Genel sağlık, milli güvenlik-Ş. Fincancı

Grevin ertelenme gerekçesi “genel sağlık ve milli güvenliği tehdit” olarak açıklanıyor. Cam işçilerinin grevi genel sağlığı nasıl tehdit edebilir? Artık cam şırıngalar da kullanılmıyor ki, hastaneler şırıngasız kalsın. Nicedir bir kullanımlık şırıngalar var bu iş için. Bir deprem oldu da, bütün cam eşyalarımız bin parçaya mı ayrıldı yoksa? Aynı bardaklardan su içmeyelim, yiyeceklerimizi saklayacak yeni kaplar edinelim telaşında da değiliz.

Bu durumda cam işçilerinin grevini ertelemek yerine, Sağlık Bakanlığı”nın Sağlıkta Dönüşüm Programı”nı hızla durdurmak gerekiyor. Yeni kanunlar çıkartıyorlar peşpeşe. Sağlık Kanunu gündemde. Verem Savaşı Hakkında Kanun”umuz var 1949 yılından beri. Verem hastaları ücretsiz tedavi ediliyorlardı. Hanidir ilaç bulamıyorlar. Şimdi bu kanunun kaldırılması tehdidi ile karşı karşıyayız. Bu kanunun kalkması bile başlı başına “genel sağlığı tehdit” olarak değerlendirilmelidir.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu (KYTK) ile sağlığımızı bütün bütün pazara sunacaklar. İşletmeleştirilen sağlık kuruluşlarını birer birer özelleştirilecekler. KYTK her alanda ciddi sorunlar yaşamamıza neden olacak elbette. Söz genel sağlıktan açılınca, doğrudan etkilerinden söz etmek istedim yalnızca.

Genel sağlığı tehdit, yalnız Sağlık Bakanlığı”nın değil, genel olarak hükümetin aldığı kararlar ile yaşamımızın bir parçasına dönüşmüş durumdadır. SSK eczanelerinde ilaçlarını bulamayan vatandaşlarımızın sağlığını tehdit edenler, cam işçileri olamazlar, değil mi?

Milli güvenliğe gelince, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yönetmeliği”nden yapacağımız alıntı en doğru tanım olacaktır kuşkusuz: “Dışarıdan ve içeriden yapılabilecek her türlü taarruzlara, bozguncu teşebbüslere, tabii afetlere ve büyük yangınlara azimle karşı koyabilmek, devlet otoritesini muhafaza ve devam ettirmek ve bir savaştan galip çıkabilmek için tüm kudret, gayret ve faaliyetlerin tam olarak kullanılması” milli güvenlik olarak tanımlanıyor.

Cam işçileri grevinin milli güvenliği tehdit edebilecek yanını düşündüm de… Acaba bugünlerde ülkemizi teslim alan kar felaketine karşı koyabilmek için cam işçilerinin gayretle çalışması mı gerekiyordu? Grev yapınca, fırınlar yanmayacağına göre büyük bir yangın da söz konusu olamazdı. Savaşta olmadığımızı biliyordum. Zaten savaşta camdan silahlar da kullanamazdık.

Belki de içeriden bir taarruz, bozguncu bir teşebbüstü bu grev. Tabii ya, nasıl düşünemedim! Çeşmibülbüller üretilemezse halimiz nice olurdu? Paşabahçe”nin o güzelim boğaz manzarasına karşı yapılacak villalardaki şerbetlikler boş kalırsa, onurumuz ayaklar altında kalırdı. Uluslararası Para Fonu”ndan gelecek yetkililerle boğaz manzaralı salonumuzda yapacağımız pazarlıklar sırasında, şerbetlikten çıkaracağımız bir çeşmibülbül ile bir bardak şerbet ikram edemeyecek olduktan sonra, insan hakları karnemizin bir önemi kalmazdı ki…

Çeşmibülbülleri üfleyecek işçilerimize sesleniyorum. Bülbüllerin gözlerini bilmem ama, sesleri pek güzeldir. Duymayalı çok olmuştu.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur