AB süreci tarımda da yıkımı getiriyor

BASIN AÇIKLAMASI

9 Ekim 2004

İLERLEME RAPORU AÇIKLANDI,
KOPENHAG KRİTERLERİNİN YERİNİ TARIM KRİTERLERİ ALDI !..

Avrupa Birliği İlerleme Raporu, 6 Ekim 2004 tarihinde yayımlandı.

Raporun dili ve vurgu yaptığı alanlara bakıldığında, Kopenhag kriterlerinin yerine, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla tarım sektörünün oturtulduğu görülüyor…

İlerleme Raporunun Tarım, Hayvan ve Bitki Sağlığı, Balıkçılık başlıklı bölümü; tarım sektörü ve kırsal alan konularında 25 üyeli AB ile Türkiye arasında karşılaştırma yapıyor; net olarak “bu iş zor” diyor, diğer aday ülkelere uygulamadığı yöntemleri Türkiye için koyuyor, geçiş sürecinin 2025 sonrasına kalması halinde değişecek destek hesaplarından söz ediyor ve; sonradan şoka girmemek için şimdiden AB’ne gümrüklerinizi indirin diyor…

Rapor verilerine göre; Türkiye’nin katılımı AB tarımsal alanlarına 39 milyon hektar daha ilave edecek ve bu, 25 üyeli AB’nin tarımsal alanının % 23’ü anlamına geliyor. Türkiye’nin tarımsal işletme yapısı, Bulgaristan ve Romanya ile benzerlikler taşıyor. AB 25’in 13 milyon tarım işletmesine karşılık, Türkiye’nin 3 milyon tarım işletmesi bulunmakta; ortalama işletme genişliği AB’de 13 hektar iken Türkiye’de 6 hektar…

Yine Türkiye’nin katılımı AB 25’in 452 milyon tüketicisine 80 milyon daha katacak.

Avrupa Birliği, kendisinin uyguladığı Ortak Tarım Politikası ile IMF’nin dayattığı tarım “politikaları” arasındaki uçurumu bile bile, Türkiye’ye IMF politikalarını önermeye devam ediyor.

Rapor, 2000’den bu yana sürdürülen “tarım reformu” çalışmalarına karşın liberalizasyonun tam olarak sağlanamadığını ifade ederek eleştiri getiriyor. Buna göre, müdahale alımları, girdi yardımları ve üretimle bağlantılı yardımlar gibi bütçeden finanse edilen destekler “halen” sürdürülüyor, birçok tarımsal üründe gümrük tarifesi AB düzeyinin üstünde, bazı ürünlerde yasaklar var. AB düzeyinin altında olmakla birlikte, dışsatım sübvansiyonları söz konusu, tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi tamamlanamadı!..

Rapor bu bölümünde açık çarpıtmalar yapıyor. Türkiye’de artık girdi yardımı kalmadı; müdahale alımları yok denecek düzeye indirgendi. Gümrük tarifelerimiz, Dünya Ticaret Örgütü taahhütleri ile uyumlu, dolayısıyla üyelik öncesi AB ile aynı düzeyde gümrük vergisi uygulama zorunluluğumuz yok. Üretimle bağlantılı yardımlar, beş ürüne uygulanan çok düşük miktarlı primler bir tarafa bırakılırsa, söz konusu bile değil. Dünyada uygulanan dışsatım sübvansiyonlarının neredeyse tamamı AB ve ABD tarafından kullanılıyor. Bu gerçek ortada iken, parasal anlamı olmayan Türkiye uygulamalarından söz edilebiliyor. Hepsinden önemlisi, yokluğu hala doldurulamayan EBK, SEK, YEMSAN veri iken, kar eden ve piyasayı düzenleyen TEKEL, Şeker Fabrikaları, Gübre Fabrikaları, Çay kur’a göz dikilmekten vazgeçilmiyor…

Rapor, kullanılan 400 milyon doların üzerindeki ticaret bozucu dışsatım kredileri nedeniyle, ABD’den başta pamuk, sigara, tütün, buğday, arpa soya ve mısır olmak üzere birçok tarımsal ürün dışalımının yapıldığını ve tarımsal ürün ticaretinde 600 milyon euro’ düzeyinde ticaret açığı verildiğini; buna karşılık AB ile yapılan tarımsal ticarette Türkiye’nin ticaret fazlası verdiğinin altını çiziyor.

Raporda, her zaman olduğu gibi, kamu ve hayvan sağlığı sorunları nedeniyle Türkiye’nin uyguladığı canlı hayvan dışalım yasağı da eleştiriliyor.

Raporun belki de en ilginç bölümü ise, “Türkiye’nin üyeliğinin etkileri” bölümünde yapılıyor. Buna göre, ilerideki bir tarihte gerçekleştirilebilecek üyeliğin etkilerini şimdiden kestirmek zor. Ancak meyve – sebze, fındık, bakliyat ve koyun eti gibi rekabet şansı olan ürünler dışında, Türkiye’nin işinin zor olduğu ve rekabetçi bir yapı için daha fazla liberalizasyon gerektiği söyleniliyor. Olası bir üyelikte, tercihli ticaret avantajları sona erecek olan Türkiye’nin tarımsal dışsatımının azalacağı, buna karşılık kısıtlamaların kalkması nedeniyle AB’nin dışsatımının artacağı belirtiliyor. Bu noktada, Rapor, çok ilginç bir öneri geliştiriyor : üyelik anındaki şoktan korunmak için, üye olmadan, geçiş sürecindeyken, AB’ye yönelik ticari kısıtlamalarınızı tümüyle kaldırın !..

Bu, tam anlamıyla bir kara mizahtır: Sıcak suya düşen kurbağa zıplayarak kendini kurtarmaya çalışır, ancak kurbağayı suya koyup yavaş yavaş ısıtırsanız, kurbağa alışır…

Rapor, tarım alanında da, Türkiye’ye yönelik ayrımcı tutumunu sürdürüyor. 10 aday ülkeyi üyeliğe hazırlayan SAPARD fonu yerine Türkiye’ye IPA (Pre accession ınstrument : Katılım öncesi aracı) öneriliyor. Aynı şekilde, AB’de 40 yıldan fazla geçmişi olan ve halen kullanılan müdahale kurumlarından söz edilmezken, Ortak Tarım Politikası (OTP) uygulaması için ödeme kurumları kurulması gerektiği belirtiliyor.

Raporun bir diğer önemli saptaması ise, halen AB’de uygulanan OTP’nin Türkiye’de uygulanması halinde, AB bütçesine getireceği finansal yük ile ilgili. Buna göre, Doğrudan Gelir Desteği için 8 milyar euro, Pazar önlemleri için 1 milyar euro gerekiyor. Oysa 10 yeni ülkenin tümüne, bu alanda toplam 7 milyar euro ödeniyor. Ayrıca, kırsal kalkınma önlemleri için de 2.3 milyar euro’ya gereksinim duyuluyor. Rapor, geçiş süresinin 2025’i aşması durumunda, hesabın değişeceğini de eklemeyi unutmuyor…

Şu kısa notu belirtmekte yarar var ki, Türkiye, 2003 yılında, tarımına toplam 2.5 milyar dolar düzeyinde bir kaynak aktarıyor. Bu veri, Türkiye’de tarımın, belirtilen kalemler açısından, AB’nin 1/6’sı kadar desteklendiğinin net bir açıklaması niteliğindedir.

Diğer taraftan Rapor, tarımdaki istihdam fazlasının, sosyal açıdan önemli bir sorun oluşturduğunu belirttikten sonra, Türkiye’nin tamamlamış olduğu tarama (screening) sürecinin yeniden başlayacağını dolaylı olarak belirtiyor, Türkiye için özel geçiş süreci ve derogasyonlardan söz ediyor…

Kısaca özetlemek gerekirse, müzakere sürecinde bir dosya kapanmadan diğerine geçmeyecek olan AB, tarım dosyasını açacak ve kapatmayacak gibi görünüyor…

Bu durum, üyeliğin önünde engel olarak tarımın ve üreticinin gösterilmesi gibi tehlikeli bir sürece işaret etmektedir.

Kapanmayan tarım dosyası sonrasında, teknik bir koşul olan “müktesebatı üstlenme yeteneği” eksikliği nedeniyle, Türkiye’ye, üye ülke perspektifi yerine “özel statülü üye” perspektifi önerilebilir. AB’nin güvenlik stratejisi ile örtüşen bu öneri, AB için akılcı, ancak Türkiye çıkarlarına uygun değildir.

Türkiye tarımında ve kırsal alanında önemli sorunların bulunduğu doğrudur, ancak bunlar çözülemez değildir.

AB’nin adaylık sürecinde de Türkiye’ye önemli bir kaynak aktarmayacağı açıktır. Bu çerçevede, faize değil yatırıma bütçe ayıran bir politika, tarımsal – kırsal sorunların çözümü için olmazsa olmaz koşuldur.

Üreten, kendine yeten, bağımsız ve onurlu bir ülke, tüm tarımcıların ortak hedefidir !..

Gökhan GÜNAYDIN
Başkan
(Yönetim Kurulu adına)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur