Küresel İstihdam Trendleri 2003-ILO Raporu

ILO Genel direktörü Juan Somavia’ya göre “dünya istihdam oranları giderek kötüleşti”: “On milyonlarca insan işsizler safına katılırken ya da çalışan yoksullar haline gelirken, 2003 yılında bu eğilimi tersine çevirecek bir küresel ekonomik düzelme olasılığı da yok.”

ILO yeni çalışmasında, 2000 yılından bu yana işsizlerin sayısının 20 milyon artarak geçtiğimiz yılın sonunda 180 milyona ulaştığını ortaya koydu. Ayrıca, raporda emek piyasalarının zayıflığının, 1990’ların sonunda ulaşılan “çalışan yoksulların” sayısındaki azalmayı da tersine çevirdiği söylendi.

Ekonomik krizler karşısında en kolay kaybedilebilir işlerde çalışan kadın ve gençlerin en ağır darbeyi aldığı raporda özellikle belirtildi. Dahası, işsizlik enformal işlerin artmasına neden oldu.

Somavia, bu kötüye giden dünya istihdam manzarası ve az ya da gecikmiş bir düzelme ihtimalinin çok rahatsızlık verici olduğunu söyledi: “Bu eğilimlerin devamlılığı, işsizlerin ve çalışan yoksulların sayısını hızla arttıracak. Büyük çaplı küresel ekonomik durgunluk, dünyanın pek çok yerindeki toplumsal ve siyasi dengelerin bozulmasına neden olacaktır.”

Raporun başlıca bulguları şunlardır:

2002’nin sonunda, çalışan yoksulların veya günlük 1$ ya da daha azı karşılığında çalışanların sayısı artarak, tekrar 1998’de kaydedilen 550 milyon seviyesine ulaştı;
Küresel ekonomik durgunluk ve 11 Eylül sonrası gelişmeler dünya çapında işsizliği arttırırken, kayıtlı işsizlik oranı %10’a yükselen Latin Amerika ve Karayipler en ağır darbeyi aldı.

Birleşmiş Milletler, 2015’e kadar aşırı yoksulluğun yarıya indirilmesini planlamakta. Bunun için işgücü piyasasına yeni girenlerin absorbe olması ve çalışan yoksulların ve işsizlerin sayısının azalması gerekmekte. Bu, önümüzdeki on yılda en az 1 milyar yeni iş yaratılması gerektiği anlamına gelmekte.

Samovia’ya göre, “işsizliğe ilişkin ölçütler, çoğunlukla sosyal güvenliğe sahip olanları kapsıyor. Dünyanın daha iyi durumda olan bölgelerindeki sayılar yeterince kaygı verici. Fakat yoksulluk ücretleri ile hayatta kalma mücadelesinin giderek daha da zorlaştığı gelişmekte olan ülkelerin enformal ekonomilerinin durumuna ilişkin fikir veriyor olmaları, bu sayıları çok daha fazla rahatsız edici hale getiriyor.”

Ekonomik Öngörüler ve Bölgesel Eğilimler

Ekonomik durgunluğu tetikleyen, enformasyon ve iletişim teknolojisi balonunun 2001 baharında patlamasından kısa süre sonra, işsizlik artmaya başladı. New York ve Washington’da yaşanan 11 eylül saldırısının sonuçları ise yeni krizleri ve ekonomik gerilemenin daha da genişlemesini getirdi. Gelişmiş uluslardaki daha yavaş büyüme, gelişmekte olan ülkelerin ihracata dayalı sektörlerinde istihdamın azaltılması anlamına geldi. Daha çok kadınların istihdam edildiği tekstil sektörü gibi, emek yoğun ve ihracata dayalı sektörler en büyük darbeyi aldı.
Buna ek olarak, yatırımcıların piyasaya güvenlerinin zayıflaması bazı ülkeleri, pek çok insanın işsiz kalması ile sonuçlanan finansal krizlerle karşı karşıya getirdi. Örneğin Arjantin’de, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin etkisiyle, 2002 yılında işsizlik oranı %20’lere fırladı. Silahlı çatışmalar ve şiddet, Kolombiya ve Nepal gibi birbirinden uzak ülkelerde, işsizlik ve yoksulluğun artmasına katkıda bulundu. Ortadoğu’da, İsrail-Filistin çatışması, hem işsizlik oranlarının artması, hem de Israil’deki ekonomik durgunluğun sürmesine neden oldu.

Verimlilikteki azalma pahasına 2001 yılında istihdam artırmaya devam eden İtalya ve Yeni Zelanda dışında, tüm endüstrileşmiş ülkelerde istihdam artış oranı, 2000 ve 2002 yılları arasında azaldı. Bütün olarak bakıldığında, endüstrileşmiş ülkelerde işsizlik 2000 yılındaki %6.1 oranından 2002 yılında %6.9 oranına doğru bir yükseliş gösterdi. Avrupa Birliğinde, 2000 ile 2001 arasında %7.8’den %7.1’e gerileyen işsizlik oranı, 2002’de tekrar artışa geçerek %7.6 oldu. Kuzey Amerika ülkelerinde de, işsizlik oranları 2001 ve 2002’de hızla yükselerek, ABD’de %4.8’den %5.6’ya, Kanada’da %7.2’den %7.6’ya ulaştı.

Latin Amerika ve Karayiplerde, 2001 küresel ekonomik durgunluğu pek çok ülkede işsizlik oranlarının jet hızıyla artmasını beraberinde getirdi. Ekonomik büyüme oranlarının düşmesi, hemen hemen tüm Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde, işgücü piyasasına pek az yeni giriş olmasına rağmen %10 civarındaki işsizlik oranlarına neden oldu. Bölgede, genç nüfusun işsizlik oranı, genç insanlar için neredeyse tüm yeni işlerin enformal ekonomide ortaya çıkışıyla birlikte, 1997’deki %12 oranından, 2001’de %16’lara çıktı.

Asya, endüstrileşmiş ülkelere yapılan tüm ihracatın durmasına neden olan Enformasyon ve İletişim Teknolojileri balonunun patlamasından en fazla zarar gören bölge. Çocuk emeği ve yasadışı insan taşımacılığı, Asya bölgesinin bütününde başlıca sorun olmayı sürdürmekte. Güneydoğu Asya 2001 durgunluğu ile tam da 1997-98 mali krizinin etkilerinden kurutulmaya başladığı bir süreçte karşı karşıya kaldı. 2000 yılında %6 civarında gerçekleşen işsizlik oranları, 2001’de yükseldi ve %6.8’e ulaştı, 2002’de ise az bir düşüş kaydederek %6.5 oldu. Güneydoğu Asya ülkelerine tek tek bakıldığında oldukça farklılıklar görülmekte. Büyük ölçüde ticarete dayalı ekonomiler olan Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland küresel ekonomik eğilimlere açılmış olduklarından dolayı zarar gördüler. Tam tersine, Kamboçya, Laos ve Vietnam, endüstriyel ekonomilerdeki pazarlara erişimleri düzelmiş olduğundan ya da tarım sektöründeki düzelmiş performansları nedeniyle, yüksek gelişme oranlarını sürdürdüler.

Doğu Asya ise, iki yıllık dönemde görünür biçimde azalan gelişme oranları ve 2000 yılında %3.2 olan işsizlik oranının, 2001’de %3.6’ya, 2002’de ise %4’e yükselmesiyle istihdam anlamında kötüye gitti. Çin’in şehirleşmiş bölgelerinde 2001 yılı işsizlik oranı resmi rakamlara göre %3.6 iken, tarım sektöründeki yüksek eksik istihdam oranlarının ve emek istifçiliği olarak tanımlanan kamu işletmelerinin gereğinden fazla işçi çalıştırarak istihdamı arttırma rollerine son verilmesinin sonucunda, bugün işsizlik oranının en az %7.5 olduğu tahmin edilmekte.

Güney Asya ekonomileri, 2001-2002 boyunca süren küresel ekonomik zorluklar karşısında ayakta kalınabileceğini kanıtladılar. Fakat, güvenlik sorunları, kötü hava koşulları, ihracattaki düşüş ve turizm gelirlerindeki azalma, istihdamı kötü yönde etkiledi. Yoksulluk ve çalışan yoksulların sayısında artış kaydedildi. Bölgenin işsizlik oranı, 1995’de %2.9 iken, 2002’de %3.4’e yükseldi. Örneğin Pakistan’da işsizlik oranı son yıllarda %8 arttı. 2001 ve 2002’deki istihdam durumu, işsizlik oranlarındaki ciddi artıştan ziyade, aynı zamanda düşük gelirli ve kötü çalışma koşulları olan enformal ekonomide çalışanların sayısının da arttığına işaret etmekte.

Sahra Afrikası, kişi başına terimler ile bakıldığında genellikle dünya ortalamasının %1’inin altında kalmasına rağmen, sabit bir ekonomik büyüme oranını sürdürmeyi başardı. Açık işsizlik oranı, 2000’de %13.7’den 2002’de %14.+’e yükseldi. Çocuk emeği ve çatışmalar nedeniyle yaşanan iş kayıplarına ek olarak, bölgede önem kazanan diğer bir konu beyin göçüdür.. Sağlık sorunları, özellikle de HIV/AIDS, bölgenin insan gücü üzerinde şiddetli etkiye sahip. Örneğin, Tanzanya’da
son zamanlarda gerçekleştirilen bir çalışma, HIV/AIDS salgının oldukça etkili olduğunu ve 20-35 yaş arasındaki yetişkinler hasta olduklarından ya da öldüklerinden 10-19 yaş arası çocuk ve gençlerin yegane emek gücünü oluşturduklarını göstermekte.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika son iki yıldır, 2000 yılında %6 iken 2001’de %1.5’a azalan GSYH oranları ile, bütün ekonomik veriler anlamında ciddi bir düşüş yaşadı. Kamu sektöründeki küçülmenin sonucu olarak yaşanan işten çıkartmalar bazı ülkelerde iki haneli rakamlara ulaşan işsizlik oranlarına neden oldu. Genç nüfus işsizliği, Suriye, Cezayir, Bahreyn ve Fas’ın da dahil olduğu bazı ülkelerde kaygı verici boyutlara ulaştı. Dahası, körfez ülkeleri göçmen işçi çalıştırma politikalarına artan ölçüde uyum sağladılar. Bunun yarattığı hareketlilik, göç alan ülkeler kadar, göç veren ülkelerde de istihdam üzerinde önemli etkilere sahip.

Geçiş ekonomilerinde işsizlik oranı, 2000 yılındaki %13.5 oranından, 2001’de %12.6’ya düşüşünün ardından, tekrar yükselmeye başladı. Bu ülkelerin 2000 ve 2001’de sağladıkları ekonomik düzelme ve yüksek büyüme oranlarına rağmen, büyük ölçüde emek istifçiliğine son verilmesi ve girişimcilerin emek yoğun teknolojileri terketmek yoluyla daha rekabetçi hale gelme arayışları nedeniyle, 2002’de işsizlik oranı yeniden %13.5 seviyesine döndü. Aynı zamanda, hükümetler kamu sektöründeki istihdamı azaltma yoluna gittiler. AB’ye girme beklentisi ile yapısal değişimlere hız verilmesi, aday ülkelerde işszlik oranlarının artışına neden oldu.

İstihdam Tahminleri belirsiz

2010 yılında, tek başına küresel işgücünün üçte birini oluşturan Çin ile dünya işgücünün yaklaşık %60’ının Asya’da olması bekleniyor. Diğer gelişmekte olan bölgeler de, (Sahra Afrikası, Ortadoğu ve Kuzey Afrika, Latin Amerika ve Karayipler) 2010 yılında dünya işgücü sayısındaki paylarını arttırmış olacaklar. Bu arada, endüstrileşmiş ülkeler ve geçiş ekonomilerinin dünya işgücündeki payları 2010 yılında beşte bir oranında azalacak. Öyleki, 2010 yılına kadar yaratılmasına ihtiyaç duyulan yeni iş kapasitesinin önemli kısmının Asya ve Sahra Afrikasından gelmesi gerekiyor.
Somavia’ya göre “Eğer bu işler yoksulluğun önüne geçilmesine katkıda bulunacaksa, verimli olmalılar ve iyi koşullar önermeliler.” “Hem hızlı ekonomik büyümenin sağlanmasına, hem de iyi ve verimli iş olanaklarının yaratılmasını sağlayacak politikalara ihtiyaç var.”

Rapor daha fazla işsizlik ve yoksulluğun, hükümetlerin bütçe hedefleri üzerinde ciddi baskılar oluşturacağı ve pek çok ülkenin kırılgan finansal durumlara gelmesini beraberinde getireceğini ortaya koymakta. Politika oluşturucular, mutlaka güvenli ve yaygın bir düzelme için gereken tedbirlere odaklanmalı ve maksimum sayıda iyi iş olanağı yaratacak, işsizlik ve yoksulluğu azaltacak ve yeniden istihdam artışı sağlayacak daha yüksek büyüme oranlarını sağlamalılar.

Öncelikle, hızlı büyümek için mali ve diğer tedbirleri de içeren ve istihdam yoğun yatırımları teşvik eden, iş-esaslı bir politika gerekli. Bu politikalara, iş yaratma tercihini yapan yoğun yapıda bir özel sektör eşlik etmeli.

İkinci olarak, politika yapıcıların gelişmekte olan ülkeler ve toplumun en yoksul kesimlerinin dış şoklar karşısındaki zayıflığını azaltmaya odaklanması gerekiyor. Sosyal güvenlik ağlarını da içeren etkin emek piyasası politikaları, küreselleşmiş bir dünyada ekonomik güvensizlikleri azaltmak için gereklidir. Ayrıca, gelişme stratejileri, kırılganlık risklerini yaymak ve hafifletmek için ürün farklılaştırmalarını içermelidir. Ayrıca, daha iyi ulaşım, enerji ve iletişim altyapıları gereksinimi vardır.

Üçüncüsü, ülkeler, insan onuruna yakışan, güvenli ve özgür çalışma koşullarında, verimli ve iyi işlerde güven içinde çalışmaları için kadın ve erkeklere yardım etmek üzere, yoksuldan-yana politikalara uyum sağlamalıdır. Bu, işgücünün verimli olması için gerekli yetenekleri kazanmalarını sağlayan eğitim ve sağlık alanında yatırımlar yapmak kadar küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişmesini ve onların formal ekonomiye entegre olmalarını desteklemeyi de içerir. Ayrıca, örgütlenme hakkını kısıtlayan uygulamalara son verilmesi, ayrımcılığın, çocuk işçiliğin ve zorla çalıştırmanın engellenmesi, yoksulların ekonomik, sosyal ve politik açıdan güçlendirilmesi için atılması gereken adımlardır.

——————————————————————————–
(1 Global Employment Trends, International Labour Office, Geneva, 2003, ISBN 92-2-113360-5)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur