Bir soruda gizlenen anlayış gerçeği-Hatice Eroğlu Akdoğan

Türkiye’de eğitimin nitelik özelliklerinden/ilkelerinden birisinin de gerici olmasıdır. Gericiliğin dayandığı temel ise genellikle İslam inanç ve düşüncesine dayalı ders içeriği ve buna uygun idareci, öğretmen unsurunda yatmaktadır. Uygar toplum görünüşünde dini inanç bireyin ve ya dinsel tabirle “kul”un, yaratıcısı (Allah) ile arasındaki inanıp inanmamaya dair bir muhasebedir. Anayasa ise bunu sözde “din ve vicdan özgürlüğü” ilkesi altında bireysel bir özgürlük sorunu olarak koyarak saygı gösterilmesi, karışılmaması gereken tartışmasız bir alan olarak ifade eder. Oysa bu ülkede aile dışındaki toplumsal hayatın ilk eşiği olan okul dediğimiz eğitim alanında, beyni özgürce düşünebilme, kendine yön verebilme yetisine henüz kavuşmamış çocuklarımız dinsel inancın etkisine sokularak hayata bu pencereden bakmaya alıştırılması yönünde açık şekillendirme söz konusudur. Öteden beri ufacık dozlarda şırınga edilen bu anlayış bugün evrim kuramına karşı, “yaratılış” safsatasının bilim kurumlarını da içine alacak şekilde daha geniş kesimlerinde bile tartışmaya açık hale getirilmesi düzeyine kadar vardırılmıştır.

Öteden beri “Din Bilgisi” adı altında verilen dersin aslında bir din eğitimi olduğu dersin içeriğinden ve yapılan gözlemlerden net olarak anlaşılmıştır. Öğrencinin dine ya da ülkemizdeki egemen Sünni İslam inancına göre şekillenmesi salt “Din Bilgisi” dersi ile sınırlı değildir. Türkçe, Edebiyat, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Tarih vb. gibi derslerin konu motifleri, şahsiyet örnekleri İslam kültürüne uygun olanlardır. Din Bilgisi öğretmenleri canlıların ortaya çıkışına ilişkin Biyoloji, Fen Bilgisi gibi bilim derslerinin alanına giren konularda bile aleni bir şekilde “yaratılış” propagandası yapmakta; işi, öğrencilere film izletip, ardından “bakın çocuklar bu canlı 500 yıl önce nasılsa şimdi de öyle, çünkü bir kerede yaratıldı ve öyle kaldı” şeklinde yorumlar yapmaya kadar vardırabilmektedirler.

Gerici eğitim sistemi tüm bu bakış açısının öğrenciler tarafından içselleştirilip içselleştirilmediğini çeşitli seçme sınavlarında öğrencilere sorduğu sorularla ölçmeye çalışmaktadır. Buna en yakın örnek olarak 3 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı’ndaki bir soruyu verebiliriz. Soru kitapçığının sosyal bilgiler testinin 21. sorusu aynen şöyle: ” Evrendeki düzen hiçbir şeyin rastlantı sonucu ortaya çıkmadığını göstermektedir. Evrendeki varlıkların kendi kendilerini var etme güçleri yoktur. Bu bilgilerin ikisini de iyi değerlendiren kimse aşağıdakilerden hangisine ulaşır?” Soruya göre doğru yanıt ise “D” şıkkındaki “Evren bir yaratıcı tarafından planlı bir biçimde yaratılmıştır” seçeneğidir. Bu ve benzeri skolâstik, gerici düşünme tarzını şırınga eden derslere, testlere, ölçme anahtarlarına artık daha sık rastlanır oldu. Başka bir deyişle ırkçı, gerici, faşist eğitim sistemi dün ektiklerinin bugün meyvesini yeme peşindedir..

Tabii sorun yukarıda belirtildiği gibi eğitim öğretimin ilk eşiği ile sınırlı değildir. 12 Eylül’ün felsefe çocuğu şarlatan Adan Oktar’ın Darwin’in evrim kuramına karşı bilimsel çalışma adı altında “Evrim Aldatmacasının Sonu” “Yaratılış Atlası” gibi şarlatanlık belgelerinin ortalığa yayılması tüm bu gelişmelerden ayrı olarak düşünülemez. TÜBİTAK Darwin’i Bilim Teknik dergisine kapak yapmaktan vazgeçiyor, kimi öğretmenler, öğretim üyeleri teorinin de bilimsel ölçütlere oturan bir bulgu ve düşünceye dayalı olmasını göz ardı ederek, evrim kuramı için “zaten adı üstünde teori, bilimsel olarak ispatlanmış bir şey yok” gibi tartışmaların içine çekilebiliyorsa bunda gerici sistemin ideolojik açıdan mutlaka bir hesabı vardır diye bakmak gerekiyor.

Peki, önce tüm canlıların sonra bunun içinde insanların nasıl, nerede ne zaman yaratıldığına ilişkin bir sorunu tartışmak yoksulluk, işsizlik gibi çok önemli toplumsal değer taşıyan sorunlar karşısında neden bu kadar önemli? Ya da canlıların doğal şartlar karşısında evrim geçirerek bugüne eriştiğini bilmek neyi değiştirir? Bu ve benzeri sorulara verilen yanıtlar doğada olduğu kadar toplumsal çelişki süreçleri karşısında nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğumuzu belirler de ondan.

Canlıların yaşam ortamında doğal bir seçilime de tabi olarak evrimleştiğini, hareketin bir enerji yarattığını, enerjinin maddeye şekil verdiğini bilmek insanın doğaya ve topluma ilişkin karmaşık çelişki ve ilişkilerin de canlıya ait ortamda aranmasını gerektirdiği gerçeğine götürecektir. Dolayısıyla böylesi bir diyalektik mantık canlı olarak insanın da kendi var oluş nedenini sorgulamasını getirecek, ardından insan toplumunun şekillenme ve hareket sürecini yine kendi dinamiği içinde irdelenmesine yönelik bilimsel, materyalist bir anlayışı doğuracaktır. Gerici eğitimin asıl derdi de buradadır. Bu nedenle için ‘insanlar da içinde olmak üzere tüm canlılar tüm dünya bir kerede yaratıldı. Yaratıcı istediği zaman onu bir kerede bile ortadan kaldıracaktır. O halde inanarak bekleyecek, tanrıya şükredecek, bu dünyayı bırakarak öte dünyada kendinle ilgili Allah’a temiz bir hesap vermek için dinin emirlerini yerine getireceksin.” anlayışını eğitim sürecinde yerleştirmeye çabalamaktadır. “Evren bir yaratıcı tarafından planlı şekilde yaratılmıştır” seçeneği, Milli Eğitimin bir sorusunun seçeneği olmasından öte, araştırmayan sorgulamayan bireyler yetiştiren, yüzü karanlığa dönük gerici eğitim anlayışının temel ayaklarından biridir.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur