürekli ateşkesten yanayız biz aslında . Top karşıda . Güven verici adımlar atması lazım. Operasyonların durdurulması bir adım olabilir. Öcalan ile diyalog sürecinin geliştirilmesi önem taşıyor. En son diyalog 16 Eylül’de oldu. Olumlu, çözüme dönük, güven veren bir üslup kullanması gerekir. Bekliyoruz henüz karar vermedik. Olumsuz yaklaşıma rağmen iyimser bir tavır geliştiremeyiz. Bazı şeyler de var ki bize rağmen oluyor. Bizim isteğimiz süresiz bir ateşkes. Diyalog, müzakere sürecini başlatma, silahları tümüyle susturmaktır. Bir ara Hasan Cemal ‘elini tetikten çekme’ diyordu. Biz çekeceğiz, o çekmeyecek, böyle olmuyor. Günler önemli, izliyoruz, bekliyoruz, duruma göre karar vereceğiz.

Şehit cenazeleri kaldırılmaya, PKK’lı gençler dağlarda ölmeye devam ettikçe, olaylar deyim yerindeyse bir kan davasına dönüşmüşken barış nasıl gerçekleşecek? Trabzonlular, Manisalılar, Uşaklılar, Ankaralılar nasıl ikna olacak?
Kuşkusuz Türkiye halkına karşı sorumluluklarımız vardır. Kendimizi onlara tanıtma, onurunu alma gibi bir siyasi anlayışımız vardır. Bizim bu konuda yeterli olduğumuzu söyleyemem. Ama bu konuda esasen sorumlu bir kesim daha var. Türkiye sol hareketi. Biz mücadelemizi anlatmakta yetersiz kaldık ve Türkiye solu da yetersiz kalınca büyük bir gedik oluştu.
Şovenizm toplumsal bir reflekse dönüştü. Kürt hareketi zamanla toplumsallaştı. Sol ise uzak durdu. Kürt hareketi ile birlikte görülse, Türk toplumundan tecrit olacağını düşündü. Kürt hareketiyle arasına mesafe koydu. Türk solunun mesafe koyma tavrı, onu da toplumdan uzaklaştırdı. Çözümün bir boyutu da Türk halkının ikna edilmesidir. Bu konudaki çabalarımız sürecek.

Birçok yerde PKK kaynaklı patlamalar oluyor. PKK ‘şehirlerde eylemlere geçeriz, cehenneme çeviririz’ gibi söylemlerde bulunuyor. Sokakta dolaşan, halktan insanların yaşayacağı zararları ve doğuracağı nefreti göremiyor musunuz?
O konuda yaşananların bir kısmı bizim dışımızdadır. Hakkâri Geçitli’deki gibi. Şunu söyleyeyim, son yıllarda gelişen bazı durumlardan ötürü, bu konuda kendimizi daha fazla anlayış, ilke boyutuyla güçlerimizi örgütlemiş durumdayız. Metropolde de eylem olsa, nerede olsa, tek bir sivilin zarar görmemesi bizim temel ilkemiz olacak. Geçmiş dönemde de oldu, ama artık olmayacak.

Çok acı olaylar var. Mavi Çarşı, Çetinkaya ve benzeri olaylarda çok sayıda masum sivil yaşamını kaybetti…
Evet bizden kaynaklı hatalar oldu. Yeri gelse, zamanı gelse kendimizden kaynaklı bu hatalar için özür de dileriz, telafi etme yoluna da gideriz. Ama unutmamak gerekir ki, bize ait olmayan eylemleri de devlet bizim üzerimize yıkmaya çalıştı. Buna rağmen biz, bizden kaynaklı eylemlerde hiçbir sivilin zarar görmemesi için tüm güçlerimizi, eğitimden geçirmede, anlayış kazandırmada daha emin ve güvenli biçimde konuşabilirim. Asla olmayacak. Benim topluma yönelik mesajlarım da bu yöndedir.

PKK için medyada ve siyaset dünyasından ‘terör örgütü’ sıfatı kullanılıyor. Siz terörist misiniz?
Halk hareketi olduğumuzu iddia ediyoruz. Öyleyiz de. Bize karşı binlerce şiddet uygulaması yapılmıştır. Biz böyle bir halkız. Meşru savunma hakkımıza terör diyorlarsa öyledir. Ama meşru savunma bütün dünyada, BM’de kabul edilmiştir. Biz yok edilmeye karar verilmiş bir toplumuz. Meşruyuz, haklıyız, doğal haklarımızı istiyoruz. Bunun için teslim olmamışız, ruhumuzu teslim etmemişiz. Hep terörist, terörist deniliyor ama gerçeği öyle değildir. Bir özgürlük hareketi terörist olamaz. Ama egemen güçler bütün haklı halk hareketlerini terörist ilan ediyor.
Mandela’ya da yıllarca terörist dediler. 27 yıl hapis yattı. Şimdi barış kuşu olarak görülüyor. Dünyaca en ünlü kişiliklerden biridir. Yaser Arafat da öyle.
Yıllarca terörist denildi, sonra devlet başkanı oldu. Türk devletine göre, biz teröristiz. Ama devlet gelmiş topraklarımızı işgal etmiş, dilimizi yasaklamış, zenginlik kaynaklarımızı talan etmiş. Halbuki burada bin yıllardan beri yaşayan bir halkız.

PKK’yi dağdan indirmek üzerine tartışmalar var. Güneye çekilme gibi seçeneklerden bahsediliyor. Ama PKK bildiğim kadarıyla dağda eskisi kadar güç tutmuyor. PKK küçüldü mü yoksa şehre mi indi?
“Şehirde de varız ama dağda da varız. PKK bir kurumlaşmadır, bir sistemdir. Kolay oluşmadı, kolay da çözülmez. Köklü bir Kürt sorunu var. Sorunun çözümü temelinde PKK s
orunu da aşılır. Öyle komşu devletlerle işbirliği yapmakla, yeni operasyonlar yapmakla sorunu çözemezsiniz. Ben kendim yüzlerce operasyonla karşı karşıya gelmişim. Biz kendimizi bu dağlarda koruyacak ve yaşatacak tecrübeyi kazanmışız. Arazinin tümünü tanımışız. Kürdistan’ın diğer parçalarında da yaşayacak tecrübemiz var. Birileri Norveç’e gidecek, kimi eve gidecek. Bu insanlar sorunu çözmek için gelmişler. Neden gitsinler? Bunun görülmesi Türkiye halkı ya da ordusu için yenilgi değildir. Bir siyasi körlüğü gidermektir. Biz demiyoruz ki, zafer kazandık. Uluslar- arası güçler üzerimize bu kadar sefer yaptı, tasfiye edilemedik. İstenirse şiddet yolu devam ettirilir, bu durumda inanın PKK yine daha güçlenir. O zaman belki kendi çözümünü de kendisi geliştirir, ilan eder. Son seçenek olarak ona da gidebilir. Ama teslim olması ya da şiddet yoluyla tasfiye edilmesi mümkün değil. Ama şu var: Biz de devleti yenemeyiz. Yenişememe durumu söz konusu. Çözüm bu temelde kendisini dayatan bir gerçekliktir. Uzarsa karşılıklı kayıplar daha fazla olur. ”

PKK, silahların susması, barışın tesisi ve nihayetinde çözüm için nasıl bir formüle sahip?
“Esasen ortada iki anlayış, iki çözüm projesi var. Bunların birisi bizimdir. Bunun çözümünü formüle ettik: Demokratik özerklik. Karşılıklı birbirine saygı gösterme temelinde, oturup konuşma yoluyla, bu sorunu çözmedir. Türkiye’nin bütünlüğü içinde, bu zoraki birliği gönüllü birliğe dönüştürmedir. Yeni bir anayasa temelinde Türkiye toplumu yeniden biçimlendirmelidir. Türkiye’nin batısından insanlar çıkıyor sokağa, ‘Bu PKK nedir, terördür, bilmem nedir’ diye bağırıyor. Bir başbakan dese ki, “Biz bu kardeşlerimizi yıllarca inkâr ettik, dilini yasakladık, bu temelde Türk uluslaşmasını yaratmak istedik ama o da olmadı. Bu hatadan ötürü trajediler yaşandı, kardeşler birbirini vurdu, kem gözlerle bakıldı, şimdi öyle bakmayalım, Yeni bir neden var, bu nedenle bir toplumsal uzlaşma dönemini başlatıyoruz, yasal değişiklikleri yapıyoruz.” Öyle dese batı alkış tutar. Rant hesabı olmayanlar bunu sevecektir.
İkinci proje devletin projesidir. Devlet 2008-2009 yıllarındaki gelişmelerden sonra anladı ki, kökten inkâr tutmuyor. AKP ile ordunun yakınlaşmasının nedeni budur. Devlet, AKP eliyle yeni Kürt politikası oluşturuyor. Bunda ne var? Bireysel haklar çerçevesinde televizyon açıldı, herkes bağırabilir, şarkı söyleyebilir ama anadil eğitimi olmaz.

‘Asimilasyon’
Vatandaşlık ise Türk milleti çerçevesinde. Türk milletinin içinde Laz da var Çerkez de var, Kürt de var. Yani sen varsın ama sisteme dahil olacaksın, Türkleşme sürecini hemen değil de yavaş yavaş kabul edeceksin. Bir süre sonra asimile olacaksın. Belini sıvazla ama sorununu çözme. 86 yıldır asimilasyonu kabul etmedin ama yavaş yavaş ettirmeyi planlıyorlar.

‘Düz ovada siyaset yaptırmıyorlar’
Murat Karayılan’ın sözlerinden PKK’nın özellikle KCK operasyonu ve süren davalara çok önem verdiği anlaşılıyor:
“KCK operasyonlarını ele alalım. Mehmet Ağar bile düz ovada siyaset yapsınlar dedi. İşte düz ovada siyaset yapanları temizliyorsun. PKK’lı olsun, KCK’lı olsun. Elinde silah mı var bunun? Fırat Anlı mesela, avukattır. Sonra seçilmiş belediye başkanı olmuş. Sen bunu alıyorsun. Ben KCK’nın yürütme konseyi başkanıyım. Onlarla bir bağım varsa zaten ben buradan söylerim.”

‘Öcalan’ı boşa düşürmeyiz’
Öcalan, avukatlarıyla görüşmesinde hem Kandil’e hem hükümete mektup yazdığını ama yanıt alamadığını açıkladı. Öcalan’a yanıt vermediniz mi?
Öcalan’ın mektubunu yanıtladık, ancak aksaklıklar nedeniyle ulaşmamış olabilir. Öcalan çözüm perspektifli bir mektup yazdı. Süreçte yaşananların ciddiye alınmasını istedi. Biz yanıtımızda, kaygılı olduğumuzu ama onu hiçbir koşulda boşa düşürmeyeceğimizi, diyalog sürecine stratejik düzeyde yaklaşabileceğimizi, hareket adına tüm diyalogları sürdürebileceğini, tamamen orada yürüteceği diyalogları bizim de burada pratikleştireceğimizi yazdık. AKP ve devlet iki hat üzerinde çalışıyor. Bir yanda marjinalleştirme projesi çerçevesinde askeri hazırlıklar var. Diğer yanda çözüm vb. görüntüsü. Samimiyet ve ciddiyet görmüyoruz.”

‘İçki yok, sigarayı da bırakıyoruz’
PKK’ya yönelik karapara suçlamaları var. Kaçakçılıkla hemhal olduğu, savaş rantçılığı yaptığı, bu nedenle asla silah bırakmayacağı yönünde iddialar. Karayılan’a “Siz savaş rantçısı mısınız?” diye sorduk. Yanıtı şöyle: “Bunların hepsi safsatadır. İsterseniz günlerce burada kalın, hatta uluslararası heyet gelsin. Bütün arşivlerimizi açalım. Öyle tek bir kaçak bir şey bulurlarsa o zaman deriz, bizim bütün söylediklerimiz yanlıştır. Yaşam ilkelerimiz var. Her türlü uyuşturucu, içki anlamına gelen her şeyi reddederiz. Bir tek sigara kalmış, artık onu da bırakıyoruz.”

2.GÜN

ABD ve AB, Kürt sorununun çözümünü neden istemiyor?
Bu sorunu yaratan onlardır. Ve sürdürülmesinden yana politika güdenler de onlardır. ABD ve AB bu sorunu çözmek istese çözer ama çözmek istemiyorlar. Çünkü Kürt sorunundan çıkarları var. Bu meseleyi Türkiye’ye karşı bir kart olarak elde tutmak istiyorlar. Buradaki sorunlar çözülürse, bölge halklarının onlara hiç ihtiyaçları kalmaz. Dünyayı böyle yönetiyorlar. Önce sorun yaratıyorlar, sorunları çıkmaz hale getirip kendi ekonomik ve siyasal egemenliklerini sürdürüyorlar. Biz “Oraya bakmayalım, kendi içimizde kendi sorunlarımızı çözelim” diyoruz.

Temas fotoğrafı
Can Dündar’ın Milliyet gazetesinde yayımladığı PKK’lıların ABD yetkilileriyle temasını sergileyen fotoğraf neyin nesi? Filistinlilerle benzer kaderi paylaştığınızı söylemenize karşın, son dönemde İsrail’e karşı oldukça özenli bir üslup kullanmanızın arka planında neler var?
“ABD ile 2003-2004 arasında bazı temaslar gerçekleşti. Zaten teması gerçekleştirenler de şimdi saflarımızda değil. Aslında o resim de ‘photoshop’ gibi bir şeydi, doğru değildi. Yani birileri farklı resimleri birleştirmişti. Ama o dönemde ABD ile bazı temasların olduğu bir gerçek. Güneyde 1983’ten beri, hem de kimsenin izni olmaksızın varız. ABD buraya gelmişse bizimle temassız olamaz. Ama bunlar bir siyasi ilişkiye dönüşmedi. Daha sonra Türk devletinin müdahalesi, vetolar vb. nedenlerle 2004’ten bu yana da ilişkimiz kalmadı.

İsrail’le ise bu türden bir ilişki hiç yaşanmadı. İsrail’den farklı zamanlarda iki gazeteci geldi. Belki İsrail nabız yokluyor, anlamaya çalışıyor. Bizimle ilişki kurmak isterlerse ret mi ederiz?
“İlkelerimiz var, bu çerçevede olursa ret de etmeyiz de. Ama onlar açıkçası Türkiye’yi İran’a karşı değerlendirmek için Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alan bir siyaseti kendi çıkarlarına daha uygun görüyorlar. Ortadoğu burası. İnsanlar alınıp satılıyor. PKK bu tür şeylere prim vermez. Ortadoğu bölgesinin iki temel toplumsal sorunu var. Biri Kürt, diğeri Filistin sorunudur.
Ama biz İsrail’e de Ortadoğu halkları arasında yer veririz. Kürt – Türk, Filistinli – İsrail barışı Ortadoğu’ya bir barış getirir. Eskiden İsrail’in yok edilmesi projesi vardı. Bu topraklarda herkesin özgür ve eşit biçimde yaşama hakkı olmalıdır diyoruz.

İran’a müdahale
İran’da Kürtlere yönelik kökten inkâr yok. Ama İran ne dese bile Kürt sorunu halen gündemde. Kürt toplumunu iradi olarak tanımak gerekir. İran’ın yapmadığı budur. Aslında İran’a PKK olarak herhan
gi bir tavrımız yoktur.
PJAK ile İran’ın çatışmasını da tam doğru bulmuyoruz. İran’ın özellikle kuşatma altında olduğu bir dönemde Kürtlerin silahlı mücadele yürütmesini pek olumlamıyoruz. İran baskı ve operasyonları durdurursa silahlı mücadeleye başvurulmaması lazım. Kongra Gel’de bu konu gündeme geldi. Onlar da baskı ve şiddet olduğunu, operasyon yapıldığını anlattılar. Kongra Gel, meşru savunmaya önem veriyor. Onun dışında siyasi çalışmayı öne çıkarması gerektiğini düşünüyor.”

PJAK, PKK bağlantısı hangi boyutlarda?
PJAK doğulu gençler tarafından kuruldu. Apoculuğu benimsedi. Ama PJAK ayrıdır, biz ayrıyız. PJAK kurulduktan sonra ABD bunlarla ilişki kurdu. Bizim de İran ile ilişkimiz vardı o zamanlar. İran bize “Bu PJAK nedir” diye sordu ve PJAK’la ilişkimizi kesmemizi istedi. “Onların eylemlerini reddettiğinizi açıklamanız dostluğumuzun sürmesi için gerekli” dediler. Amerika da PJAK’a PKK ile ilişkisini kesmeyi dayattı. Bu tartışmalar, 2005-2006 yılında gerçekleşti. PJAK ile ABD yetkilileri arasında Kerkük’te altı saatlik bir toplantı gerçekleşti. PJAK, bu toplantıda PKK ile ilişki kesmeyi reddetti. Belki reddetmeseydi ilişki resmi bir boyut kazanacaktı. Amerika buna tepki olarak tavır aldı. Bunun ilk adımı olarak da ABD’de olmayan malvarlığını dondurdu. PJAK ABD’ye bu tavrı alınca biz de İran’a “Hayır onlar tavır aldı, ilişkimizi kesmeyiz.” dedik. Bunun üzerine bizim de İran ile aramız bozuldu.

‘Acı dağlara çekiyor’
Kandil’deki ‘Nurhak’ kod adlı kişi dağa çıkışını şu sözlerle anlatıyor: 26 yaşındayım. Üç yıldır dağdayım. Üniversite öğrencisiydim. Kürt sorunu ya da PKK benim için uzak değildi. Doğuşumuz, PKK ve Türk devleti arasındaki mücadelenin tam ortasındadır. Savaşla birlikte büyüdük. Acılar insanı dağlara çekiyor. Askerlerin zoruyla köyden çıkmak çok zordu.

‘Hükümetle görüşme yok’
Geçen aylarda medya ve politika sahnesinde ‘Hükümet ile PKK’nın pazarlık yaptığı’ üzerine çok kelam edildi. PKK-hükümet arasındaki temaslara dair haberlerin ne kadar gerçeği yansıttığını merak ediyorum. Bu görüşmelerin tutanakları var mı? Hangi aşamada görüşmeler?
Takdir edersiniz ki, bu süreçlerin sağlıklı sürdürülebilmesi için her şey her yerde konuşulmaz. İmralı ile yapılan görüşmelerin dışında elle tutulur, çok fazla bir temas ya da görüşme yok. Olsa bile onun çok gerisindedir. Yani o açıdan pek bir değerlendirme konusu edilebilecek bir şey yok.

Temaslar dolaylı
Temasların tümü dolaylı. Hükümet kendini çok uzağında tutuyor. Ben de söyleyebilirim. Hükümetle öyle doğrudan bir temasımız yok. Esas olanı İmralı ile yapılacak görüşmedir. Başka bir şey olsa da onun gölgesinde kalır. Henüz müzakere yoktur. Diyalog aşamasındadır.
Müzakere olması için madde madde gitmek gerekir. Bunun ne kadar sürüp sürmeyeceği de belli değil. Bunun dışında yok denebilir.

Söz Ortadoğu’dan açılmışken, özellikle son bir yıldır Türkiye ile ilişkileri hem ticari hem de siyasi boyutuyla tırmanışta olan bölgesel Kürt yönetimi ve Irak devleti, PKK’ya karşı çatışır mı?
Türkiye’nin ya da diğer devletlerin amacı Kürtleri kendi aralarında çatıştırmak olabilir. Ama bütün Kürt parti ve odakları, iç çatışmayı derin bir biçimde yara açan, zarar veren bir olgu olarak görüyorlar. O nedenle ben iç çatışmanın gelişebileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Onlar da zaten “İç çatışma defterini kapattık” diyorlar. Eğer kim ki, iç çatışma başlatırsa siyasal olarak biter.

’15 yaşında dağa çıktım’
Jiyan: 12 yıldır dağdayım. 15 yaşında dağa çıktım. Şu an 27 yaşındayım. Muşluyum.
Ailem beni destekliyor. Onlardan beni desteklemelerini bekliyorum. Ailemin bir kısmı Avrupa’da, bir kısmı Muş’ta. Onların benim yüzümden başlarına ne geldiğini bilmiyorum ama doğrudur, baskı geliyordur.
Ailemle görüştüğüm oldu zaman zaman.

‘Cahil değilim’
Türkiye’de çoğu insan cahil olduğumuzu düşünüyor. Bu doğru değil. Kendine aydınım diyen insanların cahilliklerini bir türlü anlamıyorum.

Lise 2’den Kandil’e
Amed: Beş yıldır dağdayım. Mardinliyim. İstanbul’da lise ikide okurken 19 yaşında dağa çıktım. İstanbul’da yaşıyordum. Kimse keyfinden dağlara çıkmaz.
Kürtler de tarih boyunca bu topraklar için mücadele vermiştir. Şimdi ise hakları görmezden geliniyor. Üzerimize büyük bir politika yürütüldüğünü biliyoruz. Ama barış istiyoruz. Evet elimde silah olduğu doğru çelişki gibi görünüyor. Ama biz barışı elde etmek için savaşıyoruz.

3.GÜN

BDP’nin çözümdeki rolü nedir? PKK, BDP’nin önünü tıkıyor mu?
Diyelim ki, BDP silah bırakmayı müzakerede kabul etti. Nasıl bırakacak? BDP silahlı değil ki. Silahlı olan biziz. Desin ki, tek muhatap benim, bu bir zorlamadır. Üç muhatap var: PKK, BDP ve Öcalan. Daha önce de söyledim, bize bazı aracılar aracılığıyla bir temas girişimi oldu, tam iki yıl önce. Biz ise “Diyalog çabanız varsa, önderliğimiz oradadır, size daha yakındır” diye yanıt verdik. Öcalan genel olarak muhatap kabul edilse, kapsayıcı olur. Başlangıçta BDP’yi muhatap alsa bu da olabilir. Ama silah onda değil ki, silahı nasıl indirelim diye karar versin. BDP için “Sinn Fein rolü oynasın” diyorlar. Öyle bir rol mü biçmek istiyorsunuz, o zaman imkân verin. İmralı ile de bizimle de görüşsün.
Devletle müzakere gerçekleştirseniz ve anlaşmaya varılsa. Bunun sizin açınızdan güvencesi ne olur?
Biz Türkiye’de inkâr zihniyetinin değişmesiyle çözümün olabileceğini savunuyoruz. Zihniyet değişmeden çözüm çabaları sonuç almaz. Demokratik cumhuriyet, özerk Kürdistan gerçeği eğer hayata geçerse bence güvenilebilir.
Marksizm eksik
Geçmişte enternasyonalizm diye bir örgütlenme vardı. Şimdi PKK’nın dünyada kendine yakın hissettiği örgütler var mı?
PKK kendine yeni bir paradigma geliştiriyor. Kapitalist modernizme karşı kendi paradigmasını ortaya atmış bulunuyor. Özellikle reel sosyalizmin çöküşünden sonra yeni arayışlar içine giren hareketler var. PKK kendine solu yakın görüyor. Ama dogmatik solu değil. Bizim bakışımız daha zengindir. Şimdi sosyal forumlar var. İleride daha kapsamlı bir çalışma haline dönüşebilir.
PKK çıkış noktası itibariyle kökeni sosyalizme dayalı. Bir gün PKK kendi bayrağından orak çekici çıkardı. PKK’yı hâlâ sosyalist olarak tanımlıyor musunuz?
Biz Marksizmin günümüz koşullarında açığa çıkmış bazı yetersizliklerinin bulunduğunu düşünüyoruz. Örneğin, devlet, demokrasi, iktidar, kadın sorunlarına yaklaşımda Marksizmin yaşadığı yetersizlikler vardır. Mesela “Devlet egemen sınıfların baskı aracıdır” söylemi. Kapitalizmi yık, yerine sosyalizmi kur, o da bir baskı aracı oluyor. Biz, devlet yerine tabandan gelen, kararların tabandan alındığı daha farklı bir örgütlenme geliştirilmesi gerektiğinden hareketle, buna demokratik konfederalizm diyoruz. Devlet değil, rol ve işlevi olan bir sistem ancak insanlığı kapitalizmin pençesinden kurtarır. Bu açıdan demokratik ekolojik paradigmayı ortaya attık. Artık reel sosyalizme dair tutuculuğun bu teorik zenginlikle aşılabilmesi mümkündür. Demokratik sosyalizme giden yolda bu çok önemli.
Halen Geçitli katliamı konusunda bir bulanıklık var. Bu olay ortada mı kaldı? JİTEM’e bağlı bazı birimlerin yaptığı bizim açımızdan kesindir. Fakat bunu belgelendirmek, zaman ister. Ama bu acaba devletin m
erkezi güçlerinin yönlendirmesi mi, değil mi, bilemem. Bizim araştırmamıza göre, bölgede hançer timleri diye birimler varmış.
Medyada Geçitli katliamını PKK’lı Dr. Bahoz Erdal’ın yaptırdığına ilişkin iddialar çıktı. PKK içinde kontrolsüz gruplar söz konusu mu?
PKK içinde asla kontrol dışında gruplar yoktur. Dr. Bahoz Erdal (Fehman Hüseyin) arkadaş da farklı bir görevdedir. Emrinde binlerce kişi var. Ama şu olabilir, devletin sızdırmaya çalıştığı, sızdırdığı kişiler olabilir. Nitekim geçmişte böyle şeyler oldu.

Ergenekoncu değillerdi
Devrimci Karargah üzerine çok konuşuluyor. Kandil’de eğitim aldıkları sır değil. Nedir bu örgüt?
Birkaç ay yanımızda kaldılar, eğitim gördüler ve gittiler. Orhan Yılmazkaya’yı bir kere gördüm. Militan ruhlu bir kişiydi.
Hanefi Avcı operasyonundan sonra özellikle medyada Devrimci Karargah’ın karanlık bir örgüt olabileceği yönünde iddialar ortaya atıldı.
Belki sızmış olabilir ama ben sanmıyorum. Burada kefil olacak değilim elbette. Ama bizim de gözlemlerimiz var. Bu arkadaşları Ergenekon saymak pek akılcı değil.

Sinn Fein
Murat Karayılan’ın söyleşide bahsettiği Sinn Fein İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) siyasi kanadı olan ve 100 yıllık geçmişe sahip bir siyasi parti. Kuzey İrlanda’nın Britanya’dan bağımsızlığını savunan Katolik İrlandalıların örgütünün 30 yıl boyunca yaptığı eylemlerde İngiltere’de yaklaşık 3 bin kişi yaşamını yitirmişti. 2005 yılında IRA’nın silahlı mücadeleyi bıraktığını açıklamasında Sinn Fein’in büyük etkisi oldu. Sinn Fein’in ateşkes çağrılarına IRA çoğu zaman uydu.

Çatışmaların en şiddetli dönemlerinde bile IRA ile İngiltere yönetimi arasında diyalog hiç kopmadı. Bu ilişkiler, bazen hapisteki IRA militanları üzerinden geliştirilse de, genellikle Sinn Fein üzerinden sağlanıyordu. Defalarca barış görüşmelerinden sonuç alınamadı. Ancak Tony Blair döneminde İngiltere’de barış görüşmeleri hız kazandı. 2005 yılında Sinn Fein, IRA’ya silahsızlanma çağrısında bulundu. 2005 yılı Temmuz ayı sonlarında dokuz kez ömür boyu hapisle cezalandırılan bir IRA militanının serbest bırakılmasının ardından, IRA “mücadeleye son verdiğini; bundan sonra mücadelesini siyasal alanda sürdüreceğini” açıkladı. IRA, Eylül ayında silahlarının tümünü bağımsız komisyona teslim etti.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur