Zorunlu Tasarrufta Kopan Fırtına / Ergün İşeri

Seçim sürecinde zaman zaman konuyu gündemine alan AKP kurmayları, zorunlu tasarruf birikimlerinin ödenmesi gerektiğini dile getirdiler. Elbette bunu söylerken yıllardır çalışan insanların bu haklarını da artık teslim edelim gibi bir zihniyet taşımıyorlardı.

Zaten öneriyi en fazla dillendiren İstanbul Ticaret Odası’nın eski başkanı ve yeni Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’du. Kökenine uygun olarak, zorunlu tasarrufların ödenmesinden beklentisi, ticaretin gelişmesiydi. Çalışana para ödenecek, işçi memur çarşı pazara koşacak, tüccar, sanayici malını satacak, memleket krizden kurtulacaktı.

Zihniyet böyle olunca hükümetin de tacirin, sanayicinin beklentilerine ve de aynı zamanda IMF niyet mektuplarına uygun bir yol bulmasına şaşmamak gerekiyordu.

Emekçinin ekmeğinden kesilen, yıllardır düşük faizle eritilen, bütçe açıklarında, banka bataklarında tüketilen, üzerine yatılmak için plan üstüne plan yapılan kesintilerinin akıbeti tam da yıl başı öncesinde yeniden tartışılır oldu.

Bilindiği gibi önceki hükümet, Fondaki birikimlerin geri ödenmesine ilişkin emekçilerin hak kayıplarına neden olan bir düzenleme yapmış ancak bu hükümler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti.

Mahkemenin Anayasaya aykırı bulduğu ve iptal edilen hükümlerin 28 Aralık 2002 tarihine kadar Anayasa’ya uygun olarak yeniden düzenlemesi gerekiyordu. Bu yapılmadığı takdirde, geri ödemeye ilişkin bir düzenleme olmadığı için çalışanların haklarını alma konusunda ellerine fırsat geçecekti.

Hükümetin yeni planı
Devlet Bakanı Ali Babacan 27 Aralık 2002 tarihinde gazetecilere Zorunlu Tasarruf Fonu’nun da biriken paralara ilişkin yeni plan yaptıklarını ve Başbakanlık’a sunduklarını açıkladı.

Bakanlar Kurulu’nda görüşülerek son şekli verilecek olan plana göre,

  • Anapara 2003’ün ikinci yarısının başında ödenmeye başlanacak,
  • Nemalar ise 2004 yılından başlayarak 2007’de tamamlanmak üzere 4 taksit halinde ödenecekti.

    Bir biri ardı sıra yapılan açıklamalarda ödenecek miktarla biraz kafa karıştırdı. Örneğin 27 Aralık’ta yapılan açıklamalara göre Ekim 2002 sonuna kadar Zorunlu Tasarruf Fonu hesabında bir katrilyon 694 trilyon 300 milyar lirası anapara olmak üzere toplam 11 katrilyon 155 trilyon 200 milyar lira birikmişti.

    Yine aynı açıklamalarda 2003 yılı temmuz ve ağustos aylarında ana para olarak 1.7 katrilyon liraya yakın ödeme yapılacağı belirtilmekteydi.

    30 Aralık’ta yapılan açıklamalardan ise ana para ve nema toplamının 9 katrilyon 320 trilyon lira düzeyinde olduğu, çalışanlara 2003 Temmuz’unda, ana para olarak, 1. 1 katrilyon lira ödeneceği söyleniyordu.

    3 Ocak’ta ise Hazine Müsteşarlığı Zorunlu Tasarruf hesabında, 30 Kasım 2002 itibariyle anapara ve nema geliri olarak, toplam 13 katrilyon 960.3 trilyon lira biriktiğini açıkladı.

    Herkes hangi rakamların doğru olduğunu sorgulamaktan çok eline en kısa sürede, ne kadar para geçeceğine odaklandı.

    Aslında hükümet bu tartışmalarla, havada uçuşan katrilyonlarla ifade edilen rakamlarla herkesin iştahını kabartıyor, eriyip gideceğine bir an önce cebinde para görmek isteyenleri planına razı etmeye çalışıyor.

    Çalışanları saran telaş, acaba birikimlerimi yarın alabilir miyim?
    Hükümetin planına karşı sendikalar, konfederasyonlar tek tek ama ortak bir tepki sergiledi. Planın kabul edilemez olduğu, hükümetin verdiği sözleri tutmadığı, birikimlerin daha önce yapıldığı gibi eritilmek istendiği söylendi.

    30 Aralık’ta yayınlanan bir gazete, hükümetin zamanında önlem almadığını bu nedenle çalışanlara hukuk yolu açıldığını, sendikaların hukuk servislerine başvuranların 5 yıl beklemek yerine dava açarak hemen alabileceklerini yazdı.

    İki büyük krizin yükünü, her fırsatta yenisi eklenen, mevcutları yükseltilen vergilerin acısını, yoksullaşmanın, işsizliğin sancısını çeken binlerce emekçi hemen telefonlara sarıldı.

    Artık tek ekmek haline gelen bir umut arayışı içinde, kaybettiklerini düşündükleri milyonlara bugünden yarına kavuşma telaşıyla sendikalarda kimi buldularsa sorguladılar. Elbette aradıkları, daha doğrusu umdukları yanıtları bulamadılar.

    Kimi işsizdi, kimi aşsızdı, yoklukla geçen bir dönemin ardından, asgari ücretle ilgili beklentilerin bir kez daha hüsrana uğramasından sonra Zorunlu Tasarruf Fonu birikimleri adeta ilaç olacaktı.

    30 Aralık akşamının televizyon haberlerinde Zorunlu Tasarruf Fonu tartışması, ödemenin nasıl yapılacağı şeklinde değil, kaç kişinin sendikaları aradığı, dava açılıp açılmayacağı, kazanılırsa ne kadar ele para geçeceğine odaklandı.

    Bu haberleri izleyen hükümetin sayın üyeleri mutlaka işte istediğimiz ortam yavaş yavaş olgunlaşmaya başladı diye düşünmüşlerdir. Ali Coşkun’un tüccarları, sanayicileri daha şimdiden ellerini ovuşturmaya başlamışlardır.

    Birikimleri hemen almak mümkün mü?
    Sorunlara kağıt üzerinden bakmak gibi bir alışkanlığınız varsa, ortaya çıkan hukuk boşluğu nedeniyle Zorunlu Tasarruf Fonu birikimindeki hakkımızı hemen almamız mümkün.

    Ama hangi ülkede yaşadığınız, Fonun nasıl işlediği, mahkemelerin hangi işlem ve süreçlerden geçerek karar aşamasına geldikleri, hükümetlerin de vatandaşın hakkını teslim etmek konusundaki yaklaşımları üzerine küçük de olsa bilginiz varsa mümkün demek zor.

    Hukukçular arasında tartışmalı olsa da Zorunlu Tasarruf Fonu’ndaki hakkımızı almak için çizilen yol haritası kabaca şöyle;
    1- Önce çalışılan veya işsizseniz son çalışılan işyerinden ilgili evraklarınızı alacaksınız; bunların bir dosya halinde muhasebe veya personel, yeni adıyla insan kaynaklarında bulundurulması gerekiyor. Yıllardır çalışılan bir çok işyerinde aslında bu paraların bankaya hiç yatırılmadığını, hatta sigortanızın bile ödenmediğini duyarsanız da şaşırmayın. Bunlar milyonlarca işçinin yaşadığı sorunlar, bir anlamda sıradan.

    2- Zorunlu Tasarruf Fonu birikimlerinizi, nemalarıyla birlikte istediğinizi belirtir bir dilekçe yazıp (iki nüsha olmasında yarar var) işyerinizden aldığınız evrakla birlikte (kopyasını verin veya bir kopyasını saklayın) son kesintilerinizin yatırıldığı T.C. Ziraat Bankası şubesine başvurun. Buradan dilekçeyi teslim ettiğinize dair bir belge alın veya verdiğiniz dilekçenin 2. kopyasına dilekçenizi aldıklarına dair bir ibareyle resmi mühür basılmasını isteyin.

    3- Bankanın olumsuz yanıt vermesi ya da daha güçlü bir olasılıkla 60 gün içinde yanıt vermemesi halinde artık mahkeme yolu açıldı demektir.

    4- Bu noktadan itibaren davanızı açabilirsiniz. Her dava için bir harç parası, tebligat ve dosya bedelleri alınıyor, ayrıca çıkacak, bilirkişi masrafları, avukatların ücretleri falan derken para almadan ödeyeceğiniz paralar artıyor.

    5- Davalı olan yani alacağımızı istediğimiz makam Başbakanlık, diğer bir ifade ile devlet olduğu için konu Danıştay’ın ilgi alanına giriyor. Seçeceğiniz avukatın da bu alanda biraz bilgisi olmasını tercih edin, dost kazığı acı olur derler ama, güveneceğiniz bir avukat bulmaya gayret edin.

    6- Bu arada hükümet elini çabuk tutup yeni bir düzenleme yapabilir, aslında plan dedikleri yasa olarak Meclis’ten geçirilecek, yani yeni düzenleme yapılacak. Ki bununla ilgili hazırlığın
    Meclis Başkanlığına verildiğini 3 Ocak’ta öğrendik. Yasa olunca Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla oluşan boşluk doldurulacak, hukuk diliyle açılan davalar konusuz kalacak. Yine hukukçuların dediğine göre davalar düşecek.

    7- Muhalefet partisi, yaptıkları açıklamalara göre, Cumhurbaşkanı müdahale etmezse çıkarılacak yasa ile ilgili yeniden Anayasa Mahkemesine dava açacak. Çünkü önerilen şekildeki bir ödeme planı da verilen iptal kararıyla uyuşmayacak. Anayasa Mahkemesi, davayı görüşecek karar verecek şeklinde bu hikaye sürüp gidecek.

    Eyvah paralar elden gidecek diyenler, rahat bırakın da öyle yada böyle, üç yılda beş yılda paramızı alalım diye muhalefete de muhalefet edecek.

    Türkiye’nin o bildik, Aziz Nesin’i gerçek bir aziz yapan kısır döngüsü yaşanacak.

    Peki ne yapmalı
    Yapılacak tek kelime ile bir avuç iç borç zengini kadar cesur ve kararlı olmak.
    Bu paralar bizden zorla alındı. Ya hemen öderler, hem de iç borçlanmada uyguladıkları faizle ya da bize itelemeye çalıştıkları ötelemeyi iç ve dış borçlara da uygularlar.

    Her iki koşulda biz paramızı geri alırız, hiç olmazsa hakkımıza kavuşmakla birlikte vicdanımız da rahat eder.

    Bunun için kararlı olmak, sesimizi yükseltmek, gerçek bir alacaklı gibi borçlunun kapısına dayanmak gerek.


  • Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

    Sendika.Org'u destekle

    Okurlarından başka destekçisi yoktur