Memleketin Türk’ü, Kürt’ü; Memleketin dincisi, dindarı, laiki; Memleketin sivil iktidarı, askeri iktidarı; Memleketin başbakanı, genelkurmayı; Memleketin milletvekilleri, subayları; Memleketin kimi muhalifi, kimi demokratı, kimi sivil toplumcusu; Kimi milliyetçisi, cemaatçisi ve sağcısı ile orta yolcusu ve kimi solcusu; Maalesef utanmıyor. Bu “Bush kuyruğu” nda huzur, barış, kudret, kuvvet, itibar, garanti, gelecek, demokrasi, özgürlük, hak, hukuk, milli […]
Memleketin Türk’ü, Kürt’ü; Memleketin dincisi, dindarı, laiki; Memleketin sivil iktidarı, askeri iktidarı;
Memleketin başbakanı, genelkurmayı;
Memleketin milletvekilleri, subayları;
Memleketin kimi muhalifi, kimi demokratı, kimi sivil toplumcusu;
Kimi milliyetçisi, cemaatçisi ve sağcısı ile orta yolcusu ve kimi solcusu;
Maalesef utanmıyor.
Bu “Bush kuyruğu” nda huzur, barış, kudret, kuvvet, itibar, garanti, gelecek, demokrasi, özgürlük, hak, hukuk, milli güvenlik, bağımsızlık, borsa, piyasa arıyor olmaktan utanmıyor.
Kendi sorunlarını kendisi çözememekten, kendi barışını, kardeşliğini kendi tesis edememekten, ABD’li hamilere, banilere, talabanilere filan bırakmadan, kendi demokratik, adaletçi, onurlu ufkunu çizememekten hiç utanmıyor.
ABD kuyruğunda askerlik yapanlar, sivil kuyrukçuları;
Halktan alabilecekleri, aldıkları yahut orada kaybedecekleri iktidarı ABD eteğinde tescil etmeye çalışan siviller, ABD tedrisatlı askerleri;
“Think tank” kuruluşlarında nemalanmaya, şereflendirilmeye bayılan kimi demokrat sivil toplumcu da, tankçıları, topçuları bu “bağımlı, ezik, büzük, özü bozuk” ahval ve şerait içinde eleştirmiyor mu?
Yahu bu memleketin “teröristi” ABD’nin uzaktan kumandasında ve “terörle mücadele” konseptleri ile icracıları da ABD gölgesinde; kimi milliyetçilerinin ve kimi cemaatçilerinin geçmişi ABD beslemesinde değil mi?
Bu nasıl bir “Amerikan pazarı” dır ki, herkese yer var.
Bunlar nasıl bir milli, etnik, askeri, sivil, demokrat, özgürlükçü, bağımsızlıkçı filan ruhlardır ki, o eğri büğrü omurgalardan hiç sızı duymadan poz veriyor, ahkam kesiyor.
Başbakanı apar topar, süklüm püklüm “Allah’ın Bush’u” na koşmuşken;
O başbakanı aynı gün bozum yapıp irticadan AB’ye kadar her konunun üstünden geçen Genelkurmay Başkanı bir kez bile ABD’nin adını anarak bir eleştiri getirdi mi?
O sözlere bayılanlar buna hiç dikkat etmeyecek kadar baygın mıydı?
Bir ülke, bir devlet, bir başbakan; her yere “savaş, kin, nefret, ölüm” taşıyan biri, sırf ABD Başkanı olarak, “Sizi bir barış adamı ve bir dost olarak görüyorum” dedi diye gurur duyabilir mi?
“Bush’un gözlerindeki kararlılık” üstüne beyaz atlı prensi bekler gibi hayallere dalabilir mi?
Hadi büyük medya bir yana da, misal, “İslam dünyasının uğradığı haksızlıklara, Ortadoğu’da fitne, fesat ve katliamlara çok duyarlı” gazeteler, başbakan yağlayacağız diye cıvık cıvık olabilir mi?
Bakın bu ezikliğin, yamaklığın, yamukluğun maalesef sivil ve asker bir ayrımı yok.
Kimsenin afrasına, tafrasına bakmayın.
Bu ülkede ne siviller bu kuyrukçuluğun özeleştirisini yapıp hesap verdiler; ne de ABD malı darbelerle ülkenin içini, beynini, vicdanını oyan askerler.
O yüzden, yağmurdan kaçıp doluya, doludan kaçıp çığa, çığdan kaçıp çamura sığınmanın bir manası ve bir ahlakı yok.
Hakiki “demokratik kültür”, belki de hakikaten “Çarşı, her şeye karşı!” türünden bir mertlikle başlayabilir; en azından.