AKP’de daha ne numaralar var – Engin Erkiner (ANF)

Seçim tarihi yaklaştıkça günler daha da dolu geçmeye başladı.

AKP’nin Kuzey Kürdistan illerindeki milletvekili listesi açıklanalı yaklaşık bir hafta oldu. Eski isimlerin çoğu değiştirilmişti. Bu liste, AKP’nin bu bölgeden artık umudunu kestiği bağlamında yorumlandı.

Açılım politikası başarısızdı ve bu başarısızlık çok sayıda milletvekiline yeni listede yer verilmemesiyle kabul ediliyordu.

Sonuçta ortaya çıkan zayıf bir listeydi ve buradan hareketle AKP’nin Kuzey Kürdistan’ı BDP’ye terk etmeye başladığı sonucuna pekala ulaşılabilirdi.

Tek tek olaylar ancak sağlam bir arka plana sahip olunduğunda doğru değerlendirilebilir. Milletvekili listesinden yukarıdaki sonuç çıkarılabilir. Konuya geniş kapsamlı yaklaşıldığında ise, tek olaydan sonuç çıkarmanın yanıltıcı olduğu görülür.

12 Haziran’da AKP ve Tayip Erdoğan için kritik bir seçim var.

AKP’nin bu seçimden en büyük parti olarak çıkacağı şimdiden görülebiliyor. Sorun, büyük ama ne kadar büyük, sorusunda düğümleniyor.

AKP’nin başkanlık sistemine geçiş ve kendi amaçlarına uygun bir Anayasa yapmak gibi hedefleri var. Bu hedeflere ulaşmak için milletvekillerinin yüzde 50’sini kazanmayı hedefliyor.

Buna ulaşamadığında ise en azından şimdiki oy oranını korumayı amaçlıyor.

AKP, oy oranının düşmesi durumunda, seçimden en büyük parti olarak çıksa bile, bunun yenilgi anlamına geleceğini biliyor.

Önceki seçimlerde AKP’nin vali kaymakamlar gibi devlet kadrolarını parti militanları gibi nasıl kullandığını, devletin bütün olanaklarını parti çıkarları için nasıl seferber ettiğini görmüştük.

Başta yargı olmak üzere devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesiyle AKP’nin denetleyip yönlendirebildiği devlet olanakları azalmadı, arttı.

12 Haziran seçimiyle ilgili büyük amaçlara ve bu olanaklara sahip olan bir partinin herhangi bir alanı rakibine bırakması söz konusu olamaz. Bu nedenle, bu partinin Kuzey Kürdistan illerinde seçime giren milletvekillerini yeniden belirlemesi, yenilgiden çok, yeni bir başlangıç çabası olarak değerlendirilmelidir.

AKP’de olanak da çok, numara da çok…

Bu durum Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) veto kararlarıyla yeniden ortaya çıktı.

YSK, 6 BDP adayını “yasal gerekçelerle” veto etti.

Politik rakiplerine yasal gerekçeleri kullanarak saldırmakta AKP önemli bir tecrübeye sahiptir.

AKP’nin, kendisinden önceki iktidarlara göre daha farklı, yumuşak gibi görünen ama daha geniş bir saldırı anlayışına sahip olduğunu, kaba değil ince yöntemlerle yürütülen psikolojik savaşı tercih ettiğini belirtmek gerek.

Kitleye saldıran silahlı güç bir süreden beri ordu değil, polistir.

Dağlarda ateşkes, yerleşim birimlerinde savaş vardır.

Bu savaşta polisin can kaybı olmamasına dikkat ettiği, bu konuda emir aldığı açıkça bellidir.

“Öldürme, bunun dışında ne yaparsan yap” anlayışı söz konusudur.

Eskiden JİTEM vb. kuruluşlar vasıtasıyla fiziki tasfiye söz konusuydu. Bir süreden beri ise “yasal gerekçelerle” devre dışı bırakmak söz konusudur.

KCK davası, çok sayıda BDP üye ve yöneticisinin tutuklanması ve mahkemelerin sürüncemede bırakılarak toplumsal yaşamla ilişkilerinin en aza indirilmesinin asıl amacı, politik rakibi zayıflatmaktır.

Hukuk bunun için kullanılıyor.

Hukuk kurumları bağımsızlıklarını kaybettikten sonra, atılan her adıma yasal gerekçe bulmak, başka bir deyimle “işi kitabını uydurmak” zor değildir.

Aynı yöntem sol muhaliflere ve gazetecilere karşı da kullanılıyor.

Mahkemeler bağımsızdır, yasal süreç işlemektedir gibi sözler insanı sadece güldürür…

Saçma sapan iddianamelerle ve bazen iddianame bile olmadan insanlar yıllarca tutuklu kalıyorlar.

AKP, hukuku, rakiplerini devre dışı bırakma aracı olarak kullanıyor.

YSK kararını da bu çerçevede ele almak gerekir.

Çok partili sistem ve parlamenter demokrasiyle yönetilen başka ülkelerde de YSK benzeri kurumlar vardır. Bu kurumların görevlerinden bir tanesi, Türkiye’de olduğu gibi, partilerin milletvekili listelerinin yasalara uygun olmasını sağlamaktır.

Görev aynıdır, ama görevin yerine getirilme biçimi farklıdır.

Başka ülkelerdeki YSK benzeri kuruluşlar gerekli gördükleri durumlarda partileri önceden uyarırlar. Filanca adayın yasal konumunun uygun olmadığını belirtip, değiştirilmesini isteyebilirler.

Aynı uygulamayı bağımsız adaylar için de yaparlar.

Herhangi bir partinin yanındaymış, birilerine avantaj sağlıyormuş gibi görünmemeye özellikle dikkat ederler.

Herhangi bir parti kendilerinden bilgi istediğinde doğru bilgi verirler ve bizdeki YSK’nın ÖDP’ye yaptığı gibi numara çekmezler…

Parlamenter demokrasiye adına uygun içeriği veren bu tür kurumlardır. Onların hükümetten ayrı, bağımsız davranabilme özellikleridir.

Bizde ise bir süreden beri kuvvetler ayrılığı prensibi kalkmış, yürütmenin ardından yargı da parlamentodaki en büyük partinin, AKP’nin denetimine girmiştir.

YSK’nın adaylık iptali kararlarının arka planı budur.

Bu karara karşı sessiz kalınmaması ve geniş bir protestonun ortaya çıkması, ilgili kurumu, işi başka türlü kitabına uydurmaya pekala zorlayabilir. Sonuçta kitabına uydurmakta çare tükenmez.

Başka ülkelerde bunu yapamazsınız, çünkü o ülkelerdeki TSK başından beri açık ve tarafsız davranmış ve herkese eşit oranda yardımcı olmuştur. Buna rağmen listeyi yanlış düzenleyen, sonucuna katlanır.

Bizde ise durum böyle değildir.

Bu nedenle yaygın ve şiddetli itirazın anlamı vardır.

YSK’nın kararı yasal değil, politik bir karardır ve her politik karar gibi de gösterilen tepkiye göre yeniden şekillenebilir.

YSK kararının, AKP’nin seçimle ilgili atraksiyonlarında açılış olduğunu belirtmek gerek…

Bekleyin, daha neler göreceğiz…

Siz siz olun, AKP’yi küçümsemeyin…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur