“Emeklilikte Kademeli Geçiş” Anayasaya Aykırıdır – Av. Ali Ertan AKGÜN

4759 sayılı yasanın ” emeklilikte kademeli geçişi ” düzenleyen 3.4.5.6.7 ve 8. maddeleri hukuka ,hukukun temel ilkelerine ve anayasaya uygun mudur ? Yeni yasal düzenleme, anayasa mahkemesinin iptal gerekçelerini karşılar nitelikte değildir.

a – Anayasa Mahkemesi, 4447 sayılı kanunun geçici 81. maddesinin 1. fıkranın ( B ) bendini iptal gerekçesinde şunu belirtiyor: ” Bentte yapılan kademelendirmede, sigortalılık süresinin esas alınması sonucunda, süreleri aynı, diğer koşulları değişik olan kişiler aynı yaş haddine tabi olmakta, ya da tüm koşulları aynı sadece sigortalılık süresi farklı olan kişiler farklı yaş haddine bağlı tutulmaktadır. Aynı işyerinde aynı tarihte işe başlayan ve 14 yıl birlikte çalışan iki erkek sigortalıdan birisinin 18 yıl öncesine ait bir günlük sigortalılığı olması durumunda 43 yaşında, diğeri ise ancak 56 yaşında emekli olabilecektir. Ya da 20 yıl sürekli çalışmış 7.200 gün prim ödemiş bir sigortalı 50 yaşında emekli olabilecek iken, 23 yıl sigortalılık süresi olan ancak 14 yıl çalışmış bir sigortalı 43 yaşında emekli olabilecektir. Anayasa Mahkemesinin verdiği bu örneği 4759 yasaya göre formüle edersek, aynı işyerinde aynı tarihte işe başlayan ve 14 yıl birlikte çalışan iki erkek sigortalıdan birisinin 18 yıl öncesine ait bir günlük sigortalılığı olması durumunda 43 yaşında, diğeri ise 50 yaşında emekli olabilecektir. Ya da 20 yıl sürekli çalışmış 7.200 gün prim ödemiş bir sigortalı 46 yaşında emekli olabilecekken 23 yıl sigortalılık süresi olan, ancak 14 yıl çalışmış bir sigortalı 43 yaşında emekli olabilecektir. Burada anayasa mahkemesinin gerekçeli kararında vurguladığı esaslar dikkate alınmamıştır. Sigortalılık süresi dikkate alınarak, adil ve ölçülü olmayan bir düzenleme yapılmıştır.

b – Anayasa Mahkemesinin, 4447 sayılı yasanın geçici 81. maddesinin iptal gerekçesinde vurguladığı diğer bir nokta : ” Sigortalılık süresi yönünden yapılan kademelendirmeler arasında, adil olmayan geçişler yapılmıştır. Sigortalılık süresi bir günlük farkla alt kademeye indirildiğinde yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için iki yıl daha bekleme zorunluluğu doğmaktadır “şeklindedir. Sigortalılık süresi bir günlük farkla alt kademeye indirildiğinde yaşlılık aylığını hak kazanabilmek için bir yıl daha beklemek zorunluluğu doğmaktadır. Bu durumun ifadesi anayasa mahkemesinin gerekçeli kararının gözardı edilerek sigortalılık süresi yönünden yapılan kademelendirmeler arasında adil olmayan geçişler yapılmıştır.

c – Yine gerekçeli kararda ; ” sigortalılık süresi kademelendirilirken ikişer yıllık dilimler öngörülmüş olmasına karşın, asgari emeklilik yaşı kademelerinde dilimler bazen iki yıl bazen de bir yıl farklılık getirmektedir ” denilmektedir. Kademelendirmede, sigortalılık süresi kademelendirilirken erkeklerde bazen 2 yıl 8 aylık dilim, bazen 1 yıl 6 aylık dilim ( ler ), bazen de 9 ay 15 günlük dilim öngörülmüştür. Dilimler, kadınlarda 1 yıl ve 3 ay 15 gün şeklinde yapılmıştır. Böylece erkeklerin kendi arasında 2 yıl 8 ay, 1 yıl 6 ay, 9 ay 15 gün gibi farklılıklar yaratıldığı gibi, kadın ve erkekler arasında da ayrım yapılmıştır ( ayrıca erkeklerin 25 yıl, kadınların 20 yıl çalışmaları dikkate alındığında, genellikle erkeklerde 1 yıl 6 ay, kadınlarda 1 yıl gibi dilimlerin dikkate alınması da adil olmayan bir durumdur ).

d – Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında: ” sigortalılık süresi 10 yıldan az olan kadın ile sigortalılık süresi 15 yıldan az olan erkek sigortalılar, kendi aralarında kademelendirme yapılmayarak, bir günlük sigortalılık süresi olan kişiyle aynı yaş grubuna bağlı tutulmuşlardır ” denilmektedir. 4759 sayılı yasa ile sigortalılık süresi 2 yıl 8 ay 14 günden az olan kadınlar ile 2 yıl 8 ay 14 günden az olan erkekler ortak bir alanda buluşmuşlardır. 2 yıl 8 ay 14 günden az sigortalılığı olan erkekler, 1 gün sigortalılığı olan erkekler gibi 60 yaşında emekli olabilecekken; 2 yıl 8 ay 14 günden az sigortalılığı olan kadınlar, 1 gün sigortalılığı olan kadınlar gibi 58 yaşında emekli olabileceklerdir. Erkekler için yapılan kademelendirmelerde üst kademelerde 2 yıl 8 ay, 1 yıl 6 ay ve 9 ay 15 gün gibi farklı dilimler öngörülmesine karşın, 2 yıl 8 ay 14 günlük sigorta süresi kademelendirmeye dahil edilmeyerek, adil, makul ve ölçülü olmayan bir düzenleme yapılmıştır.

e – Bazı kademelendirmelerde ( geçiş dönemi tablosu ) , prim ödeme süresi aynı iken ( örneğin 44 yaş ve 45 yaş dilimlerinde 5.000 gün ) bazı kademelerde ise 75 günlük prim ödeme süresi farkı vardır ( örneğin 46,47,48 yaş …). 08.09.1999 tarihinde işe başlayan bir çalışan 5.975 gün prim ödeme süresine tabiken, bir gün sonra yani 09.09.1999 tarihinde işe giren bir çalışan 7.000 gün prim ödeme süresine tabidir. Aradaki fark 1.075 gün prim ödeme süresidir. Diğer yandan sigortalılık süresi 4 yıl 11 ay 29 gün olan kadın ile, sigortalılık süresi 2 yıl 8 ay 15 gün olan kadınlar aynı prim ödeme süresine ( 5.975 gün ) tabi olmuşlardır. Sigortalılık süresi 2 yıl 8 ay 14 günden az olan bir kadın ya da erkek sigortayla, işe yeni başlayan bir kadın ya da erkek sigortalı aynı prim ödeme süresine ( 7.000 gün ) tabidirler. Bu durumlar adil, makul ve ölçülü olmayan düzenlemelerdir.

f – 4759 sayılı yasayla ” kademelendirmede ” esas alınacak tarih 08.09.1999 tarihinden 23.05.2002 tarihine çekilmiş, böylece eski sigortalılara 2 yıl 8 ay 15 günlük bir ” avantaj ” sağlanmıştır. ( B ) ve ( C ) bentleri için yapılan avantaj ( A ) bendine giren sigortalılar için yapılmadığından , 09.09.1999 – 22.05.2002 tarihleri arasında 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran kadınlar ile 23 yıllık sigortalılık süresini dolduran erkekler mağdur edilmişlerdir ( oysa söz konusu sigortalılar için baz alınması gereken tarih 23.05.2002 tarihi olmalıydı ). 2 yıl 8 ay 15 günlük avantajın ( A ) bendinde olanlara sağlanmaması ; ( A ) , ( B ) ve ( C ) bentleri arasındaki dengeyi alt üst ettiği gibi, anayasanın 10. ve diğer ilgili maddelerine aykırı olan bu durum sonucunda on binlerce sigortalı mağdur edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi , hukukun genel ilkelerini; ” hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkeler ” olarak tanımlanmıştır. Uluslararası hukukta, hukukun genel ilkeleri arasında kazanılmış haklara saygı, kanunların geriye yürümezliği ilkeleri de vardır. Kazanılmış haklara saygı ilkesinin temel amacı , bireylerin hukuk güvenliğini sağlamak olmalıdır. 4759 sayılı yasa kazanılmış hak ve kanunların geriye yürümezliği açısından hukukun temel ilkelerini dikkate almamıştır.

Sosyal sigortalar sözleşmesinin kuralları, devlet tarafından tek yönlü konulmuştur. Çalışma yaşamının ilk günündeki düzenlemeler baz alınması gerektiğinden, ileriki dönemde devletin tek taraflı olarak, o sözleşmeyi değiştirmemesi gerekir. Diyelim ki; değiştirse dahi, o değişikliğin ölçülü ve adil olması zorunludur. Yasa koyucu, o sözleşmeyi çalışan bireyin aleyhine tek taraflı değiştirdiği gibi, adil ve ölçülü olmayan bir şekilde değiştirmiştir. Bu durum, hukukun genel ilkelerine ve hukuk devleti ilkesine uygun düşmemektedir.

Birey, çalışma yaşamına adımını attığı zaman, 25 yıl çalışmayı kabul ettiğinden, bu durum onun açısından kazanılmış ( müktesep ) hak teşkil eder. Devletin, yolun bir bölümünde ; ” ben bu sözleşmeyi uygulamaktan vazgeçtim, istediğim şekilde değiştiririm ” demesi, sözleşmeye bağlılık durumunun gözardı edilmesi olduğu
gibi, devlete güvenin zedelenmesi şeklinde düşünülebilir.

Devletin tüm işlemleri hukuka uygun olmalıdır. Hukuk devletinde, devlete güven ilkesi önemlidir. Devlete güven ilkesi, kamu düzeninin istikrarlı ve güvenli olmasının sonucudur. Bu nedenle devlet, hukuk işlemlerinde, bireyi ve bireyin geleceğini düşünmek zorundadır.

Sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlayan ve insan onuruna yaraşır bir yaşamı sağlayan bir devlettir. Sosyal güvenlik, sosyal devletin temel unsurlarından birisidir. Sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliğin yaşatılması ve korunması ile yükümlü olan devlet olduğuna göre; yaşlılık v.b. durumlarda birey ” sosyal güvenlik ” hakkına sahip olmalıdır.

Sosyal güvenlik sistemi, çalışanların geleceğini güvence altına alan bir sistem olduğuna, hukuk devletinde hukuki güvenliğin olması gerektiğine ; sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliğin gerçekleşmesini sağlamak için çalışan devlet olduğuna ; sosyal hukuk devleti, bireyin huzur ve refahını gerçekleştiren, adaletli bir hukuk sistemi kuran ve bunu devam ettirmekle yükümlü olan, hukuka bağlı bir devlet olduğuna göre bu kıstaslar, 4759 sayılı yasanın ” kademeli geçişi ” düzenleyen ilgili maddelerinde dikkate alınmadığı gibi, bu kıstaslara aykırı yasal düzenleme yapılmıştır. Kısaca, anayasanın 2, 5,10,17 ve 60. maddelerine aykırı bir düzenleme yapılmıştır.

Hukuka, hukukun temel ilkelerine ve anayasaya açıkça aykırı olarak görülen 4759 sayılı yasanın 3. maddesinin ( B ) bendinin ( a ) alt bendinin anayasanın 152 maddesine göre, anayasa mahkemesine gönderilmesi talebiyle İzmir 1. iş mahkemesine açtığım davada mahkeme, anayasaya aykırılık talebimizi reddetmiştir.( Davamız Yargıtay’da temyizdedir.) Bir meslektaşımın, Çorum iş mahkemesinde açtığı aynı konudaki davada, talep ciddi bulunarak dava dosyası anayasa mahkemesine gönderilmiştir ( Çorum iş mahkemesinin sayın yargıcını, bu hukuka uygun kararından dolayı kutluyorum ). Dava dosyası şimdi anayasa mahkemesindedir. Anayasa mahkemesi hukuka, hukukun temel ilkelerine ve anayasaya açıkça aykırı olan 4759 sayılı yasadaki ilgili bendi iptal edeceği kanısındayım. Söz konusu olabilecek iptal, on binlerce çalışan için, hukuka aykırı olarak gasp edilen bir hakkın telafisi olmayacak mıdır ? Özellikle çoğu sendikaların suskun kaldığı, tribündeki bir izleyici konumunda olduğu bir ortamda, anayasa mahkemesinin vereceği iptal kararı hukuka, hukukun temel ilkelerine ve anayasaya uygun olacağı gibi, çalışanlar – emekçiler için bir kazanım olacaktır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur