Sevinç ve Felaket! – Mete Çubukçu (NTVMSNBC)

İsrail kuruluşunun 60. yıldönümünü görkemli törenlerle kutlarken Filistin topraklarında tam tersi yaşanıyor.

1948 savaşından sonra 700 bin Filistinli topraklarından kovuldu. Bugün sayıları 4 milyona ulaşan mültecinin kaderi o günlerde çizilmişti. İsrail’in kuruluş gününü Nakba, “felaket günü” olarak değerlendiren Filistinliler topraklarının, evlerinin ellerinden alınmasını temsil eden anahtar figürleri kullandılar. Filistinlilerin 1948’de başlayan “kovulma, yurdundan edilme ve işgal” öyküsü hala devam ediyor. 1948’in üstüne 1967 Savaşı eklendi. İsrail’in Batı Şeria’da hala devam eden ve hala işgali derinleştiren Yahudi Yerleşimleri politikasıysa hız kesmeden devam etti, ediyor. Ya da Nakba devam ediyor diyebiliriz.
Haberin devamı

Saklanan Anahtarlar
Bizim Filistin adlı kitabımı yazarken Gazze’deki mülteci kamplarını ziyaret ettiğimizde, eski ahşap sandıklar açılmış ve yıllardır saklanan paslı anahtarlar ve tapular gösterilmişti. Yaşlı bir kadın topraklara dönmesinin çok zor olduğunu bilmesine rağmen “belki bir gün umuduyla” saklıyordu paslı anahtarları. Hatta 30 dakika uzaklıkta bulunan Aşkelon’deki evini gidip görmemizi rica etmişti, ağlayarak.

Aynı manzaralara Beyrut’taki Sabra ve Şattila mülteci kamplarında tanık olmuş ve geri dönüş umudu çok zor da olsa en azından topraklarını bir kez daha görmek isteyen Filistinlilerle karşılaşmıştık. Mısır, Suriye ve Ürdün’de de benzer örneklere rastlayabilirsiniz.
Filistinliler “Nakba” için Ramallah’ta da gösteri düzenledi.

İngiliz manda yönetimi döneminde Yahudi yeraltı örgütlerinin terör yöntemleriyle Filistin halkını topraklarından sürmeye başladığı bilinir. Üstelik manda yönetimi, nelerin yaşanacağını bile bile Filistin’den çekilmiş, ardından Yahudi örgütlerin saldırıları katliam boyutuna varmıştır.

“Nankör” Filistinliler
60. yılda tartışılan konuların başında BM’nin 1947’deki Bölünme Planı geliyor. Filistinlilerin bu planı kabul etmesi halinde bugünlere gelinmeyeceğini, bugün üzerinde çalışılan planın daha geri olduğunu iddia edenler var. Yani Filistinlileri “nankörlükle” suçlayanlar mevcut. Doğru. 1947 planı bugüne göre ilerideydi. Ancak o günün şartlarında kabul edilmemesi de çok normaldi. Yani, topraklarınızdan kovulacaksınız, her şeyinizi kaybedeceksiniz ardından önerilen bölünme planını kabul edeceksiniz. Böyle bir şeyin olacağını söylemek mümkün değil. Ancak, mümkün olmayan bir başka şey de 1948’de topraklarından kovulanların evlerine geri dönebilmeleri. Bu gerçekçi değil. 60 yıl içinde çok şey değişti. Filistinliler de Tel Aviv, Hayfa civarındaki köylerine dönemeyeceklerini biliyorlar. Oraları artık işgal edilmiş bile olsa İsrail toprağı ve bunu geri döndürmek mümkün hatta gerçekçi değil. Öte yandan toprağa el koymanın bir karşılığı olmalı. Zaten daha önceki müzakerelerde bu kayıpların tazmin edileceği konuşulmuş, Filistinliler 1948’e dönülmeyeceğini kabul etmişlerdi. Öte yandan işin maddi boyutu bir yana psikolojik olarak tarihi bir haksızlığın iadesi gerekiyor.

Yapışık İkizler
Soli Özel Sabah gazetesinde aynı konuda yazarken “yapışık ikizler” deyimini kullanmış İsrail ve Filistin için. Benzetme doğru ancak birbirinden ayrı yaşaması zor olan bu ikizlerin birisinin çok fazla besili, çok fazla dış destekli olduğunu, baskı ve işgali bir var oluş politikası olarak benimsediğini söylemek gerekir. Yani arada müthiş bir dengesizlik, çok büyük haksızlıklar, güç dengesizliği söz konusu.
Nakba dolayısı ile Filistinliler gökyüzüne siyah balonlar bıraktı.

1967 savaşından sonra topraklarına el konulmaya devam edilen Filistinliler sürekli geri adım atmasına, küçücük, birbirinden koparılmış toprak parçalarına mahkûm edilmelerine rağmen hala İsrail bir anlaşmaya yanaşmıyor. 1967 öncesi sınırlarda, başkenti Kudüs olan, mültecilerin makul oranda geri döndüğü veya tazminatlarının ödendiği topraklarda kurulacak bir devleti kabul eden Filistinlilerin bu talebi bile kabul görmüyor. İsrail iki devletli çözüm derken bu makul öneriyi bile kabul etmiyor. Çünkü 1967 sınırlarından daha fazlasını istiyor. Kudüs’ün bir bölümünü bile vermiyor. Zaten hali halihazırda fazlasına sahip. Özetle Filistinlilerin yerleşecekleri topraklar yüzde 15’lere kadar düşmüş durumda.

Barışa Yanaşmak
Yani 60 yıl önce toprağın tümüne sahip olanlar yüzde 15’ine sıkıştırılmaya çalışılıyor. Daha birkaç ay önce Annapolis Konferansı’nda 1967 sınırlarını kabul ettiğini açıklayan İsrail, görüşmeler devam ederken bile yeni Yahudi yerleşim birimleri inşa etmeyi sürdürüyordu. Yani anlaşma yapılana kadar elde edilen toprağı daha arttırma çabasından başka bir şey değil bu. Üstelik 1967 sınırların ihlal eden dev yerleşim birimlerini zaten bırakmak istemiyor.

60. yılda çözümün iki alternatifi var. Birincisi ideal ama gerçekleşmesi zor olan. Yani tek devletli iki uluslu demokratik bir İsrail- Filistin devleti.

Diğeri ise 1967 öncesi sınırları adil olarak çizilmiş, Filistinlilere tüm haklarının iade edildiği yan yana yaşayan iki devlet.

Filistinliler kendi içlerindeki savaştan dolayı önlerini göremiyor ve zemin kaybetmeye devam ediyorlar. İsrail ise sürekli olarak toprak elde etmek için yasadışı tüm yolları kullanıyor. Sadece kendi planını kabul ettirmeye çalışıyor. Bunun dışında hiçbir öneri getirmiyor, hiçbir esneklik göstermiyor. Zaten “barış” adına yapılanlar sadece içi boş manevralar.

Unutmamak gerekiyor ki Filistinliler adil bir çözümle bağımsızlığa kavuşmadan Ortadoğu’da kimse rahat bir uyku uyuyamayacak. Bu koşullarda da Nakba devam eder.

Bir Filistinli diplomat şöyle söylemişti: “Filistin sorununu anlamak için tabii ki okumak gerekiyor. Ama 1948’den bu yana bakacağınız birkaç harita durumu çok iyi özetler.”

Evet, haritaya bakarsanız siz de durumu net olarak görürsünüz.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur