Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Hakkı İçin Birleşik Mücadeleye

“Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Hakkı İçin Birleşik Mücadeleye” sloganıyla bir araya gelen ilerici emek örgütleri, Cumartesi günü Petrol-İş Sendikasının İstanbul Altunizade’de bulunan merkez binası toplantı salonunda yapılan ve 4 saat süren geniş katılımlı bir toplantıyla Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Tasarılarına karşı somut hedefli, etkili, birleşik bir mücadele örgütleme çağrısı yaptılar. Salondan taşacak kadar büyük bir katılımın gerçekleştiği toplantı canlı tartışmalara sahne oldu.

İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacılar Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, KESK İstanbul Şubeler Platformu, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Türk-İş İstanbul Şubeleri, DİSK İstanbul Şubeleri ve Dev Sağlık-İş’in oluşturduğu platformun örgütlediği toplantı saat 13:00’da başladığında, salonda; basamaklarda oturanlar, salona giremeyip kapıdan izleyenler dahil 500’ü aşkın emekçi ve kurum temsilcilisi bulunuyordu. Platform bileşenleri kimi zaman “İstanbul Emek Platformu bileşenleri” olarak anılıyorsa da Hak-İş, Kamu-Sen ve Memur-Sen bu bileşimin içinde yoktu. 128 gündür direnişte olan, TEKSİF üyesi Serna/Seral Tekstil işçileri de toplantıya önlükleri, dövizleri ve sloganlarıyla kitlesel olarak katıldılar.

Toplantı, söz konusu tasarılarla ilgili bilgilendirici sunuların ardından, emek örgütü temsilcilerinin mücadeleye dair görüş ve önerilerini ortaya koydukları tartışmalarla geçti.

Toplantı Devrimci Sağlık-İş sendikası başkanı Doğan Halis‘in açışının ardından İ.T.O. başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy‘un açılış konuşmasıyla başladı. Gürsoy sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde emekçiler aleyhine gelişen sürecin; sermayenin, reel sosyalizmin yıkılması ve işçi sınıfı siyasetindeki geri çekilmeyle birlikte sınıfın kazanılmış haklarını geri almak için gerçekleştirdiği bir saldırı olduğunu ve herkes için sağlık ve güvenli bir geleceğin de ancak sosyalizmde mümkün olabileceğini vurguladı.

Gürsoy’un ardından söz alan Türk-İş Başkanlık Danışmanı Celal Tozan mevcut tasarıların emekliliği emekçilerin büyük çoğunluğu açısından imkansız hale getirdiğini, hükümetin tasarıya gerekçe olarak sunduğu sorunların bu şekilde çözümlenemeyeceğini ve hatta daha da kötüleşeceğini açıklayan bir sunum yaptı ve bu süreci tersine çevirmenin ancak “toplumsal bir muhalefetle” mümkün olabileceğini söyledi. Tozan’ın konuşmasında hazırlanan tasarıda, SSK’nın sahip olduğu sınırlı özerkliğin ortadan kaldırılmasının üzerinde özellikle durması dikkat çekti.

İstanbul Tabip Odası’ndan Dr. Osman Öztürk de sunumunda mevcut yasaların Genel Sağlık(sızlık) ve Sosyal Güven(sizlik) yasaları olduğunu belirterek, bu yasaların bizzat hazırlayanı Dünya Bankası tarafından bile “ekonomik ve politik gerekçelerle” yüksek riskli ilan edildiğini söyledi. Dünya Bankasının belirlediği en yüksek riskin toplumsal muhalefet olduğunu vurgulayan Öztürk, bunun, bu düzenlemeyi durdurmaktan toplumsal muhalefet güçlerinin sorumlu olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Genel-İş 3 No’lu ve Yol-İş İstanbul 1 No’lu Şube başkanlarının ardından söz alan Eğitim-Sen 2 No’lu şube başkanı Hasan Toprak örgütsüz yoksul kesimlere, kenarlara gidilip emekçilerin mevcut gelişmeler hakkında bilgilendirilmesini, tasarılarla ilgili referandumlar düzenlenmesini, tasarıları protesto eden kitlesel bir miting yapılmasını ve grev için hazırlanılmasını öneren bir konuşma yaptı. Takiben söz alan Ali Doğan adlı bir tersane işçisi de kendilerinin Tuzla’da havza çapında toplantılarla bir bilgilendirme ve propaganda faaliyeti yürütmekte olduklarını bunun örgütlü, örgütsüz ayırmaksızın diğer işçi bölgelerine de yayılması gerektiğini belirtti.

Kamu Personel Rejimi Yasa Tasarısının da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Yapı Yol-Sen yöneticisi Nizamettin Orhan‘dan sonra söz alan İTO Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu toplumun tüm kesimlerinin bu süreçte muhatap olduğu temel noktanın yoksullaştırıcı etki olduğunu vurgulayarak, “Kuş Gribi bu hükümetin ezberini bozdu. İşlerinin o kadar kolay olmadığını anladılar. Bizim de bu yasaları durdurmak için birleşik mücadeleye ihtiyacımız var. Bunun için de, bu sürecin geri döndürülebilir olduğunu anlamamız, anlatmamız; bu mücadelenin altyapısını oluşturmamız (platform ve mücadele araçları); ve bu altyapıyı genişletmemiz gerekir.” Kararlı ve umut vaat eden bir platformun kurulduğunu ve propaganda çalışmalarına başladığını belirten Çerkezoğlu sözlerin gerektirdiği pratik sürecin örgütlenmesiyle bu mücadelenin başarıya ulaşacağını vurgulayarak konuşmasını bitirdi.

Dikkat çeken bir konuşma da Devrimci Sağlık-İş sendikasından Ferda Koç‘tan geldi. Koç, önceki konuşmalarda geçen “Mezarda Emeklilik Yasasını zamanında depremi fırsat bilerek geçirdiler, bunu da aynı şekilde geçirecekler” iddialarına atfen, Mezarda Emeklilik Yasası’nı meclisten geçirenin deprem “fırsatı” değil, yasaya karşı mücadelenin en yüksek noktasında bir Konfederasyon başkanının bakanlık koridorlarında “hükümetle prensipte anlaştığını” açıklayarak yaptığı ihanet olduğunu belirtti. Koç “Çatışma temel hizmetler alanının sermayeleştirilmesi konusundadır. Yoksullar, emekçiler açısından sorun bu politikanın getirdiği ölüm ve yıkımdır. Kavga emekle sermaye, sosyalizmle kapitalizm, hayatla ölüm arasındaki kavgadır. Bu kavgada temel hizmetler alanının ticarileştirilmesi politikasına karşı emekçi sınıfların talebi toplumsallaştırmadır; “ara” bir yol yoktur. Bu nedenle, sol mu sağ mı, emperyalizm mi halk mı, sosyalizm mi kapitalizm mi sorularına kafasında net yanıtları olmayanlara bu kavgada öncülük rolü verilemez. Bu kavgada pazarlık da edilemez; “GSS yönetiminde bir kaç koltuk veya bir başka ödün” karşılığında ölüme karşı hayattan vazgeçilemez. Bu kavga 38 yıl sonrasının değil, bugünün (taşeronlaştırmanın kanser gibi yayıldığı ve temizlik ve bakım yetersizliğine yol açtığı hastanelerde ölen bebeklerin, ödenemeyen hastane senetleri yüzünden kuş gribinden ölen Fatma Özcan’ın) kavgasıdır. Büyük bir fedakarlık ve kararlılık isteyen bu çatışmanın olumlu bir tarafı da vardır; Türkiye solu toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bu konuda sol politikaları toplumla buluşturmanın büyük bir fırsatını yakalamıştır. Bu fırsatın değerlendirilmesi hepimizin tarihi görevidir. Sol emekçi sınıfları ve orta sınıfları bu süreçte sağın ve gericiliğin elinden almalıdır” dedi.

Tez-Koop-İş, Tüm Bel-Sen, Eğitim-Sen temsilcilerinin konuşmalarının yanı sıra Halkevleri 1. Bölge Temsilcisi İlknur Birol da söz alarak, uzun süredir parasız eğitim parasız sağlık ve güvenceli bir gelecek için mücadele eden Halkevleri’nin İstanbul’daki 14 şubesiyle bu mücadeleyi kendi mücadelesi olarak sahiplenip omuzlayacağını ifade etti.

Toplantı Doğan Halis’in toplantıda açığa çıkan ve platform tarafından pratiğe dökülmek üzere hemen gündeme alınacak olan önerileri özetlediği konuşmasıyla sona erdi. Toplantıdan çıkan öneriler şöyle:

• Mecidiyeköy’den AKP il binası önüne kadar kitlesel bir protesto yürüyüşü
• Sendikalı, sendikasız işyerlerinde, işçi bölgeleri ve yoksul mahallelerde yaygın propaganda ve bilgilendirme
• Yerel-bölgesel platformların kurulması ve yaygınlaştırılması
• Yaygın basın açıklamaları
• Kitlesel bir miting
• İş bırakma-Grev-Ge
nel Grev

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur