Köylülüğü ve Tütün İşçilerini Tasfiye…- Mustafa Sönmez (Cumhuriyet)

1980 sonrası, özellikle de 1990 sonrası neoliberal politikalar, tarımı, köylülüğü hızla tasfiye etti. Merkez ülkelerin, özellikle AB’nin endüstriyel tarımı karşısında, geleneksel Türkiye tarımını korumasız bırakan, birçok ürünün ekimini caydıran, devlet desteklerini azaltan neoliberal uygulamalar, köylülükte hızlı bir tasfiyeyi de beraberinde getirdi. Tarımdaki hızlı erozyon, kırlardan kentlere göçü hızlandırdı ve kentlerde, göçen nüfusu emecek bir sanayi-hizmet faaliyetinin yaratılamaması nedeniyle de köy kökenli ve vasıfsız işsizler, kentlerin “varoşlar”ında tutunmaya, tutunabilmek için de çoğu AKP’nin, cemaatlerin müridi olmaya mecbur kaldılar.

Çok değil, bundan 20 yıl önce, 1990’da toplam Türkiye istihdamında tarımın payı yüzde 47’ye yakın iken 2009’da yüzde 25’e kadar geriledi. 1990’da tarımdan geçinen, tarımda istihdam 8.4 milyon iken 2009’da 5.1 milyona indi. Bu, yaklaşık 20 yılda 3.3 milyon işgücünün tarım dışına itilmesidir ve olağandışı bir püskürtmedir.

Tarımdaki hızlı erozyon, ulusal gelir içinde tarımın payını da 20 yılda yüzde 17.5’ten yüzde 9-10’a kadar geriletti. Bu gerilemede, birçok faktörün yanı sıra bütçeden tarıma aktarılan desteklerin azalması kadar, tarımla ilgili KİT’lerin özelleştirilmesi, tasfiyesi de etkili oldu.

Tarım alanındaki KİT’lerin özelleştirilmesine 1992’de başlandı. 1990’lardan başlanarak özellikle Doğu ve Güneydoğu’nun temel direkleri olan et kombinaları, süt fabrikaları, yem fabrikaları satıp savıldı.

***

Gelelim TEKEL’e… IMF’ye verilen niyet mektuplarında TEKEL’in önce 3’e bölüneceği, sonra da içki, tuz ve tütün ürünleri üreten tesisleri özelleştirilecekti. TEKEL’i yok etmek için IMF’nin talimatı ile hazırlanan Tütün Yasa tasarısı, 20 Haziran 2001’de Meclis’ten geçti. Ancak, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu yasanın sorunlara yol açacağını belirtti ve yasayı veto etti. Ne var ki, IMF direktifleri, Sezer’in uyarısına baskın geldi, yasa geçti. Tütün üretimine büyük darbe vuran bu yasa sonrası, üretici tütün ekmekten caydırıldı. Bu uygulamalarla tütün üreticisi köylü tasfiye edilip göçe zorlanırken TEKEL’in alkollü içkiler bölümü 2003’te, 290 milyon dolara Limak-Nurol-Özaltın-Tütsab Girişim Grubu’na satıldı. Bu grup da 3 yıl sonra şirketi yaklaşık 1 milyar dolara Amerikan Texas Pacific Group’a sattı. Kamusal varlıklardan nasıl büyük rantlar kazanıldığının ibret verici bir öyküsüdür bu. TEKEL’in sigara fabrikaları ve markaları ise 2008’de 1 milyar 720 milyon dolara British American Tobacco’ya (BTA) satıldı. Bu satış yapılırken tütün işçilerine Yaprak Tütün İşletmeleri’nin satılmayacağı sözü verildi. Ancak, söz çabuk unutuldu, işletmeler de kapatıldı ve işçilere, büyük hak kayıplarına uğrayacakları bir köle statüsü dayatıldı.

***

Bugün bu dayatmalara, hak ihlallerine karşı, binlerce tütün işçisi biber gazına, soğuğa, tehditlere karşı direniyor. Türk-İş’in, üyeleri olan tütün işçileri ile dayanışması elbette görevi. Ama, koca Türk-İş’ten, haftada bir 1 saatlik işe geç başlama eyleminden daha etkili bir eylem önerisi çıkamaz mıydı? Önümüzdeki günlerde, tütün işçilerine reva görülen zulmün beş beteri gelecek çalışanların başına ve dolayısıyla Türk-İş kapılarına. Gürleyen ama yağmayan bu Türk-İş yönetimi ile, işçi sınıfının üstüne üstüne gelecek bu azgın dalgaları göğüslemek nasıl mümkün olacak?..

[email protected]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur