Hamarat bir gazetecinin maharetleri- Metin Özuğurlu

Gerçi sayın Düzel’in söyleşi gerekçesi biraz farklıydı. Azınlık Raporunu “bir sendikacının” yırtması karşısında meğer herkes “kim bu sendikacılar, sendikaları nasıl yönetiyorlar, zorbalığa çok mu alışkınlar” şeklinde sorular sormaya başlamış. Sayın Düzel de herkesin kafasındaki bu soruları pek isabetle seçtiği bir sendikacı konuğuna, tam da sosyal haklar mitinginin hemen ertesinde yayınlanacak şekilde, yöneltmiş.

PARÇALA PAÇAL

Konuk; Türk-İş, DİSK derken şu sıralar Hak-İş’e bağlı bir sendikada şube başkanı olan Mustafa Paçal. Söyleşi gerekçesi, Kamu-Sen genel sekreterinin o malum zorbalığı. İçerik, beklendiği gibi; sendikacılık hareketi derin devletin güdümünde, mafya ile iç içe, kastlaşmış bir sendika bürokrasisi sırf kendi bencil çıkarları için AB’nin çalışanlara getirdiği hak ve özgürlüklere karşı direnmekte…

Yüz bin emekçinin sosyal hak savunusu için meydanlara doluştuğu günün hemen ertesinde, eline sayın Düzel’in gazetesini alanlar, Paçal’ın dilinden sendikacılık hareketinden necaset aktığını okudular. Eylemi ters köşeye yatıran söyleşinin küçük bir ayrıntısını ise muhtemeldir ki gözlerden kaçırdılar. Bu söyleşinin hem gerekçesi hem de konuğu, ne tesadüf ki, mitinge katılmayan iki önemli konfederasyonun temsilcileriydi. Hak-İş, AKP’nin mahkum edildiği mitinge, köy hizmetlerinin kapatılması konusunda Türk-İş’ten farklı düşündüğü gerekçesi ile katılmadı. Azınlık raporunu yırtma eylemine kendini kaptırmış durumdaki Kamu-Sen ise Emek Platformu sözcüsünden duyduğu rahatsızlığı ileri sürerek SSK Hastanelerinin devrine karşı örülen mücadele hattından uzak durmayı seçti.

YAMAN ÇELİŞKİ

Sayın Düzel güdümlü sendika mı arıyor? Kendini AKP iktidarının gül yağlı kollarına bırakarak varlığını korumaya ve geliştirmeye çalışan Hak-İş’den daha güdümlü bir örgüt bugün zor bulunur. Yoksa sorun, sendikacılık hareketinin güdümlü olması değil de, kimin tarafından güdüldüğü mü? Ayrıca, kendi çıkarını sınıfın genel çıkarının üstünde tutan sendikacı tipi için öyle fazla derinlere inmesine gerek yok. Sizce Kamu-Sen SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrine neden karşı çıkmıyor? Konfederasyonun “ülkücü” kimliğine sağlık sektörü ve bakanlığın en birinci “bozkurt yuvası” olması bilgisini eklediğinizde, gerekçe kendiliğinden ortaya çıkıyor; SSK hastanelerinin bakanlığa devri demek, en kötü hesapla 50-60 bin yeni üye anlamına geliyor; yan getirileri de yan cebe…

Ne yaman bir çelişki değil mi; Türkiye sendikacılık hareketi sosyal devlet savunusu ile tam da bağımsız bir sınıf tutumu geliştirmeye çalıştığı bir sırada onun bunun güdümünde denilerek toptan mahkum ediliyor. Aslında hem dev miting hem de hamarat gazeteci arkadaşımızın tam zamanlı müdahalesi, bu ülkenin bağımsız ve siyasallaşmış bir işçi sınıfı hareketine ne denli gereksinimi bulunduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

28/11/04- Birgün gazetesi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur