Kazık kazan- Metin Özuğurlu

Aynı şekilde, sevinç dalgası gazetemi de sarmış vaziyette. Köşelerinden AB balonu uçuran arkadaşlara sözüm yok; duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaşıyorlar. Şu AB balonu süzülüp de Çalışma Yaşamı sayfasına konmamış olsaydı, sözümü tutacak, AB yazmayacaktım. Kaldı ki, ben de karalar bağlayalım demiyorum; göbek havasıyla ağıt ortası bir yer de önermiyorum. Somut durumun somut çözümlemesini yapalım, yeter.

18 Aralık Cumartesi günkü Birgün’de “Emeğin Avrupası ter döktürecek” başlığıyla epey ter dökülerek hazırlandığı anlaşılan geniş haberi okumuşsunuzdur. Bizim Kirpi iğnesini batırır diye Pazar gününü bekledim. Meğer Pazar’ları Kirpi’mizin tatil günüymüş. Gerçi, amele meseleleri konusunda Kirpimiz yumak gibi, dikenlerine emek ihlalleri pek takılmıyor, ama neyse, herkes kendisine bir yol tutmuş, biz de kendi yolumuza bakalım. Zira, bu toprakların mazlum emekçilerine karşı sorumluluklarımız var.

Kendimizi (gazeteci, akademisyen, sendikacı, sendika uzmanı, sanatçı vb.) şu veya bu nedenle dolduruşa getirebiliriz; ancak emekçileri dolmuşa bindirmeye hakkımız yok. İcat var, icat var; emeğin Avrupası yaratıldı da haberimiz mi olmadı? Buluşumuzdan eminsek, Avrupa’daki sendikacılara da iletelim ki, sevinsin garibanlar. Balonun bu kadarı AB semalarında bile uçmadı.

Habere göre çalışma yaşamının 22 maddede sürdürülecek uyum çalışmaları, Türkiye’de iş ilişkilerini demokratikleştirecekmiş. Sanki Türkiye işçi sınıfı 1982 Anayasası ile doğup 1983 tarihli çalışma yasalarıyla büyümüş bir sınıfmış gibi. Bu sınıfın bir tarihi yok mu? Görüp görebileceği en ileri düzenlemelere mi kavuşacak? Yeri geldiğinde söyleniriz, bu milletin hafızası yok, diye; kendimize ne demeli?

AB müktesebatı çalışma yasalarımızdan daha ileri hükümler taşıyor mu, taşımıyor mu konusu Birgün sayfalarında da tartışıldı. AB düzenlemeleri bizimkilerden ileridir görüşü, örnekler verilerek savunuldu. Bu ne kadar dar milli bir bakıştır. Emeğin taleplerine, işçi sınıfı hareketinin evrensel kazanımları menzili dururken, elindekilerle bakılabilir mi? Böyle bir pozisyon, sizi Avrupa emek hareketine değil, işverenlerine yaklaştırır. Avrupalı emekçilerin asırlar süren mücadeleleri ile şekillenen Avrupa sosyal modelini dibe doğru yarış esprisi içinde AB bünyesinde eritmeye çalışan Avrupa sermayesine bundan daha güzel bir hediye sunulabilir mi? Neymiş; AB müktesebatı Evren Paşa’nın hükümlerinden ileriymiş, üç kere, hurra, hurra, hurra.

AB; politik ve iktisadi bir oluşumdur; sosyal politika, sadece göreli ihmal edilmiş bir alan değildir; gelişimi AB ekonomisinin kârlılık ve küresel rekabet önceliğine tabidir. Bu özelliği ile Avrupa sosyal modelinin sadece gerisinde değil, tam aksi istikamette bir yönelime sahiptir. Avrupa sosyal modeli, özel mülkiyet rejiminin kâr ve rekabet önceliğine tabi olarak gelişmedi; aksine, onu gerilettiği oranda gelişti. Sosyal haklarla serbest rekabetin el ele gelecek güzel günlere birlikte gideceğini düşünebilirsiniz; ama, Topluluk oluşumuna şekil veren sermayenin sınıf bilinçli kadroları durumun farkındadır. Topluluk müktesebatı, esas olarak bireysel iş ilişkilerini düzenlemektedir; ücretler, örgütlenme ve grev hakkı gibi kolektif haklar, Topluluğun yetki alanı dışındadır. AB’ye ilk biz katılmıyoruz ki; Doğu Avrupa deneyimine bakın bakalım; AB orada sosyal politikanın Avrupalılaşmasına mı Amerikanlaşmasına mı yol açmış?

Birgün Gazetesi- 19/12/04

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur