Yeni Hükümet Modeli Biçimlenirken…

İki parti dışında tüm partilerden davet alan Derviş’in cazibesi elbette “ekonomik deha”(!)’sından ileri gelmiyordu. ABD’ye ve IMF’ye sırtını dayamasından alıyordu bu gücü. AB’ci siyasal program ve IMF’ci ekonomik programın neredeyse hiç itirazsız kabul edildiği ve tartışılmadığı bir senaryoda elbette “esasoğlan” Derviş olacaktı. Siyasal rejim öyle bir dönemden geçiyor ki; program belli, politika belli; ancak bunu yürütecek politik aktörlerin değiştirilmesi gerekiyor. İşte seçim o nedenle istenmeyen bir tercih ve o nedenle, hükümet seçimden önce oluşturuluyor. Sınırları bu kadar katı çizilmiş ve hiçbir politik esnekliğe tahammülün olmadığı bu süreçte, Irak özelinde Ortadoğu’daki taşlarla yeniden oynanacak. Oligarşi bu işe de elini sokmuş durumda. Geriye yapılacak tek bir şey kalıyor: İçerde ve dışarda çatlak sesleri gereğince susturabilme kudretinde bir hükümet.

Derviş’ten alınan güvenle ve güçle DSP’yi bölerek adını YTP koyan Özkan-Cem ikilisi tabir-i caizse omuzlara alınıp havaya atıldılar, ancak tutulmadılar. Görece güçlü teşkilat yapısı ve “şişirilen ivmesiyle” CHP egemenlerin ve dolayısıyla Derviş’in tercihi olarak ön plana çıktı. Kanaat önderlerinin artık sabrını taşıracak derecede çok vakit kaybeden Derviş sonunda hükümetten istifa etti tercihini CHP’den yana kullandı. YTP’nin DTP ile bir görüşmede kaynaşması, fakat “soldaki arayışları” elinin tersiyle itmesi bu sonucu etkilediği söylenen nedenlerden biri… Bir diğer nedenin de -bununla bağlantılı olarak- Demirel’in bu (YTP) oluşuma alttan alta damgasını vurması. Ancak Derviş’in bu “tabansız”, teşkilatsız girişimi elinin tersiyle itmesiyle yeni bir süreç başladı. Derviş’in kararından hemen sonra yapılan bir ankette CHP’nin %20 sınırına dayanması, egemenlerin yaptığı hamlenin -kendileri açısından- doğru bir hamle olduğunu gösteriyor. Şimdi oluşmaya başlayan tabloya göre AKP ve CHP’nin ilk iki sırayı paylaştığı meclis bir ya da iki partiyle daha çeşitlendirelecek. Ancak Newsweek dergisinde yayımlanan yorumdaki gibi AKP’nin içerde halka karşı bir tıkaç rolü oynayacağı, öte yanda Dervişli CHP’nin de ekonominin ve dış siyasetin dümenini eline alacağı bir oluşum en çok istenen politik varyasyon olarak öne çıkıyor. Sağın tepki oylarıyla şişirilmiş AKP ve “sol” etiketli CHP’nin ağırlığını oluşturduğu meclis egemenlerin zaten belli olan programlarını hayata geçirmede asli unsurlar olacaktır. Meclise girmeyi başarabilecek diğer bir ya da iki parti ise rejimin her ihtimale karşı yedek lastikleri rolünü üstlenecek. Medyanın önde gelen kalemlerince fırsat buldukça ekonomi ve dış siyaset sınavına çekilen AKP’nin çoğunlukla istenen cevapları verememesi bu tabloyu zorunlu kılıyor.

Bu arada DSP ve ANAP’ta da kazan kaynamaya devam ediyor. DSP’li 9’lar fırsat buldukça Ecevitli ittifak konusunda sıkıştırılırken, her olumsuz yanıtta Ecevit biraz daha miadını dolduruyor. Baykallı CHP ise mal bulmuş mağribi gibi her fırsatta (aslında istememesine rağmen) ittifak dedikçe pirim yapıyor. ANAP’ta ise ağır toplardan Okuyan’ın istifası, Yılmazı biraz daha yalnızlaştırdı. Ayrıca Mumcu ve beraber hareket ettiği söylenen 10 kadar vekil de Yılmazlı ANAP’ın tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Ortada kalan YTP ile birlikte tüm bu partilerin de yapacağı bazı hamlelerin tabloyu etkileyebileceği ihtimalini de akılda bulundurmak gerekiyor.

Tüm bunlar olurken neo-liberal politikaların Türkiye’deki temsilcisi ve IMF programının bir numaralı sahibi Derviş’in “sol”cu sıfatıyla ortalıkta dolaşmasına koltuk değnekliği yapan geleneksel sendikal bürokrasi de fiili olarak zaten doldurduğu miadını resmen ilan etmiş oldu. Üstelik CHP’ye Derviş kontenjanından gireceği dillendirilen Süleyman Çelebi ve Bayram Meral’in yanında Sami Evren’in de adının geçmesi yasal sol hareketin nerelere kadar gerilediğinin işaretidir.

Emek hareketi ve solun içinde bulunduğu vahim durumu göstermesi açısından bu seçim sürecini analiz etmek ise, önümüzdeki haftalarda başlı başına bir inceleme konusu olmalıdır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur