Kadın ve Sınıf Dayanışması…-Hülya Osmanağaoğlu

AKP’nin sermayeden taraf, kadın ve emekçi düşmanı düzenlemeleri sürüyor. SSGSS’nin ardından yeni İstihdam Paketi de Meclis’ten geçti.

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı Ocak 2008 itibarıyla yüzde 22,3. Ne iş yaparsın sorusuna “ev kadını” diye cevap veren 12 milyon 300 bin kadın ise işsiz sayılmamakta. Üstelik işsizliğin hızla arttığı son yıllarda özellikle kadınların iş bulmaktan ümidini kesmesi ve artık iş aramaması da cabası. Ev içindeki emeğimiz görünmeden istihdamda eşitlik mümkün değil. Çünkü patriarka biz kadınları ücretli çalışsak da çalışmasak da önce ev kadını olmaya mahkûm ediyor. Her daim yemek yapmakla, çamaşır bulaşık yıkamakla ev temizliğiyle yükümlüyüz. Yaşlı, hasta ve çocuk bakımı hep bizim sırtımızda. Ancak ev içindeki emeğimiz görünmüyor, karşılığı ödenmiyor.

Ücretli çalışmak istediğimizde, daha az eğitimli olduğumuz, ev işleri yükümüzün uzun mesai saatlerine engel olacağı düşünüldüğünden ya da sadece kadın olduğumuz için işe alımlarda tercih edilmiyoruz. Cinsiyetçi iş bölümünün dayattığı kadın işi erkek işi ayrımıyla, vasıfsız işlerde, düşük ücretlere, güvencesiz, sendikasız, sigortasız çalışmaya mahkûm ediliyoruz.

AKP Hükümeti, neoliberalizmin daha ucuz emek daha fazla sömürü talebini karşılamak üzere gündeme aldığı istihdam paketinin vitrinine kadınları ve gençleri koyarak yerel seçim hazırlığı yaparken, IMF politikalarına gösterdikleri sadakatle gerçekleştirdikleri özelleştirmelerle yarattıkları işsizliği unutturmaya çalışıyor. Yeni istihdam paketiyle yapılan, kadınların istihdamını arttırmak adı altında, kadın emeğinin işverene maliyetini düşürmek.

Paket kadınların istihdamını arttırma iddiasını temel olarak iki düzenlemeye dayandırıyor. Birincisi, 150’den fazla kadının çalıştığı yerde kreş açılması zorunluluğunu yasa maddesiyle işletmenin dışarıdan alabileceği bir hizmet olarak düzenlenmesi, ikincisi ise işe yeni alınacak kadınların (ve gençlerin) işveren sigorta primi payının işsizlik fonundan karşılanması.

Başbakan bir yandan kadınları en az üç çocuk yaparak anne- eş kimliğine, ev içindeki köleliğe mahkûm etmeye çalışırken, diğer yandan kadınların ücretli emek gücüne katılımının ön şartı ve çok sınırlı kullanılabilen kreş hakkını, işverenler lehine düzenlemelerle kullanılamaz hale getiriyor.

Neoliberalizm Türkiye’de son 20-25 yıldır devletin üretimden elini çekmesini ve kaynaklarını sermayeye aktararak istihdam yaratmasını vaaz etmektedir. Bu paket de ruhunu devletin kamu yatırımlarından elini çekip yine kamu kaynaklarından sermayeyi finanse etmesinden alıyor. Sermayenin ödemesi gereken primlerin bir kısmının kamu kaynaklarından karşılanmasını veri kabul ederek bundan kadınların nasıl daha fala faydalanacağı üzerine politika üretmenin, herhangi bir vadede kadınların işine kolektif olarak yaraması mümkün değil. Öncelikle sosyal güvenlikteki açık bizim 65 yaşına kadar çalışmamızla kapatılırken sermayenin daha az prim ödemesini ve kalanının kamu kaynaklarından karşılanmasını sağlamak, aslında SSGSS ile işçi sınıfından ve kadınlardan alınanların doğrudan sermayeye transferinin belgelenmesi. Kaldı ki düşük prim ödemesi süreç içinde eski çalışanların tasfiyesini getireceği gibi yeni işe başlayanların, özellikle vasıfsız ve az vasıf gerektiren işlerdeki eski çalışanların yerini alırken ücret seviyelerinin düşmesine de neden olacak. Ki ücretli emek gücü içinde kadın işi erkek işi ayrımının belirginliğini düşünürsek kadınlar yine kadınların yerine daha düşük ücretlerle istihdam edilecekler. Özellikle, özel sektörde kadınların emeklilik oranının düşüklüğünü göz önünde bulundurduğumuzda, bu, mesela 40 yaşının üstüne çıkan ve yıllarca aynı yerde çalıştığında kimi haklara sahip kadınların, yerlerini zamanla daha genç kadınlara bırakması anlamına gelir. İstihdamı arttırma politikalarının neoliberalizmin içinden üretilecek her çözümü sermayeyi güçlendirmekten başka anlam taşıyamaz. Şimdiden çok kez konuşuldu, 5 yıl sonra da bölgesel asgari ücret (sömürge ücreti) uygulaması yine aynı nedenle önümüze konabilir.

Bugün istihdamı arttırmanın yolu, kamu kaynaklarını sermayeye kullandırmaktan değil, idari özerkliğe sahip kamu yatırımları olarak değerlendirmekten geçiyor. İşsizliğe çözüm ise öncelikle ücretlerde indirime gidilmeksizin çalışma saatlerinin azaltılmasıyla (35saat iş haftası) mümkün. Kadınların istihdamı ise bunlarla beraber pozitif ayrımcı önlemler ve bizzat kota uygulamaları ile bakım emeğine ilişkin yüklerini azaltacak düzenlemelerle arttırılmalı. Kadınların ücretli emek gücüne katılımını arttırmak yönünde belirlenecek temel politik hat, kadınların sırtındaki bakım emeği yükünün erkekler ve devletçe üstlenilmesini sağlayacak düzenlemeler olmalı. Bunun hem SSGSS sürecinde hem de İstihdam Paketi’ne ilişkin itirazlarımızda somutlaşan güncel önermeleri ise, erkelere ebeveyn izninin yasalaşması ve erkekleri bu izni kullanmaya özendirecek tedbirlerin alınması ile kadın çalışan erkek çalışan ayrımı yapılmadan 100 kişinin çalıştığı her işyerine kreş açılması, daha az sayıda işçi çalıştıran işyerlerinin devlet ve yerel yönetimlerce açılan kreşleri, çalıştırdığı işçi oranında finanse etmesidir.

Kadın emeği üzerinden mücadele ederken, kadın hareketi politik ekseni, patriarka ve kapitalizm arasındaki bağı her daim görerek kurarken, sosyalistler ve sendikalar sınıf mücadelesinde analizlerini ve politikalarını cinsiyetlendirmeli yani kadın emeğinin farklılıklarını görerek mücadele hattı oluşturmalı.

*Sosyalist Feminist Kolektif üyesi


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur