Lefke Avrupa Üniversitesi’nde grev ve bir üniversite gerçeği-Hatice Eroğlu Akdoğan

Kıbrıs’ta, Kıbrıs Bilim Vakfı’na bağlı Lefke Avrupa Üniversitesi’nde profesörden okutmana kadar her kademede öğretim hizmeti veren çalışanlar 12 Mayıs’tan bu yana grevde bulunuyorlar.

Öğretim elemanları KKTC Anayasası’nın 53.ve 54. maddelerinin kendilerine tanıdığı hak doğrultusunda bir süre önce Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretim Sendikası’nda (kısa adı KTEÖS) örgütlenmeye başladılar. Elbette ki öğrencileri karşısında olduğu kadar toplum karşısında da aydın bir yetkinlik taşıdıklarına inanılan, üniversitedeki eğitimcilerden de her şeyden önce örgütlenme beklenirdi. Zira Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ), KKTC’deki diğer özel üniversiteler gibi idari personeli ve öğretim elemanlarının emeklerinin yoğun sömürüsü üzerinde varlığını sürdürmektedir. Ağır çalışma koşulları bu üniversitede öğretim elemanları için sendikalaşmayı adeta olmazsa olmaz bir araç haline getirmiştir.

LAÜ’de çalışanları çileden çıkaran koşullar neydi? Öğretim elemanları greve çıktıklarında “KTOEÖS-LAÜ Eğitim Emekçilerinin Yükseköğretim Deklarasyonu” başlıklı bildirilerinde kendilerini örgütlenme ve greve götüren koşullara ilişkin şu bilgilere yer vermişlerdi:

-LAÜ’de hiçbir akademik organ ya da kurul, akademik kurallar ışığında bağımsız bir iş yapabilme olanağına sahip değildir. Tüm akademik kurullarda üst yönetim kendi yandaşlarını esas karar verici kılma yönünde ve tümüyle keyfi uygulamalar yapabilmektedir. Bunun bir örneği İktisadi İdari Bilimler Fakültesinde tam kadrolu profesörler olmasına rağmen, Dekan Vekilliği görevinin, Rektör Yardımcısı Prof. Dr.Gazi Özhan’ın eşi Doç.Dr. Meral Özhan’a verilmesidir.

-Yönetim, işten çıkarma ve işe alma konularında yine tamamen keyfi ve baskıcı bir tavır sergilemektedir. İşten çıkarmalar konusunda herhangi bir neden ve açıklama göstermeme keyfiyeti pek çok çalışanın gelecekleri konusunda sürekli endişe içinde olmalarına yol açmaktadır.

-Akademisyenler çalışma koşullarının belirsizliğinden rahatsız durumdadır. Çalışanların hayatı sürekli üniversiteye endekslidir. Karşılığı ödenmeyen fazla mesailerin ne zaman başlayacağı ne zaman biteceği her zaman belirsizdir. Cumartesi-Pazar günleri de dâhil olmak üzere çalışanlar her an okula çağrılmaya hazır yaşamaktadırlar.

-LAÜ yönetimi rektör, iki rektör yardımcısı ve Mütevelli Heyeti Başkanından oluşmaktadır. Alınan kararların Senato ve Mütevelli Heyeti onayına sunulması gerekirken bu yapılmamaktadır.

-Doktorasının YÖK geçerliliği olup olmadığı meçhul olan Yrd.Doç.Dr. Akın Cellatoğlu Rektör Yardımcısı görevi yanında, Üniversite Genel Sekterliği, Satın Alma Müdürü, Bilgi İşlem Daire Başkanı gibi görevleri yüklenmesi, aynı zamanda ihale komisyonunda da birden çok unvanı taşıyarak yer alması üniversitenin işleyişine ilişkin şaibeleri daha da artırmaktadır.

-Yönetim, öğretim elemanlarını baskı altında tutmak için öğrenciyi hocasına karşı kışkırtmayı sık sık kullanmaktadır. Hocalarına karşı gelmek isteyen öğrenciler tehdit edilebilmektedir.

-Üniversite yönetimi yandaşlarına ek ücret sunma olanağı olarak işletilen “uçan hocalık” sistemini de kullanmaktadır. Doç.Dr. Ayşe Akyol Trakya Üniversitesi’nde Pazarlama Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktadır. Ancak hafta sonları ders vermek için Türkiye’den KKTC’ye uçmaktadır. Yönetim, Ayşe Akyol’a bir de göstermelik olarak LAÜ’nün yurtdışında tanıtımı görevini vermiştir. Haftada 18 saat ders veren Ayşe Akyol’un 7 bin Yeni Türk Lirası tutarında aylık ücret aldığı bilinmektedir. Bu ücret, Ayşe Akyol’dan daha fazla çalışan kadrolu bir profesörün maaşının iki katından fazlasına denk gelmektedir.

-Üniversite kütüphanesi yeterli kaynağa sahip değildir. Yine üniversitede internet bağlantısı sınırlı ve sorunlu düzeydeyken yönetim üniversitenin ortasında büyük bir saat kulesi diktirmiştir.

LAÜ çalışanlarının deklarasyonda dile getirdikleri sorunların bazıları bunlar. Tüm bu bilgiler ışığında söz konusu üniversiteden akademik, bilimsel demokratik bir eğitim kurumu yerine kirli ilişkilerle örülü paranın, ticaretin kokusu çıkmaktadır.

Böylesi bir çalışma ortamında yaklaşık bir yıldır sendikalaşma mücadelesi yürüten üniversite çalışanları üzerindeki baskılar, sendikalaşmayla birlikte hız kazanmış bulunuyor. (Yaklaşık 50 öğretim elemanı sendikaya üye olmuştur.)

Geçtiğimiz Mart ayında sendika LAÜ’de toplu sözleşme imzalamak için işverenle masaya oturdu. İşveren statüsündeki üniversite yönetimi sendikal sürece tepki gösterir gibi görünmedi ama hiçbir talebi de kabule yanaşmadı. Çünkü oyalayarak öğretim yılının sonunu getirmeyi bir taktik olarak benimsemişti. Ancak çalışanların ve sendikanın beklemeye tahammülü yoktu. Yönetim, geçmişte olduğu gibi bugün de senenin başı ve ortası demeden istediği anda iş sözleşmesini yasalara aykırı olarak tek taraflı feshederek çalışanı ortada bırakabiliyordu. 12 Mayıs’ta KTOEÖS’e üye üniversite çalışanların çoğu greve çıktı.

Üniversite önünde direniş sürerken LAÜ yönetimi de direnişi etkisizleştirme için çeşitli saldırılara başladı. Bu saldırıların başında profesörden okutmana kadar 15 öğretim elemanının işine grev başladıktan sonra son vermesi gelmektedir ki, 2 yıl içinde keyfi nedenlerle 70 öğretim elemanı işten atılmıştır.

Grevin başladığı tarihten sonraki hafta öğrenciler için vize sınavı haftasıydı. Öğretim elemanları grevden sonra sınavların yapılacağı konusunda öğrencilere güvence vererek onların desteğini de sağladı. Ancak yönetim yasadışı bir tutumla vizelerin 19 Mayıs’ta yapılacağını duyurdu. Sınav yapma hakkı o dersi veren hocaya aitken yönetim öğrencilerden ders notlarını isteyerek soru hazırlama yoluna gitti ve bu duruma tepki gösteren öğrencileri tehdit etmeye başladı.

LAÜ’de çalışan eğitim emekçileri direnişlerini 28 Mayıs’ta Lefke dışına taşıdılar. Bundaki amaç, LAÜ yönetiminin gerçek yüzünü daha geniş bir çevreye teşhir ederek kamuoyu baskısı oluşturmaktır. Grevci öğretim elemanları 28 Mayıs’ta Lefkoşa’da bir yürüyüş düzenledi ve sorunlarını cumhurbaşkanına ilettiler. Grev esas olarak LAÜ önünde sürdürülürken Lefkoşa’da Meclis önünde de oturma eylemi 28 Mayıs’tan bu yana devam etmektedir.

“Anavatan” düzeninden her türlü baskının, hilekârlığın, hırsızlığın, anti-demokratik kuralların ihraç edildiği “Yavru vatan” da hak arayan emekçiler -ki öğrencilerin ve öğretim elemanlarının çoğunluğu Türkiyeli- grev sürecindeki her gelişmeyi duyurarak kamuoyundan tanıklık ve destek talep etmektedirler. Başta iş güvencesi olmak üzere bütün taleplerinin esası için ayrıca şu çağrıyı da yapıyorlar: “Üniversitelerde hiyerarşik ve eşitsiz ilişkilere, itaat ve korku kültürünü yaygınlaştırarak akademisyenleri kişiliksizleştiren her türlü uygulamaya son verilmelidir. İşsiz kalma korkusu, akademisyenlerin pek çok keyfi ve antidemokratik uygulamaya boyun eğmesi ve sindirilmesiyle sonuçlanmaktadır. Böylelikle, sistemin istediği pasif ve itaatkar akademisyen tipi yaygınlaşmaktadır. Bizler, bize dayatılan bu anlayışı sendikalaşarak ve tek tek itiraz edemediğimize hep beraber karşı koyabilmenin bilinciyle KTOÖES’de bir aradayız. Sesimizi duyanları mücadelemize desteğe çağırıyoruz.”


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur