Görevden alınan Prof. Dr. İzge Günal ile söyleşi: Bilim İnsanından İnsanlık Dersleri

Sendika.org: Kaç yıllık öğretim üyesisiniz? Kaç yıldır Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görev yapıyorsunuz?

Prof.Dr.İzge Günal: 16 yıllık öğretim üyesiyim. 22 yıllık da hekimim. 8 yıldır Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görev yapmaktayım.

Sendika.org: Sizce “görevden çekilmiş sayma” cezası almanızın gerekçeleri neler?

Prof.Dr.İzge Günal: Önce bir gerçek gerekçesini söyleyeyim. Bana daha önce akademik yolsuzlukları ortaya çıkarttığım için kademe ilerlemesini durdurma cezası vermişlerdi. Şimdi biliyorsunuz 213 işçinin atılmasını protesto ettiğim için yeniden bir kademe ilerlemesini durdurma cezası verdiler. Bunda suç amirini, memurunu küçük düşürmekti; hepsi de arka arkaya oluverdiği için ben görevden alıverildim. Ama gerçek anlamda bu değil tabii ki. Ben bunu üniversitedeki muhalefetin sesini kısmak olarak değerlendiriyorum. Çünkü ilk bana ceza verdiklerinde; ben üniversite içerisindeki akademik yolsuzlukları ortaya çıkartmıştım. Bu basında yer almıştı zaten bana bunun üzerine ceza verdiler. Bu sefer de haziran ayında 213 işçiyi işten atmışlardı. Ardından 10 senelik bir öğretim üyesinin işine son verildi. Arkasından Buca Eğitim Fakültesi’nde 10’u aşkın öğrenciye 1 yıldan 2 yıla varan uzaklaştırma cezaları verildi. Ben de bunları protesto etmek için -ben değil daha doğrusu; Üniversite Konseyleri Genel Başkanı’yım ben aynı zamanda- imza topluyorduk. 4000’e yakın imza vardı elimizde, bunları götürüp rektörlüğe vermek istedim ben. Tabii ki rektörlük bunları almadığı gibi bize randevu da vermedi. 27 gün gibi bir zaman geçti, ben de bundan sonra parayla fiş kestirip rektörle konuşma süresini elde ettim ve bütün imzaları verdim.

Sendika.org: Sizce bu ceza sıra dışı bir gelişme midir yoksa YÖK geleneklerine uygun bir işleyiş midir?

Prof.Dr.İzge Günal: Bence hiç sıradan bir olay değil hatta komik bir olay. Söylediğimizde birçok insan inanmıyor. Şuna ulaşılıyor aslında; dünyanın hiçbir yerinde bir öğretim üyesi fikrini söyledi diye, bir şeyi protesto etti diye işine son verilemez. Çünkü üniversitenin olmazsa olmaz koşuludur bu. Üniversitede farklı sesler ortaya çıkmak zorundadır. Eğer birileri bir işçiyi atıyorsa birileri de buna karşı çıkmak zorundadır. Eğer birileri karşı çıkmıyorsa üniversite olmaktan çıkmış demektir. Fakat sonuçta görülen şu ki işçiyi atanlar işçinin atılmasına karşı çıkanları bile tolere edemiyorlar. Ve böyle kolay bir şekilde öğretim üyesi atabilmek işte ancak YÖK yasalarıyla olası bir eylem. Ancak bu ülkede mümkün aynı zamanda. Yurt dışındaki üniversiteler ile yazışıyoruz inanmıyorlar olan duruma. Şaka gibi algılıyorlar durumu.

Sendika.org: Bilimsel alanda birçok çalışmanız var. Uluslararası alanda bilim dergilerinde makaleleriniz yayımlanırken üniversitede bir grup işçinin hakkını savunmaktan dolayı cezalandırılmak size ne hissettiriyor?

Prof.Dr.İzge Günal: Karmaşık hisler bunlar. Birincisi üniversite adına çok üzücü; üniversitenin bu olmaması lazım. Aksine şu olması lazım; o kadar çok kişi bu işi protesto etmeliydi ki; rektörlük atacak adam bulamamalıydı. Bir tek ben olmamalıydım orda. Bu anlamda üzücü; ama bir anlamda da Türkiye’deki gerçek üniversiteyi kurma doğrultusunda herhalde zorunlu. Ama şu anlamda hiç pişman değilim yine olsa yine yaparım; 213 işçi çıkartıldığında yine savunurum. Bakın bir de eğlenceli komik bir tarafı var yine beni atan kurulda 17 tane profesör var; üniversite yönetim kurulu. Birde soruşturmayı yöneten profesör var yani 18 tane profesör. 18 tane profesörün çoğunun da hemen hemen hepsinin yaşları benden çok daha büyük ancak bu profesörlerin toplam uluslararası değeri benimki kadar değil. İşin komikliğine bakar mısınız. 18 tane adamın benimki kadar bilimsel üretimleri yok. Fakat sonuçta birtakım insanları birtakım yerlere atıyorlar, üniversiteden atılan ben oluyorum. İnsanın aklına şu geliyor bu üniversite benim üniversitem yayın yapan benim, çalışma yapan benim.

Sendika.org: Bu durumda karşımıza bir üniversite gerçeği çıkıyor. Sebepleri farklı olsa da üniversitelerin işleyişi sebebiyle birçok üniversite öğrencisi de çeşitli soruşturmalar geçirip YÖK’ten çıkarılma ve uzaklaştırma cezaları alıyorlar. Bu tip uygulamaların benzeri geçtiğimiz aylarda DEÜ’de yaşanmıştı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Prof.Dr.İzge Günal: Hiç farklı değil aslında bunlar. Şimdi bakın üniversitede okuyan öğrencilerin disiplin soruşturmalarına. Bunların hiçbirinde büyük bir suç olamaz bu çocuklar üniversiteyi yakmadılar üniversite yerinde duruyor. Bu çocuklar eğitim alınmasını engellemediler. Bu çocuklar suç anlamında bir şey işlemediler. Bu çocuklar ne yapmış bu tip şeyleri protesto etmişler ne yapmışlar basın açıklaması yapmışlar. Aslında çok farklı bir şey değil ben belki de biraz yaşlıca olduğum için daha fazla ses getirdi. Ama düşünebiliyor musunuz, daha 18-20 yaşındayken insanların seslerini kesiyorsunuz. Tam tersine üniversiteye sesleri kesik insanların seslerini açmak için farklı şeyleri söyleyebilsinler diye çağırmamız gerekirken biz onların seslerini kesiyoruz. Üniversite gerçeği bu.

Sendika.org: Tüm bu söylenilenler ve olanlar ışığında karşımıza bir üniversite gerçeği çıkıyor ve değişen bir üniversite profili var günümüzde. Siz ne dersiniz karşımıza çıkan bu tablo hakkında?

Prof.Dr.İzge Günal: Bizim yepyeni şeyler çizmemiz gerekiyor. Üniversitenin tek sorunu elbette demokratik olması değil bir sorunu da piyasaya açık hale gelmesi; piyasanın üniversitesi olması. İşte öğrenci harçları falan bunun bir parçasıdır. Sonuçta insanlar parası kadar okuyabiliyorlar. Üniversitenin bilgi üretmesi proje bazında olmaya başladı. Piyasaya proje ürettiğin ölçüde seni başarılı sayıyorlar. Bunun için üniversitenin özelleştirilmesine karşı çıkmak gerekiyor. Kamudan yana olan bir üniversiteyi savunmak gerekiyor daha doğrusu. Kamudan yana olan bir üniversite paranın geçerli olmadığı, bilginin üretildiği, bilimin hakim olduğu bir üniversitedir. Ama bunu gerçekleştirebilir miyiz? Kısa zamanda zor elbette ama bunun gerçekleşmesi için tüm çabamız.

Sendika.org: Üniversitenin piyasalaştırılması ile sağlık alanında yaşanan piyasalaşma da aynı şey. Üniversite hastanelerinde muayene ücreti alındığını biliyoruz. Siz bu ücreti almadan tedavi yapıyorsunuz, neden?

Prof.Dr.İzge Günal:Sağlık bir insanlık hakkıdır. Bir adam doğduysa sağlıktan yaralanmak hakkıdır; nefes almak gibi bir şey bu. O yüzden bu konuda paranın geçerli olmaması gerekiyor. Ve bana çok garip geliyor başkasının acısından para kazanmak. Düşünsenize benim para kazanmam için sizin kolunuzun acıması gerekiyor. Hiç insani bir şey değil ama daha doğrusu sağlık insanlık hakkıdır kimse sağlığı satamamalıdır. Herkes sadece insan olduğu için en üst düzeyde sağlık hizmetine erişebilmelidir diye düşünüyorum ben.

Sendika.org: Bundan sonraki süreçte hak arama mücadelenizi ne şekilde sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Prof.Dr.İzge Günal:Bu konu çok net değil elbette; ama öncelikle iptal edebilecek kurum olan YÖK’e başvuruldu. Aynı zamanda sonuna kadar bölge ida
ri mahkemesine yürütmeyi durdurma istemiyle dava açıyorum yasal süreçler bunlar. Ama ben şundan eminim; bunların herhangi bir tanesinden kazanım elde edip ben bu üniversiteye geri döneceğim. Benim, bizim gibi düşünenlerin bu üniversite. Bence ilerde o üniversite de beni atanlar olamayacak benim savunduğum düşünceler olacak.

Sendika.org: Sizce bugün üniversitelerimizin en temel sorunu nedir?

Prof.Dr.İzge Günal: Bence bugün üniversitenin en büyük sorunu özelleştirmedir. Özelleştirme olmasaydı işçilerin çıkarılması da gündeme gelmezdi zaten. Biraz daha genişletelim üniversitenin kamunun elinden çıkmasıdır. Esas sorun budur.

Prof.Dr.İzge Günal için bir de imza kampayası başlamış bulunuyor. universitekonseyleri.org adresini tıklayarak siz de kampanya ya destek verebilirsiniz.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur