Fidel Castro’nun ardından -Hatice Eroğlu Akdoğan

Devrimden bu yana 49 yıldır Küba Devlet Başkanlığını yürüten Fidel Castro görevi bıraktı. Şu veya bu ülkeden bilirsiniz devlet başkanlığını bırakanları, ya da bıraktığını açıklamaya fırsat dahi bulamadan bir gece ansızın gizlice kaçanlarını… İsimleri, ülkeleri bu konuda çok da önemli değil! Hepsi ülkesini soymuş soğana çevirmiş, yoksula zulmetmiş, açlıktan kırdırtmış, vatanının ulusal onurunu iki paralık etmiştir. Değil 49 yıl dayanabilmeyi, halktan kaçırdıkları saltanatlarının ipliği birkaç yılda koparak tüm pislikleri ortaya saçılmıştır.

Fidel Castro şimdi herhangi bir Kübalı gibi yaşıyor. Başkanlıktan ayrıldıktan sonra da yazılarını “Yoldaş Fidel” imzasıyla noktalıyor. Fidel’in yanında devlet başkanlığı kadar ayrılışını da büyük bir olgunlukla sahiplenen onurlu Küba halkı var. Fidel’in de Küba halkına bıraktığı en büyük miras bu zaten; onurlu, kendine güvenli, bastığı toprağın, durduğu yerin farkında olan 12 milyonluk Küba halkı.

Çürümenin vahşet, kan, sömürü, ahlaksızlık sarmalında inim inim inlediği koca dünyada küçük bir ada olan Küba, parıldayan bir umut ışığı… Sosyalist denilen ülkeler yıkılmış, dağılmış birbirlerini yemeye başlamıştı ama Küba niye duruyordu? Bu merakla Küba’ya giden turistler, turizmciler, destekçiler, köstekçiler, umut tazelemek isteyenler, öküz altında buzağı arayanlar Küba’nın gülümseyen insanlarıyla karşılaştılar. Rengârenk saçıp savrulan bir hayat yoktu ama yokluğu eşit olarak paylaştığı için mutlu olan insanlar vardı. Üstelik bu yokluğu 30 dolar aylık ücret alan devlet başkanıyla paylaşıyorlardı. İnsanın mutlu olmasına yetecek olan en temel gereksinmeleri yerindeydi. Eğitimli, sağlıklı, olabildiğince giyimli hayata doygun bir Küba halkı.

Maddi yokluğu paylaşmış bulunan Küba halkı, yokluğu paylaşma ruhunu da tabanından yükselen çoğunluk demokrasisiyle örmüş, örgünleştirmişti. Bireylerin herhangi bir yerel yönetim, parti organları seçimlerinde aday olmasına hiçbir engel yoktur. Dünyanın en gelişmiş, en özgürlükçü demokrasisi sosyalist Küba’dadır. Çünkü partide görev almanız, meclis üyeliğine, belediye başkanlığına seçilmeniz için paranızın, toprağınızın olması, aşiret reisi, oda başkanı, sendika ağası olmanız gerekmiyor. Zaten bu türden bariz farklılıklar artık Küba’da yok. Demokrasi sıradan insan için bile içselleşmiş durumda.

“Fidel’e Selam…” AMA NE SELAM!

Devlet başkanları vardır; sözde yönetir, idare ederler. Gün gelir çıkınlarından soyup soymaktan başka bir şey yapmadıkları dökülür ortaya… Yediklerini yemiş, yemediklerini ülkesinden, halkından kaçırıp başka ülkelerin bankalarına yığmışlardır. Haram listeleri çarşaf çarşaf uzar. Çocukları, torunları ileride ABD vatandaşı olsun diye doğumlarını Amerika’da yaptırtmışlardır. Gün döner devir değişir, çıkınlar patlayınca, öncesinde başkanlarına yağcılık, yalakalık yarışında olanlar birden 180 derece dönüş yaparak, yeni yiyici başkanlara yaranmak için birbirleriyle yeniden yarışa tutuşurlar.

İşte Fidel tamamen böylesi bir sistemin tamamen dışında apak bir abide olarak kaldı. Ardından çok iyi şeyler söylendi. Dostları bir yana, stratejik olarak onun düşmanı safında yer alanlara yakın gazeteci, yazar bilim insanları ona ve Küba’ya övgüler düzdüler. Bu övgülerin önemli bir kısmı onun sosyalizme inancı ve ahlaki bağlılığı ile ilgili oldu ve hatta başarısının temelinde bunun yattığı belirtildi.
Küba halkına düşman olanların Fidel için ilk elden söyleyeceği elbette ki yeni bir şey yok! “Diktatördü”, “Küba halkı bir an önce demokrasiye geçmeli” vs. Benzeri sözlere Türkiye’den katılanlardan biri Oral Çalışlar oldu. Oral Çalışlar 26 Şubat 2008 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki “Fidel’e Selam” başlıklı yazısında kendince Küba ile ilgili bir takım olumlu değerlendirmeler yaptıktan sonra şu sözleri dile getiriyor: “Fidel Castro, diğer sosyalist liderlerden daha halkçı bir karakterle öne çıkmasına rağmen, o da sonuç olarak ülkesini bir diktatör olarak yönetti. Çünkü tek parti yönetimi başından birçok zaafı içinde taşıyordu. Kişilerin putlaştırılması ne yazık ki burada da hükmünü yürüttü”
“Küba’da özgürlükler ve demokrasi farklı olanın kendini ifade edeceği çoğulculuk ne yazık ki hiçbir zaman olmadı. Bunun kendine göre bazı gerekçeleri de öne sürüldü. Ancak hiçbir gerekçe bir ülkenin 50 yıl tek kişi ve tek parti tarafından yönetilmesinin doğru olduğunu haklı göstermez.”

“Fidel ayrılırken yerini Raul’un alması bile, bu ülkenin demokratik gelenekleri içselleştirmediğinin bir kanıtı. Kuzey Kore’de Kim İl Sung’un yerini oğlu almıştı. Suriye’de Hafız’ın yerini oğlu Beşşar, Azerbaycan’da Haydar Aliyev’in yerini oğlu İlham almadı mı?”

1-Düşmanları için Fidel Castro bir “diktatör”dür. Niçin? Çünkü Fidel bir halk hareketinin önderi olarak burjuvaziye Küba’da yaşam hakkı tanımadı. Emperyalist işbirlikçilere yeşerme, yönetme fırsatı tanımadı. Onların entrikalarını boşa çıkardı. Oral Çalışlar bundan rahatsız olmuş. Çünkü onun çarkına tutunduğu özgürlük tiplemesine uymuyor.

2-İnsanların amaçları ayrı olunca anlayışları da haliyle ayrı oluyor. Oral Çalışlar, Küba’da çoğulculuk olmadığı için demokrasi, özgürlük de olmadı diyor. Çünkü Oral Çalışlar çoğulculuktan da, özgürlük ve demokrasiden de sadece kapitalizmin ikiyüzlü demokrasisini, mülk sahibi sınıf ve katmanlar için özgürlüğü anlayıp, çoğunluk olan halkın egemen olmasını bile bile görmezden geliyor. Ona göre iyi demokrasi demek çok parti demek… Demokrasi parti ile değil, partilerle olurmuş! Partinin demokrasi anlayışı ve işleyiş tarzının Çalışlar’a göre bir önemi yok. Varsa yoksa burjuva demokrasisinin ikiyüzlü kuru demagojik gürültüsü ya da Oral Bey’in çoğulculuğu. “Hiçbir gerekçe bir ülkenin 50 yıl tek kişi ve tek parti tarafından yönetilmesinin doğru olduğunu haklı göstermez”miş. Bu mantıktan az sene yönetenler iyi, çok sene yönetenler kötü yönetiyor sonucu çıkıyor. Yoksa 49 yılın doğruluğu nasıl açıklanırmış? Tabii ki bunun yanıtı Fidel Castro’nun Küba halkı ile olan yakın bağlarında saklı. Küba gerçekliğine kulak tıkadığınızda değil 49 yıl hesabını bir tek yıl hesabını da anlayamazsınız. Devrim yapmak kolay olmadığı gibi, devrimi ayakta tutmak demek ki hiç kolay değilmiş! 49 yılın her ayı, her günü her saati, kafa yoracak, hesap yapacak, yediden yetmişe her Kübalıyı eğitecek insanlığın umudunu yaşatmak için yanıp tutuşacaksınız. Gerekçe bu! 49 yıl için bir gerekçe daha söyleyelim; Küba’nın yokluklar sosyalizmini daha çok yaşatmak için, daha çok zamana ihtiyaç duyulması.

3-Oral Çalışlar’ın önce şu diktatörlük takıntısı, sonra kapitalizme ait çoğulculuk ikiyüzlülüğünün Küba’da olmayışı, ardından diktatörlüğü akrabalık ilişkisiyle bağdaştırmaya çalışması. Azerbaycan, Kore, Suriye’yi biz bir yana bırakalım. Oral Çalışlar söz konusu ettiği ülkelerdeki başkanlık ve akrabalık ilişkisiyle uğraşabilir. Ancak Fidel Castro’nun yerine kardeşi Raul’un devlet başkanı olmasına yönelik yaklaşımında da okurları cahil yerine koymaya hakkı yok bence. Bir kere Raul Castro, Fidel’in kardeşi olduğu için o göreve seçilmedi. Yakın akrabalık bu işi çözseydi Fidel’in oğlu ne güne duruyordu? Raul da Fidel gibi Küba devriminin önde gelen şahsiyetlerindendir. Küba devrimi Fidel’in olduğu kadar Raul’un da çocu


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur