Aile Hekimliği ve GSS: Yalanlar, Gerçekler -Dr. Hüseyin Demirdizen’le Söyleşi

Sendika.Org: Aile Hekimliği şu an pilot olarak uygulanıyor. Aile Hekimliği bizlere ne vaat ediyor?

Hüseyin Demirdizen: Aile Hekimliğine belki değişik çevrelerin argümanlarıyla yaklaşmak uygun olur ama en sonunda sağlık bilimi açısından Aile Hekimliği nedir onu söyleyerek bitirelim.

Birincisi, Dünya Bankası’nın (DB) Aile Hekimliği ile ilgili yaklaşımı nedir? DB 2004 Sağlık Türkiye raporunda demektedir ki, “Aile Hekimliği Türkiye’de birinci basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin en önemli adımıdır. Bu nedenle hükümete 2004 yılında 40 milyon Euro kredi verdik.” Demek ki ekonomik olarak bakınca Aile Hekimliği, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin ilk önemli adımıdır.

Dünyanın hemen tüm ülkelerinde, Aile Hekimliği denilen sistem içerisinde kamu ya da sosyal güvenlik kuruluşlarının, kendi muayenehanelerinde hizmet veren hekimlerden hizmet aldıkları model anlaşılır. Demek ki finans ve örgütlenme boyutu açısından bakıldığında özel muayenehaneleri ya da ofislerinde hizmet veren hekimlerin kendilerine bağlı belli sayıdaki insana, ülkeden ülkeye değişmekte ama ortalama olarak 2500 ila 3000 insanın kayıtlı olduğu bir nüfus büyüklüğü var. Ve bunlara, hemen hemen dünyanın pek çok ülkesinde özel sigorta ya da kamu sigortacılığı aracılığıyla hizmet satın alındığı bir modeldir.

Aile Hekimliğini aslında dünyada birinci basamak sağlık hizmetlerinin bir organizasyona kavuşturulduğu 1960’lı yıllardan itibaren görüyoruz. Nerelerde görüyoruz daha çok? Örneğin gelişmiş merkez kapitalist ülkelerde; Almanya, Fransa, Kanada, ABD. Amerika özel sigortacılıkla, diğer Fransa, Almanya gibi ülkeler de Genel Sağlık Sigortası denilen sigortacılık fonlarıyla sağlık hizmeti alıyorlar. Ama ortak özellikleri muayenehanede çalışan hekimden -veya hekimin yanında sınırlı sayıda, genellikle hemşireler görev almaktadır- bu insanlardan hizmet satın alınmasıdır.

bütüncül sağlık anlayışı sağlık ocağı sistemiyle uygulandı
Yine 1960’lı yıllarda birinci basamak sağlık hizmetlerinde, bir başka model, bizim ülkemizde de uygulanan birinci basamak sağlık hizmetlerinin bir sağlık kurumu aracılığıyla hizmet sunulmasıdır. Bizde bunun adı sağlık ocağıdır. Avrupa’nın pek çok ülkesinde de sağlık ocağı ya da sağlık merkezi olarak geçmektedir. Burada ne vardır? Sadece hekim değil, hekimin de içinde bulunduğu bir ekip vardır. Aile Hekimliğinde olduğu gibi sadece tedavi edici hizmetler değil, kişiye ve kişinin de yaşadığı çevreye bütüncül bir sağlık hizmeti sunumu söz konusudur. Ülkemizdeki sağlık ocağı hizmetlerinden bilir vatandaşlarımız; çevre, gıda denetimi, suyun sağlıklı halde olup olmadığının denetlenmesi, gıdaların denetlenmesi, çalışma ortamının denetlenmesi gibi pek çok hizmeti de, bu ünitelerde bulunan hekim dışındaki diğer sağlık personeliyle birlikte verir.

İkincisi de genellikle siyasi çevrelerin söylediği şu cümledir: Biz her aileye bir doktor vereceğiz, dolayısıyla da bundan sonra herkes kendi doktorunu bilecek, başı sıkıştığında 7 gün 24 saat doktorunu arayarak bu hizmetten yararlanacak iddiasıdır. Burada tabii, iki tane çok önemli, pozitif kelime kullanmaktadır siyasiler. Bunlardan bir tanesi, “hekim seçme özgürlüğü,” diğeri de “her ailenin bir hekiminin olacağı” tezidir. Aslında sağlık örgütlenmesinde her vatandaşın bir sağlık kuruluşuna ve sağlık personeline ulaşması zaten esastır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında Aile Hekimliğinin bir farkı yoktur.

Sağlık Ocakları, yasa itibariyle şöyle demektedir: “Her 5-10 bin nüfusa bir sağlık ocağı, bu sağlık ocağı içersinde de yeteri kadar sağlık personeli çalıştırılacaktır” demektedir. Dolayısıyla hem nüfus bellidir, hem de o nüfusun yaşadığı coğrafya bellidir. Hekimin yanı sıra, hemşiresi, sağlık memuru, sağlık teknisyeni, tıbbi sekreteri, hizmetlisi, gerekiyorsa diş hekimi, gerçekten orada bir olanak hazırlanabilirse röntgen teknisyeni ve laboratuar teknisyeni gibi; sonuçta o nüfus ölçeğindeki insanların hizmetlerinin % 90-95’ini karşılaması gereken bir ünite olarak bakılmıştır.

Burada siyasiler tarafından söylenmeye çalışılan şey şudur: “hekim seçme”; tabii sağlık hizmetlerinde bunun çok bir karşılığı yok. Onu seçebilmek için bile, önceden hiç bilmediğiniz belli insanlarla bir ilişkinizin olması gerekir ki hekimi tanıyabilesiniz, sizinle ilişkisini değerlendirebilesiniz. Başlangıç için hekimin seçilmesi bir kriter olamaz. Ancak uzunca bir süreli bir ilişkiden sonra bir ölçüt olabilir. Ne açıdan? Normalde bütün doktorların, o gün için güncel, geçerli, bilimsel olan sağlık hizmetini karşısına gelen herkese sunması beklenir. İyi hekim, kötü hekim gibi bir ayrım beklenmez sağlık hizmetlerinde. Dolayısıyla, vatandaşa, bu hekim, bu sağlık kuruluşu hizmet sunabiliyor dendiği andan itibaren normalde orada belli bir bütünlüğün, belli bir standardın olması gerekir.

Geriye ne kalıyor o zaman, hekimlerin çalıştıkları ortamlar ve onların kendilerini ya da hizmetlerini pazarlama yöntemleri kalıyor. Bugün özel sağlık kuruluşlarının pek çoğundan da biliyoruz ki, pazarlanan aslında turizm ve otelcilik hizmetleridir. Yoksa oradaki hekimlerin mesleki pratikleri değildir pazarlama konusu olan ve dolayısıyla da seçerken de bir ölçü değildir. Ülkemizdeki insanların bırakın seçmeyi hekime ulaşmakta, sağlık personeline ulaşmakta çok ciddi sorunlar yaşadığı dikkate alınırsa, hekim seçme özgürlüğü aslında bir kandırmacadan öteye geçmeyen bir olaydır. Esas olan, gerçekten sürdürülebilir bir hizmeti ihtiyaç duyulan her zaman dilimi içerisinde sunabilmektir.

Kendi ülkemizde ve dünyanın diğer ülkelerinde Aile Hekimliği denen sitemde, yani hekimlerin tek başlarına çok az sayıdaki sağlık personeliyle birlikte çalıştıkları hizmetin en büyük problemlerinden bir tanesi, bu hizmetin 24 saat sürdürülebilmesiyle ilgili yaşanan sıkıntılardır. Çünkü tek bir insanın 24 saat hizmet sunması insani ve pratik bir şey değildir.

Sendika.Org: Mevzuatta 24 saat hizmet verilecek mi deniyor?

H. D.: Mevzuat böyle diyor. Ben daha çok başlangıçtaki argümanları kullanmak istiyorum, mümkün olduğu kadar da söyleyenlerin söylediklerine sadık kalarak. Bir, işte, “seçecekler.” İkincisi, “24 saat kesintisiz hizmet alacaklar;” üç, “gidecekleri doktorları belli olacak;” dört, “herkes hizmet alacak.”

7 gün 24 saat hekiminize ulaşmak iyi güzel bir şeydir. Kesintisiz hizmet alabilmek iyidir. İstediğiniz hekimden hizmet alabilmek, yakınınızda olan birisinden alabilmek, nitelikli sağlık hizmeti alabilmek gibi şeyler güzeldir.

Burada, bu paketi vatandaşa ulaştırırken hükümet ya da Sağlık Bakanlığı yetkililerinin nasıl bir tanımlama yaptığına bakmak gerekiyor. Yani, hangi koşullarda bu hizmetin verileceğini iddia ediyor. Sağlık hizmetinin üç tane temel bileşeni vardır. Bunlardan bir tanesi, sağlık hizmetlerinin finansmanı dediğimiz bölüm. İkincisi sağlık hizmetlerinin sunumu dediğimiz boyut. Üçüncü boyut da, sağlık hizmetinin organizasyonu dediğimiz boyuttur.

Türkiye’de sağlıkta dönüşümün bir parçası olarak Aile Hekimliği sistemini getiren hükümetin, yasal düzenlemelere koyduğu bu üç alanla ilgili tanımlama şudur: “Biz sağlık hizmetlerinin finansmanı için sağlık sigortası fonu oluşturacağız. Sağlık hizmetlerinin sunumunda, kişiye dönük tedavi edici hizmetlerle, kişiye dönük koruyucu hizmetleri vereceğiz. Bunun

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur