Makyavelist futbol hırsızları ve bir futbol emekçisi “Zizu” üzerine…- Yüksel Akkaya

Efendim, izninizle, futbol tartışmalarına, ben “topa başka bir yerden” gireceğim… Metin Yeğin’in “itirazına” ben de naçizane, futbolunu, kimliğini, kişiliğini bir itiraz olarak sevdiğim, haşa siyaseten devrimci olarak sıfatlandıramayacağım ama futbolu ile bir “asi/isyankar/eşkıya” olan Zizu üzerinden “itiraz”da bulunacağım. (1) Günceli seven, bu tür meselelere dair “orijinal” düşünceler üretmeyi seven Demir Küçükaydın’ın yazısı ve Metin Yeğen’in yazısı ile hiç paslaşmayacağım!.. Benimkisi, naçizane, vaktinde tozlu, topraklı sahalarda, asfaltta, plastik top peşinde koşturmuş, bu uğurda bir dişini “şehit” vermiş, bir ara iki vişne suyuna da amatör bir takıma “transfer” olmuş, her mümtaz topçu gibi bir iki el ve ayak burkulması yaşamış bir “faninin” uhde bir sevgisi olup, gecekondu ve amele taifesinin takımı olan Adanademirspor’un “eski görkemli günlerini” arayan, Adana’nın “Aptallar Koleji” olarak bilinen Karşıyaka Lisesi’nin çamurlu sahalarına ihanet edip, topraktan basket sahasına dadanan bir “garibanın”, bir gün Fransa diye bir memlekette okur iken, futboluna hayran olduğu bir adama “methiye” düzmekten başka bir şey değil.

Machiavelli’nin affına sığınarak, bozma bir; ilk söz: “Bu şekilde ele geçirilmiş kupalar, ya başkalarının ya da kendilerinin silahları ele geçirilirler. Ya hakemin yardımıyla ya da hırsız bir oyuncunun yeteneği ile kazanırlar”.

Machiavelli’nin affına sığınarak, bozma iki; son söz: “İtalya’ya onur kazandıracak bir kupayı kazandıracak şartların var olup olmadığını ve akıllı ve erdemli bir kişinin kendisine şeref getirecek halka yararlı olacak bir şey yapıp yapmayacağını kendime sorduğumda, Materazzi’nin yapacağı işi o kadar uygun görüyorum ki, bundan daha iyi bir işin nasıl yapılabileceğini bilemiyorum”.

Machiavelli’nin çocuğu Materazzi, onu yanıltmadı! İtalya adına şerefli, gurur verici bir iş yaptı, Zizu’yu baştan çıkaran faulü, arkasından küfürleri ile rüştünü ispatladı. Siyaset gibi futbol da Machiavelli felsefesinden yoksun kalmaz dedi. Ve, bize, biz toprak sahaların, iki vişne suyuna transfer olmuş, sonra futbola toprak sahadaki iki pota nedeni ile ihanet etmiş olanlara gereken dersi vermiştir. Ancak, İl Pirincipe’i yazana karşı bir de İtalya’da “Modern Prens”i yazanlar vardır. Gramsci’nin affına sığınarak, bir bozma: ” Tarihsel yaşamların bir noktasında futbolcuların bir kısmı futbolun klasik anlamından koparlar, yani, belirli bir örgütlenme içinde, sermayenin egemen kesimlerince kurulan, temsil edilen ve yönetilen futbol kulüpleri ile eski amatör futbol kulüpler, futbolcular ve bugün de bu ruhu taşıyan futbolcular arasında artık bilinen o kirli ilişki kalmaz. Bu gibi durumlarda, ortaya nazik ve tehlikeli bir durum çıkar. Üçkağıtçı ve tanrının istediği adamlarca temsil edilen bir güç devreye girer, karanlık güçler faaliyete başlar. Futbolun emekçileri sahne dışına itilirken, Machiavelli’nin çocukları sahneye çıkar. Rol onlarındır”. (1)

“Kitlelerin” afyonu (tırnak işaretleri yerinde kullanılmıştır!) futbolun temaşayı aşıp ticarileşen ruhsuz bir “büyük” organizasyonu olan ve Dünya Kupası olarak sıfatlandırılan “eğlencesi” daha sona ererken akıllarda, bu kupayı “alan” İtalya’nın iki siyasetçisinin yukarıdaki “çağrışımları” da düşmüş olmalı. Bunlar bir yana diyeceksek, ki, diyebiliriz, yine de emek adına “meseleye” bir değinmekte sakınca olmasa gerek. Büyüklerimizin affına sığınarak Zizu üzerinden bir deneme yapmak istiyorum. “Uzun” yazılar çok okunduğu için ben, kısaca yazarak derdimi anlatmaya çalışacağım.

Bu futbol işinin “popüler”/tanınan yazar-çizer-alim-ulema nesi varsa, hepsi birden bu “turnuvayı” tüm zamanların en kötü maçlarının oynandığı “kupa” ilan etti. Stalin’n meşhur sorusu ile, “Bu bir tesadüf müdür?”. Hayır, bu kadar ticarileşen, seyircisini “kampanyalardan” ve de “kumpanyalardan” devşiren, futbolu kirleten “iddaa” türü kumarı merkeze koyan bir organizasyon, ne yazık ki bundan daha iyisini hak etmiyor. Etmiyor etmesine de… Yine de orada, gitmesek de görmesek de bir “emek” var. Bir de hırsızlar. Belki de günümüz futboluna biraz buradan bakmak yararlı olacak. Bu nedenle son final maçını İtalya’nın büyük “siyaset bilimcisi” Machiavelli’nin (Makyavel olarak bilinir bizde) aşkın öğrencisi Materazzi gibi bir “topçu” ile, hala babasına vatandaşlık verilmemiş, Marseille’in (Marsilya) varoş çocuğu, efsane ismi, akil adamı, Fransa milli takımının kaptanı Zinedine Zidane’ı (Zizu) birlikte düşünmek ve bu final maçını “böyle” okumak” gerekir.

Önce bir soru: “Organizasyon” boyunca kendisine yapılan en sert faullere bile tepki göstermeyen Zizu, Materazzi’nin yaptığı faule maruz kalmasına rağmen o an tepki göstermeyip, “olaydan” sonra, epeyce ilerleyip, daha sonra dönüp bir metre arkasındaki bu Machiavelli’nin torununun kafasına değil de göğsüne neden bir kafa attı? Hayatının en önemli son ve tek maçında, o maçta yenilse de yense de kahraman ilan edileceğini bilen, bu Arap çocuk, bu varoş çocuğu, neye bu kadar kızdı, niye bu kadar kızdı da, bunu yaptı? Futbol “dilencileri”, futbol “tutkunları” bu soruyu sorar mı bilemeyiz, ama, emeğin hakkı konusunda, “hassas” olmaya çalışan biz “düşkün” futbolperestler bu soruyu sormamazlık etmemeliyiz. Zira, ırk ayrımcılığının, din ayrımcılığının koktuğu bir andır o an. Bizim meşhur 4857 sayılı İş Kanunumuz bile, modernliğin bir gereği olarak, ırk renk vs ayrımcılık yapanların işten atılmasının düzenler. Birleşmiş Milletler’in “Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi”nin 2. maddesine göre “Bu sözleşmeye taraf her devlet, bu sözleşmede tanınan hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın, kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder”. Bu madde bile tek başına, Zizu’nun “nedensiz” öfkesini ve haklılığını bize, sadece futbol adına değil insanlık adına açıklayabilir. Bu da, Fransa-İtalya maçında yaşanmış olan bu “olayın” basit bir makyavelist “çirkinlik” değil en temel insan hakkına aykırı bir davranışın sorgulanmasını gerektirir. Zizu’nun karşılaştığı bu son çirkinlik, futbol içi ilk ve son çirkinlik değildir. Ve, futbolun basit bir “akisyonu” olarak değerlendirilmemelidir. Oyuna, hakim olan hakem, adil olacaksa, bu durumda, video görüntüsünden de yararlanıyorsa, olaya neden olan süreci de sorgulamak zorundadır. Ya iki kırmız kart, ya hafifletici nedenler, vs. ayrı bir tartışma konusu. Ancak, ıslıkların gösterdiği, İtalyan futbolcuların yüzlerine yansıyan sıkıntı, coşkusuz sevinç, futbol adına bir cinayetin yaşandığının da itirafı. Ama…

Futbol, sadece futbol olsaydı, Machiavelli’nin İtalya’sı da bunu böyle oynardı. Ancak, futbol sadece futbol olmadığı için, şikenin bütün çirkinliklerine bulaşmış İtalya futbolu ve bu maçta İtalya’yı temsil eden o futbolu kirleten kulüplerin oyuncuları, Materazzi’nin şahsında, bir kez daha ” o görkemli” yüzlerini gösterdiler. Sıkıntı duyan futbolcuların hiç biri çıkıp, Materazzi’ye “yahu bu adama ne yaptın da bu kadar sakin bir adam senin göğsüne kafa attı?” sorusunu soramadı! Zira, hepsi, böyle bir provokasyonun yapılacağını biliyordu, tek görevli Materazzi değil’di. Öyle olduğu için de sevinçleri ve coşkuları buruk kaldı! (Yoksa bana mı öyle geldi?).

Fransa’da göçmenlere, onur ve gurur veren
kendisi “mütevazi” bir futbol emekçisi olan Zizu’yu futbol sahasından böyle “silen” Materazzi, futbol tarihine, benim nezdimde en utanç verici bir kişilik olarak kaydedilmiştir. Bir futbol emekçisinin, Zizu’nun yıllara sığmış emeğini çaldığı için, hiç de hak etmediği bir trajik son ile futbolu bırakmak ile karşı karşıya bıraktırdığı için. Bir de utanmazca, bu yaptığından dolayı İtalya’da kahraman ilan edileceği için. İl Principe’in yazarı Machiavelli’nin Materazzi soytarısı için ne “söylediği” bellidir. Ancak, Machiavelli’ye verso bir yapıt sunan Gramsci’nin Zizu’ya, “Modern Prens,üzülme, sen futbol emekçilerinin bir onurlu temsilcisi olarak başımızın tacısın” dediği de bellidir ve bu da başka bir tesellidir. Yine, eski, otonomcu günlerin asi çocuğu A. Negri’nin, Zizu için “işçilerin takımı Milan’da oynamanı ne çok isterdim, Marseille’in asi çocuğu” serzenişini duyar gibiyim. Siz, Zizu’nun tuttuğunuz ya da az çok gönül verdiğiniz bir takımda yarın oynamasını ister miydiniz? Yanıt evetse bu “organizasyonun” kahramanı, sanırım, sizin için de bellidir.

dipnotlar

1- Eskiden Türkiye solunun benim şahit olduğum kısmı, futbolu bir eğitim çalışması “ve hatta” örgütlenme fırsatı olarak değerlendirirdi. Örnek olsun, biz 1979-1980 yıllarında Adana’da, “tozdan topraktan” bir “futbol” sahasının kıyısına oturup, topluca dergi okur, kitap okur, tartışırdık. “Erkete”nin sinyali ile birlikte tehlikeyi savuşturmak için o toprak sahaya dalar, “iki top çevirirdik”. “Tehlike” geçince, yeniden “eğitim ve örgütlenme” çalışmasına devam ederdik.

2- Ne Machiavelli’de ne de Gramsci’de tırnak işareti içinde verilen düşünceler vardır. Ancak, metinde de belirtildiği gibi her iki düşünürün yazdıklarından bugünkü futbolu Zizu’nun yaşadıkları üzerinden tartışmak için “metin bozmasına” başvurulmuştur. Yani, onların o döneme ilişkin yaptıkları bazı değerlendirmeler, bugünün futbolunda yaşanılana “uyarlanmıştır”. Machiavelli, Hükümdar (İl Principe), Sosyal Yayınlar, 1985. A. Gramsci, Modern Prens, Birey ve Toplum Yayıncılık, 1984.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur