Mor iğnenin öyküsü…- Mürüvvet Yılmaz

Eğer Cuma günleri saat 20.00 ile 22.00 arası Taksim-İstiklal Caddesi Mis Sokak’a yolunuz düştüyse onları görmüşsünüzdür. Onlar mı? Ellerinde mor iğne dolu sepetleri, bildirileri ile kadınlar… “Tacize Hayır,,. Diyen”, “Bağır Herkes Duysun” diyen kadınlar.

Mor iğnenin öyküsü, bundan yirmi yıl önce başladı. 1987 yılında Çorum’da bir hâkimin “şiddet nedeniyle boşanmak isteyen üç çocuklu kadının talebini, kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin; gerekçesiyle red etmesi üzerine başlar. Kadınlar buna karşı kampanyalar başlatırlar. İlk kampanya “Dayağa Karşı” kampanyasıdır. Ardından “Bağır! Herkes Duysun”, adlı tanıklıkları içeren bir kitap yayınlarlar.

Ve oniki Eylül sonrasının ilk mitingi yapılır. Kadınlar “tacize hayır,, geceleri de sokakları da istiyoruz”, “bedenimiz bizimdir” sloganları ile yürüyüşler yaparlar. Hem ev içi şiddeti görünür kılmayı hem de sokaklardaki şiddetin son bulmasın isterler. Özellikle T.C.K’nın 438. maddesinin değiştirilmesine yönelik yürütülen kampanyalar sonucunda maddenin iptalini sağlarlar.

O dönemde yürütülen en önemli kampanya “Mor İğne” kampanyasıdır. Yani cinsel tacize karşı yürütülen kampanya. İş yerinde, sokaktaki tacizin kadın bedenine yapılan şiddet olarak kabul edilmesine yönelik eylemlerdir. Bu kampanyalar sayesinde özel alan kamusal alana taşınır. Mor çatı gibi kadın kuruluşları açılır. En önemlisi kadınlarda yaşanan bilinç değişimi olur.

Bu dönemde Cinsel tacize karşı yürütülen kampanyaların en önemli sembollerinden biri Mor İğne’dir. Mor kurdeleler bağlanmış kocaman iğneler sokakta, iş yerinde tacize karşı kendilerini savunmak amacıyla kullanabilecekleri meşru müdafaa araçları oluyordu. Yakaya takılan Mor İğneler kadınların kendilerini savunma silahına dönüşür.

O günden bu yana kadına yönelik şiddete karşı yasalar değişti. Kadınlarda bilinç değişimi yaşandı. Görünmeyen kapalı kapılar arkasında kalan konular görünür kılındı. Kadına yönelik şiddet, özel alan, tacize hayır gibi birçok konular konuşulmaya, var olan düzenlemelere itiraz edilmeye başlandı.

Ama tüm bunlar kadına yönelik tacizin ortadan kalkmasına yetmedi. Hala kadınlar iş yerlerinde sokaklarda evde şiddet ve tacize uğruyorlar. Erkeğin isteğine hayır dediklerinde hayatlarından oluyorlar. Yasalar da tacizciyi koruyabiliyor. Tıpkı 2008 yılbaşında kadına taciz edenin 57 tyl para cezası ile kurtulabilmesi gibi… Türban tartışmalarının, kılık kıyafetin edep haya, ahlak ölçüleri ile tartışılmaya başlanması gibi…

Artık yeter… Mor iğne tekrar sokaklarda…

Kadınlar yılbaşında yaşanan olaylara sessiz kalmadılar. Ve yirmi yıl önceki mor iğnelerini kınından yeniden çıkardılar. Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Her Cuma saat 17.00’de kadınlar toplanıyor. Mor iğnelerini hazırlıyorlar. Daha sonra saat 20.00-22.00 arası Mis Sokak’ta Mor İğneli basın açıklaması yapıyorlar.

Çünkü hala mağazada saat sorarken “cilveli sordu” diye kadınlar kocaları tarafından öldürülüyor, hala erkeğe hayır diyen kadın dayak ve tacize maruz kalıyor, hala geceler, sokaklar kadınların değil, hala kadınlar cinsel obje olarak görülüyor.

Ve hala yasalar şiddet uygulayan adamı, tacizciyi koruyor. Hatta yasalarda olan cezalar bile uygulanmıyor. Taksimde yaşan tacizin cezası T.C.K nın 102.maddesinin 3.fıkrası gereği (yani birden fazla kişiyle yapılan saldırı) en az iki yıl hapis iken bu yasa uygulanmıyor. Kadın ve aileden sorumlu bakan Nimet Çubukçu ise olayı şiddetle ilgili eğitim almış polislerin olmaması ile açıklıyor.

Üstelik Rus asıllı, yabancı kadınların Türkiye’ye neden geldikleri bilinen bir gerçek denilerek tacizciler aklanıyor. Medya ise olayı pornografiye dönüştürürcesine internet sitelerinde yayınlıyor.

Kadınlar ise, her Cuma tacize karşı susmayacaklarını, sokakları, geceleri terk etmeyeceklerini ve mor iğnelerini kullanacaklarını haykırıyorlar.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur