Küreselleşmenin Sonu mu? / Ergin Yıldızoğlu / Cumhuriyet

ABD piyasalarına her yıl 400 milyar dolar pompalayan yabancı yatırımcıların, bu koşullarda, paralarını çekmeye başladıkları görülüyor. Frankfurt’taki Dresdner Investment Trust’ın başyatırım uzmanı Wolfram Gerdes, ”Tüm meslek yaşantım boyunca ABD’ye yönelik bu kadar kötümser bir ruh haline şahit olmadım” diyorve ekliyor, ”Bugünlerde genel kanı ABD’nin artık yatırım yapılacak en iyi yer olmadığı doğrultusunda” (The New York Times, 27/06).

ABD ekonomisine yönelik kötümserliğin salt konjonktürel bir gelişme olmadığını, birçok gözlemcinin, uluslararası gazetelerin yorumcusunun saptamasına bakarak artık diğer ülkelerdeki iş çevrelerinin (genel olarak kapitalist sınıfın) ve devleti yöneten elitinin, ABD’de uygulanan ekonomik modele ve iş yapma tarzlarına güvenlerini yitirdiklerini söylemek mümkün. Eğer bu algılamalar doğruysa, ABD liderliği/hegemonyaı1 altında yaşanan 20 yıllık küreselleşme sürecinin de artık sonuna geldiğimize işaret eden güçlü bir gelişmeyle karşı karşıyayız demektir. Çünkü ”Küreselleşme esas olarak Amerikan modelinin küresel çapta benimsenmesiydi” (Kissinger) ve ”ABD dünyadaki en ileri kapitalist toplum, kurumları da piyasa güçlerinin mantıksal evriminin bir ürünü” olduğu için “Amerikanlaşma küreselleşmeyle birlikte gidecekti” (Fukuyama), “Bugün gerçekten küresel çıkarları olan tek bir ülke vardı ve o da Amerika’ydı” (QDR-2002, Savunma Bakanı Rumsfeld).

Amerikan modeli
Küreselleşme sürecinin bütün parlak ambalajlarını açıp da içine baktığımızda, dünya çapında blr serbest piyasa inşası projesi görürüz. Küreselleşme sürecini temsil eden olgulann hiçbiri kendiliğinden evrimsel bir biçimde ortaya çıkmadı, aksine devlet eliyle yukarıdan aşağıya, kimi zamanda zor kullanılarak bir ekonomik modelin uygulanmaya başlamasıyla oluştu. Neo-liberalizm olarak da bilinen bu ekonomik model, piyasanın serbestçe işleyişini engelleyen (diğer bir deyişle sermayenin seçeneklerine toplumsal çıkarlar gözeterek kimi kurallar getiren) tüm denetlemelerin kaldırılmasını ve yerine sermayenin kendi kendini denetlemesini getiriyordu.

Daha derinde, “bu modelin felsefi temellerinde de, 1980’lerin meşhur Wall Street (Oliver Stone) filmindeki banker Gekko’nun vurguladığı gibi ”Açgözlülük iyidir!”… ”Bu açgözlü bireylerin, serbestçe işleyen bir piyasa içinde kendi bencil çıkarları için yaptıkları kıran kırana mücadele, gelişmenin kaynağı, ekonomik hatta sosyal yaşamı düzenlemenin en ideal yoludur” tezi vardı. Bu modelin dünya çapında yaygınlaştırılması, serbest piyasa altında entegre olmuş tek bir dünya ekonomisi oluşturulması için başlatılan “sosyal mühendislik” faaliyetinin, bu kapitalist ütopya’nın adı da “küreselleşme”oldu.

1980’lerden bu yana bu model, “Bakınız ABD şirketleri en karlı, en kolay küreselleşen şirketler, ABD ekonomisi en sağlıklı ekonomidir; siz de bu modeli benimseyin” sloganıyla gelişmiş ülkelerde pazarlandı. Azgelişmiş ülkelere ise ”Tüm dünya bu modeli benimsiyor küreselleşiyor; siz de bu trene atlayınız” ve ”IMF programım kabul etmezseniz kredi muslukları kapanır” denilerek havuç ve sopa tekniğiyle dayatıldı. Ancak senaryo sunulduğu yönde gelişmedi, kimi sorular oluşmaya başladı.

‘Sahte-karlar’ her yerde
Ya 1990’larda bizi “nurlu ufuklara” götürmeye başlayan küreselleşme, aslındaABD kapitalizminin dünyanın geri kalanından faydalanmasının bir aracı idiyse? Ya 1990’ların ikinci yarısında ”ABD dünya ekonomisini durgunluktan çıkardı” saptamasını, ”ABD dünyanın geri kalanından transfer ettiği tasarruflarla kendi ekonomik büyümesini finanse edebildi” biçiminde düzeltmek gerekiyorsa? Ya Enron’dan WorldCom’a kadar sayıları çoktan 1000’i aşan şirketin sahte karları, bu ABD modelinin bir parçasıysa? Ya bu model ABD’nin ekonomisini olduğundan çok daha iyi göstererek dünyanın geri kalanından yılda 400 milyar dolarlık bir tasarrufu emmesinin, ABD askeri-sınai kompleksinin yenilenmesinin ve güçlendirilmesinin, dolayısıyla ABD hegemonyasının korunmasının bir aracıysa?
ABD Morgan Stanley’in başekonomisti Stanley Roach’ın aktardıklarına bakılırsa ABD şirketleri yeni ve yaratıcı muhasebe yöntemleriyle zararlarını gizler, karlarını abartır, böylece borsa değerlerini korur, yabancılar da dolduruşa gelmiş gibi bu kağıtları alarak ABD borsasını beslerken, resmi istatistik kurumları da ABD ekonomisinin durumunu olduğundan iyi göstermekle meşgulmüş (Global Economic Forum, 28/06). 31 Temmuz’da açıklanacak olan istatistiklerden basına sızmaya başlayanlar ABD ekonomisinin o muhteşem performansını, özellikle savunma dışı sermaye harcamalarının, servis sektörü dış ticaretinin ve kişisel gelirlerin yaklaşık yansının kurgu olduğunu gösteriyor. Şimdi gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra, 1999-2001 yıllarındaki büyüme oranlarında en az bir puan indirim yapılması gerekecek, Böylece ”masallara layık ekonomik boom”da ortadan kalkmış olacak.

Modelin iki yüzü
Gelişmiş ülkeler, ABD modelini benimsedikleri, yatırımcı da ABD borsasına gittiği oranda ABD’nin sınai-askeri kompleksinin yenilenme sürecini finanse etti, hegemonyasını güçlendirdiler, ama zengin ve bağımsız ülke olmanın getirdiği avantajlarla, hem azgelişmiş ülkelerin piyasalarını kullandılar hem de kendilerini koruyabildiler. Gelişmekte olan ülkelerin deneyimiyse farklı oldu. Bunlar, IMF programlarını uyguladıkça, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin bankaları ve şirketleri tarafından “hortumlandılar”, ulusal gelişme stratejileri, hatta inisiyatifleri tasfiye edildi.

Böylece tümüyle, yukarıda değindiğim küreselleşme sürecine bağımlı kılındılar, ama kalkınamadılar, aksine dış ve iç borçlan giderek arttı, toplumsal yapılarının dokuları çözüldü.

Bugün gelinen noktada, ABD modeli iflas ederken ortada tam anlamıyla bir enkaz var. Arjantin çöktü ve Financial Times’ın ifadeleriyle küreselleşmenin dışına düştü. Diğer Latin Amerika ülkeleri, Brezilya, Uruguay, Paraguay, Meksika hızla yayılan bir mali krizle karşı karşıya. Türkiye’de ekonomi ancak, ülkenin jeo-stratejik öneminden dolayı gelen ve astarı yüzünden pahalı kredilerle ayakta durabiliyor, bu arada ulusal zenginlikleri, batan geminin malları gibi yok pahasına kapatılıyor.

ABD modeline güyen sarsılıyorsa, bu modelin başarıları aslında kurgu, vaatleri boş idiyse, serest piyasa projesinin ve dolayısıyla küreselleşme sürecinin sonuna geldiğimizi düşünebiliriz. Bunun için bir neden daha var: Kapitalizm sömürü üzerinde durur, hırsızlık değil. Piyasaların üzerindeki denetimlerin kalkması, “Açgözlülük iyidir” anlayışıyla birleşince her türlü hırsızlığın önünü açtı. Bu, kapitalizmi daha kırılgan, ideolojik olarak daha az korunaklı bir konuma itiyor. Bu yüzden de bu model değişmek zorunda.
——————————————————————————–
* Bu sözcük oyunu Mustafa Balbay’ın.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur