İtalya’da taban sendikası deneyimi: COBAS

İtalya solu daha çok partinin tasfiyesine kadar İtalya Komünist Partisi’ne (İKP) yakın duran İtalya Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (CGİL) ile ilişkiliydi. Kendisini taban sendikası olarak tanımlayan COBAS’ın özelliği ne?

COBAS 1986 sonunda kuruldu. O zaman İtalya’da okullarda eğitim sisteminin özelleştirilmesi planına karşı mücadele başlamıştı. COBAS kısaltması önce sadece bu alanda çalışan emekçilerin örgütlü olduğu “okulların taban komitesi” anlamına geliyordu. Daha sonra arka arkaya diğer alan ve işkollarında da benzeri sendikal taban yapılanmaları oluştu ve sonuç olarak ulusal çapta bir konfederasyon kuruldu. O zamandan beri COBAS sadece “comitati di base” (taban komitesi) anlamına geliyor ve İtalyan lügatına radikal politik talepleri olan sendika taban gurubunun anlamdaşı olarak girdi.

Biz kendimizi kesinlikle, bilinen anlamda ücret mücadelesiyle sınırlayan bir sendika olarak görmüyoruz. COBAS’ın kuruluşundan beri açıklanan hedefi; klasik ekonomik, sendikal mücadeleyi ülkedeki diğer politik ve sosyal mücadelelerle birleştirmektir. Okullardaki mücadelede örneğin sadece öğretmenleri örgütleyerek birşeyler elde etmek imkansızdı. Sorundan etkilenen herkesi örgütlemek ve siyasi bir mücadele yürütmek zorunluydu. Günümüzde ücret ve iş güvencesi için verilen her mücadele, politik bir mücadeledir. İşyerlerindeki mücadeleyi büyük sosyal ve politik mücadelelerden ayıran bir örgüt başarısızlığa mahkumdur. Bu nedenle COBAS özellikle de en çok dışlananları örgüte çekmeye çalışıyor. Örneğin işsizleri ya da klasik sendikalar tarafından temsil edilmeyen iş akdi olmadan çalışanları. Dahası, COBAS çalışma alanının da dışına çıkarak; maaşı kısıtlanmak istenen emeklileri, göçmenleri ve marjinalleştirilmişleri de örgütlüyor. Ancak böylece geniş bir sosyal direniş oluşabilir ve tüzüğümüzde yer alan “kar mantığına dayanmayan” bir toplum mücadeleyle kazanılabilir.

İtalya’da kapitalist küreselleşmeye karşı harekete büyük bir akış var. Bu hareketin etkisi altında, sizin talep ettiğiniz sosyal mücadele çoktan birleşmedi mi? Büyük sendika CGİL ilk defa Floransa’daki Avrupa Sosyal Forumu’na yoğun bir biçimde katıldı. Aynı zamanda şu anda Fiat işçilerinin mücadelesi geniş bir sosyal hareket tarafından destekleniyor. Yeni bir sol mu oluşuyor?

Farklı mücadeleler birleşiyor. Sol Katolik “Lilliputt-ağı”, eski komünist kültür örgütü ARCİ ya da ekolojiye ağırlık veren guruplar birlikte çalışıyorlar. Bu nedenle İtalya’da artık küreselleşmeyi eleştiren bir hareketten değil, tersine Hareketlerin Hareketi’nden söz ediliyor. Belirleyici olan; farklı unsurları bir araya getirmek değil, tersine eskiden aktif oldukları sınırlayıcı alanların dışına çıkarmaktır. Şu anki Fiat krizinde ilk defa sosyal hareketlerin büyük bölümü doğrudan işyeri mücadelesine karıştılar. Onlar, bunun aynı zamanda kendi mücadeleleri olduğunu gördüler.İşçiler ise nihayet mücadelelerini fabrikadan sokağa, toplumun içine taşımaya başladılar. Havaalanları ve otobanların işgaliyle, işten çıkarmaların politik bir sorun olduğunu gösterdiler.

Solun yeni kalite düzeyinin en önemli örneği belki de İKP’den doğan yeni komünist parti Rifondazione Comunista’dır. Yeniden Kuruluş şu anda sosyal ve sendikal alana inanılmaz derecede derin etki sahibi olan bir örgüttür. Hareketlerin Hareketi içindeki tek tek partilerin ve gurupların önemi kaybolmuyor. Tersine, giderek daha çok önem kazanıyorlar ve güçleniyorlar. CGİL sendikasının ise, nasıl bir gelişme göstereceğini beklemek gerekiyor. Avrupa Sosyal Forumu’na katılımı ve savaşa karşı angajmanı, sol için dev bir ilerlemedir. Ancak, tabanın baskısı altında örgütün bütününün sola kayıp kaymayacağı henüz açık değil. CGİL yönetimi, ileri atılmaktansa Berlusconi hükümetiyle masa başında anlaşma arayışında.

Avrupa’nın her tarafında ekonomik kriz nedeniyle hükümetler açısından toplumsal uzlaşma için oyun alanı kalmamış gibi görünüyor. Bu, sendikaları zorunlu olarak sola kaydırmaz mı ?

Bunun, sendikaların ve bütün ılımlı solun radikalleşmesine yol açacağı ortada. Avrupa Sosyal Forumu katılımcısı gurup ve örgütlerin sayısıyla, 2001 Cenova’daki Foruma katılımı kıyaslamak yeterli. G-8 Zirvesi’ni protesto ile Floransa’daki ASF arasında bir yıllık bir süre vardır. Ancak Hareket, aradan sanki on yıl geçmiş gibi genişledi. Bu elbette ki, Berlusconi ve dolayısıyla diğer Avrupa ülkeleri hükümetlerinin anti-sosyal politikalarından kaynaklanıyor.

Hükümetlerin sosyal tavize hazır olmamaları, sosyal hareketleri reformizme kaymaktan koruyor. Ancak bu durum aynı zamanda bir tehlikeyi içinde barındırıyor. Zira, giderek güçlenmemize rağmen, Hareketin büyümesine denk düşen bir politik başarı yok. Tersine, ardı ardına yenilgi yaşıyoruz. Özelleştirmeler gönül rahatlığı içinde sürdürülüyor, sosyal yıkım, savaş hazırlıkları… Küçük başarılarla ilerlemedikçe sol, somut değişimler gerçekleştirme iddiasını yitirir. Herkesin bir şekilde sevdiği, ama politik etkisini yitirmiş sempatik bir hareket haline gelgbilir. Bunu engellemek için aslında “Başka bir dünya mümkün” sloganının içerdiği esaslı alternatif talebimizi formüle etmek zorundayız.

Hükümet bu muhalefete artan bir baskıyla karşılık veriyor. Bu vahşi tırmanış sadece Berlusconi’ye yüklenemez; bu diğer Avrupa hükümetlerinin de onayıyla gerçekleşti. Kasım ayındaki başarılı Avrupa Sosyal Forumu’ndan beri İtalya’da Hareketin eylemcileri sürekli tutuklanıyor. Bu baskılar Hareketlerin Hareketi için tehlikeli mi?

Hareketlerin Hareketi kuruluşundan beri kendisini kriminalize etme denemelerine karşı mücadele ediyor. Burada sözkonusu olan hareketin, “kamu güvenliği” sorunu olarak gösterileceği bir alana itilmeye çalışılmasıdır. Bundan sonra da bu hareket ordu tarafından parçalanabilir, Cenova’da denendiği gibi. Zira o zaman yürüyüşçülerin üzerine polisle değil askerle gidildi.

Bu vahşi gerilim politikası ve baskı ilk olarak 1999 yılında Napoli’deki NATO toplantısında belirgin olarak ortaya çıktı. O zamandan beri küreselleşme karşıtı hareketin kapitalizmi hedef alan bir hareket olarak görüldüğü konusunda bir uluslararası uzlaşmanın olduğu açık. İlk olarak Napoli’de polis istasyonlarında şiddet ve işkence uygulandı, bunu Cenova’da daha yoğun yaşadık.

Her baskının iki hedefi var: bölmek ve korkutmak. Kasım ayındaki Avrupu Sosyal Forumundan ndan kısa bir süre sonra eylemcilerin Cosensa Savcılığı tarafından tutuklanmaları da bu amaca yönelikti. Terör guruplarıyla ilişkilendirilecek şekilde kışkırtıcı, yıkıcı bir gurup oluşturmakla suçlanıyorlardı. Geniş ve koşulsuz dayanışma hareketi bu planları boşa çıkardı. Bu eylemcilerin serbest bırakılmasından kısa bir süre sonra yeni bir tutuklama dalgası geldi.

Bu tutuklamalar ve şiddet nedeniyle İtalya solunun provoke olma tehlikesi var mı?

Onlar bizim tuzağa düşmemizi ve gerilimi tırmandırıcı araçlarla yanıt vermemizi arzuluyorlar. Bu nedenle ikinci tutuklama dalgasından sonra Cenova’da Polis Genel Müdürlüğü önünde iki bomba patladı. Her şey bu saldırının arkasında Gizli Servisin ya da ona bağlı gurupların olduğuna işaret ediyor. Böylesi bombalı saldırıların İtalya’da kanlı bir geleneği var ancak geçmişte radikal sola yıkılan bombalı saldırıları gizli servislerin ve faşist gurupların yaptığı kanıtlandı. Cenova’daki bombalar da bu eski şemaya işaret ediyor.

Biz şimdiye kada
r bu baskılara doğru yanıt verdik. Kendini böldürmeyen birlik içerisinde tutuklularla yoğun bir dayanışma var. Ayrıca biz yersiz karşılıklarla provokasyona gelmedik. Floransa’da kendi güvenliğimizi oluşturarak provokatörlerin girişimlerini boşa çıkardık.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur