İşi, sütü, peyniri pencereden yakalamak… -Zeynel Abidin Kaplan

Yıllarca annemin ne zaman yattığını ne zaman kalktığını bilmezdim. Hatta çok küçükken annem hiç yatmaz zannederdim. Çünkü sabah beşte kalkar inekleri sağar ve köyün sürüsüne katardı. Sonra koyunları, keçileri sağar sürüye katardı. Bütün bu işler saat altıda yani gün ışımadan biter, sağılan sütler, tereyağı, peynir, lor vb. ürünlere dönüştürülmek üzere işlenir, işlenir, işlenirdi. Biz yattıktan sonrada annem devam ederdi bu işlere. Kısacası hayvancılık zor ve meşakkatli bir işti.

Bilirdik çünkü yaşardık. Okulun olmadığı günler ve saatlerde bu işler elbirliği ile bizlerin de göreviydi. Tüm bu çabaların sonunda eğer tüccar peş paraya aldığı peynir, lor ve tereyağının parasını öderse kıt kanaat geçinirdik.

Velhasıl hayvancılık deyince aklıma bu anlattıklarım ve daha anlatamadığım bir sürü zorluk gelir.

***

Bir gün evde televizyon izlerken arka arkaya iki reklam ilgimi çekti. Birinde bi baktım inekler yemyeşil otlaklarda yayılırken birden bire bembeyaz çitlere doğru koşturup hoppacık yapıyor ve havalanıyorlar. Sonra yemyeşil ormanların üzerinden uçarkene bi de ne göreyim gökyüzünde paraşütlü tereyağları, peynirler, sütler endamlı endamlı süzülmesinler mi? Ben daha şaşkınlığımı yaşayamadan bir abla evin penceresinden uzanıp güzelim peyniri kapıvermesin mi?

Ne oluyoruz arkadaş?

***

Ataması yapılmayan öğretmenleri duydunuz mu bilmem ama neredeyse iki yüz elli bin kişiler. Evet yanlış yazmadım bu ülkede “ikiyüzellibin” ataması yapılmayan öğretmen var. Aralarında intihara meyledenler, bunalıma girenler say say bitmez. Eğitim-Sen iki koldan Ankara’ya yürüdü bu nedenle. 17 Nisanda da görkemli bir miting yaptılar. İstekleri; Demokratik, Kamusal, Nitelikli Eğitim. Örgütlü, Güvenceli Çalışma Hakkı.

***

Uçan inekler reklamından sonra, en cön aktörlerimizden İmirzalioğlu Kenan her tarafı mavi bir tırı kullanıyor. Üzerinde de aynı maviden bir mont. Yolun kenarında bir teyzeyi düşünceli görünce basıyor firene. Teyzeye soruyor; “Ne oldu, ne bu hal?”

Teyze kızının öğretmen olduğunu ve İstanbul’ a atandığından dertlenince, abi diyor; ne var bunda?

Diyor ki doya doya konuşamıyoruz kızımla. Kenan abi diyor üzüldüğün şeye bak al sana dört adet … marka kola.

Teyze şaşkın şaşkın bakınca açıklıyor; her birinin içinde bilmem kaç kontör var. Al doya doya konuş kızınla.

Teyze hiç vakit kaybetmeden görüntülü bir arama yapıyor “Ataması Yapılmış Öğretmen” kızına. O sırada da telefonu Kenan’a verince, kızla Kenan birbirlerine hafiften imirzalanıyor. Anlayacağınız mutlu son.

***

Vay ki ne vay.

Bunca eyleme, kavgaya gürültüye ne hacet. Al bi kola, yaşatsın seni.

***

Şimdi durup bi düşünelim; Bu reklamları yapanlar, yönetenler, oynayanlar, izletenler sadece ürün tanıtımı için yapıyorlarsa bu reklamı, bu kadar abartmak niye?

Aslında sadece ürün tanıtımı yapmıyorlar, insanlar bu şatafata, bu masalsı hale inansın istiyorlar.

İnansın ki bu ürünü alsın tüketsin. Alırken bu masalsı tadı yaşasın, mutlu olsun, uçsun, uçsun, uçsun.

Tüketsin ki ekonomiye can gelsin(!)

Her genç kızın hayali değil midir saçlarının cansızlığından başka derdinin olmaması, ya da görüntülü telefon konuşmasında bir şöhretle göz göze gelme ihtimali?

Peki, bizler, oğullarımız, kızlarımız inanıyor muyuz, bunca şatafatın, lüksün gerçek olabileceğine?

Ben inandıklarını düşünmüyorum. Ben nasıl uçan ineklere ve gökten yağan tereyağlarına inanmıyorsam, onlarda inanmıyorlar.

İnanmıyorlar ama, güçlü bir inanma isteği duyuyorlar.

Belki ancak bu şekilde uzaklaşabiliyorlar dertten, tasadan.

Hükümetin fakir diye yeşil kart verdiği vatandaşından her başvuruda sekiz lira almasının saçmalığını ancak böyle kabul edebiliyorlar. Bir varmış bir yokmuş misali.

Yıllarca okuyup hiçbir şey elde edememe ihtimalinin oldukça yüksek oluşundan…

Ataması yapılmayan iki yüz elli bin öğretmenin annesi, babası, abisi hatta kendi olmaktan, ancak bu şekilde uzaklaşabiliyorlar.

Düşünsenize kızı okutmuşsunuz, öğretmen olmuş. Atanacak mı-atanmayacak mı, vekil öğretmen mi olacak-ücretli öğretmen mi, yoksa özel dershanelerde yok pahasına mı çalışacak dememişsiniz. Tek derdiniz telefonda doya doya konuşmak olmuş, onu da kola içerek hallediyorsunuz.

Şöyle uzanıp da pencereden yakalamak, sütü, peyniri, tereyağını… Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Olur, olur, bal gibi olur.

Sağlıcakla…

* Zeynel Abidin Kaplan: SES Manisa Şube Başkanı

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur