Arap Dünyası Kaynıyor – Wissam Saade

Aynı akşam göstericiler televizyon karşısında koltuklarına çivilenmiş bir şekilde, El-Cezire televizyonunun yayınladığı korkunç görüntüleri izledi. Bu görüntüler izleyenlerin ta içlerine kadar işledi. Suudi Arabistan veliaht prensi Abdullah’ın girişimini resmen onaylayan Beyrut’taki Arap Zirvesi’nin ertesi gününde meydana gelen ve Arafat’ın karargahının kuşatılması ve Batı Şeria’nın yeniden işgali, seyredenlerde derin duygulara yol açtı.

Arap dünyasında meydana gelen gösterilerin sebebi sadece yaşanan hayal kırıklığı ya da bilinçsizce sokaklara dökülmek olarak açıklanamaz. Çünkü çok daha öncesinde, 28 Eylül 2001’de Şaron, El Aksa caminin bulunduğu meydanı ziyaret ettiğinde kızgınlıktan köpüren milyonlarca Arap sokaklara dökülmüş ve hükümetlerinin ‘sessizliği’ni protesto etmişti. Buna rağmen protestolar birkaç hafta içinde dinmiş, sokaklar da sessizliğe bürünmüştü. Şu an toplulukların gösterdiği tepki her ne kadar kurumsal bir politik söylemin yoksunluğunu protesto ediyor gibi görünse de bu uygulanan politikada bir değişikliğe yol açmıyor. Arap topraklarındaki demokrasi çığlıkları, bölgedeki çatışmayla ilgili gerekliliklerle at başı gidiyor.

Ülke yöneticileri ve vatandaşları arasındaki uçurum gittikçe büyüyor. Ancak vatandaşlar belli bir muhalif görüşte buluşmak için taban oluşturmuş değil henüz. Göstericilerin birçoğu ya apolitik ya da politikadan uzak duran kişilerden oluşuyor. Bu hareketlenmenin varolan politikaları güçlendireceğini ya da yeni politikalar yaratacağını söylemek için henüz çok erken.

Bu hareketlenmede iki büyük görüş hakim. Birincisi, veliaht prens Abdullah’ın teşebbüsünün, hatta İsrail’le bir anlaşma yapılmasının ya da sorunun barışçıl çözüme ulaştırılmasının karşısında duran halkçı ve köktendinci görüş. Diğeriyse işgalin ve çatışmanın son bulmasını isteyen, barışçıl bir çözümü destekleyen görüş.

Filistin bölgelerinin yeniden işgali bu iki bakışın dengelerini değiştirmedi. ”Yayılmacılar”, Oslo anlaşmasının toprakları yeni bir işgalden koruyamadığı görüşünde. Buna karşılık pragmatikler tam tersine bu saldırının, Oslo anlaşmasının bu bölgelere belli bir özgürlük kazandırmış olduğunun kanıtı olduğuna inanıyor. Filistin liderinin son haftalarda kazandığı inanılmaz sempati bir bakıma kendi içinde anlaşılmazlık barındırıyor. Acaba gerçekten halkının bağımsızlığı ve iki halk arasında barış sağlamak için mücadele eden liderin kazandığı bir sempati mi bu yoksa general Şaron’un tanımladığı gibi cihadın ve terörizmin Hizbullah genel sekreteri Nasrullah ve Usame Bin Ladin’den hemen sonra gelen bir sembolü mü?

Mısır’ da meydana gelen gösteriler kolayca siyasi alanı kapladı. Göstericilerin istekleri oldukça basitti aslında. İsrail ile bütün ilişkilerin kesilmesini ve İsrail elçisinin Kahire’den yollanmasını talep ettiler. Kimse, hükümetin İsrail ile Filistin sorununu çözmeye yarayacak diplomatik yolları açık bırakarak diplomatik olmayan ilişkileri askıya almasından hoşnut kalmadı. Kahire’den İskenderiye’ye, güney Mısır’dan kuzey Mısır’a kadar olan ülke bütününde Filistin’e destek gösterileri birbirini izledi. Kimilerinin cihat çağrısı, Nasır zamanına nostalji besleyen diğerlerinin milliyetçi duygularıyla buluştu. Göstericiler bu duyguların Kahire’deki Arap Birliği’nin binası önünde dile getirdi. Siyonizm karşıtlığıyla Amerikan karşıtlığı birbirine karıştı.

Tüm olanlara Mısır kuvvetlerinin cevabı ise bir göstericinin ölümüne yol açan göz yaşartıcı bombalar ve elektrikli coplar oldu. Ürdün’de de bir gösterici hayatını kaybetti. İsmi Hamza Fuat Şaban. El-Beka kampında yaşayan 11 yaşında Filistinli mülteci bir çocuk. Bir dayanışma gösterisi sırasında güvenlik güçleri tarafından kafası ezilerek öldürüldü. 150.000 kişinin yaşadığı Amman’ın kuzeyinde bulunan bu kamp, Ürdün krallık ordusunun zırhlıları ve isyan karşıtı polis güçleri tarafından kuşatıldı.

Ürdün, yarısını Filistinlerin oluşturduğu halkının kızgınlığını dindirmeye çalışıyor. Bir taraftan halk memleketin öte kıyısında bulunan kardeşlerine duyduğu ilgiden vazgeçmek istemiyor öte yandan hükümet halkın özgürce gösteri yapmasından korkuyor. Her şeye rağmen durumun kısmi olsa da biraz gelişme gösterdiği söylenebilir. Henüz İsrail ile ilişkileri kesip, İsrail elçisi David Dadoon’u sınır dışı etmek söz konusu olmasa bile iktidar, halkın kızgınlığını belli bir düzene sokmaya çalışıyor. Bakanlar, cihat için sınırların açılmasını talep eden 80.000 kadar göstericinin ve İslamcı ve milliyetçi muhalefet adamlarının yanında yer alıyor. Medya, Kral Abdullah ve Kraliçe Ranya’nın Filistinliler için kan vermesi gibi Filistin dayanışmasıyla ilgili haberlere yoğun olarak yer veriyor. Ürdün, sosyal kargaşa içinde çalkalanıyor. Sokaklar hayal kırıklığına uğramış insanlarla kaynıyor. Hükümet, İslami muhalefet ve Filistin için duyulan kızgınlığın ateş hattında. Arap dünyasında siyah beyaz Filistin poşusu takmak çok moda ama Beka kampında kırmızı beyaz bedevi poşuları yakılıyor, Arafat’ın resimleri kah kralın resminin yanına kah onun yerine asılıyor. Arafat’ın portresinin kendi başkanları baba oğul Esad ve Hizbullah lideri Nasrullah’ın henüz sadece yanına asılsa da Suriye’de de iktidar endişe içinde. Farklı bölgelerde aralıksız olarak düzenlenen gösteriler Şam’ı korkutuyor. Muhalefet, özellikle de sivil toplumu yeniden canlandırma komiteleri sokaklarda kendi politik varlıklarını sergileme fırsatı buluyor.

Tüm bunlarla birlikte söz konusu gösteriler, iktidar ve Baas partisi tarafından kontrol altında tutuluyor. Hatta bu gösteriler aracılığıyla bazı mesajların verilmesine de olanak tanınıyor. İlişkilerin gergin olduğu Mısır ve Ürdün elçiliklerinin taşlanması bunlardan biri.

Lübnan’daki kitlesel hareketlenme ise, Şaron’un 29 Mart’ta başlattığı saldırıdan önce başlamıştı. Binlerce Filistinli mülteci Lübnanlı hemşehrisiyle birlikte Beyrut’un ortasında sokaklara dökülmüştü. Pankartların gerildiği, İsrail ve Amerika karşıtı düşmanca sloganların atıldığı gösteriler zinciri meydana gelmişti. Arafat’ın portresi Batı-Beyrut’u ele geçirmişti. Bunu hazmetmek bazı yöneticiler ve bazı çevreler için oldukça zor. Solcu gençler tercihlerini şehir merkezinde bulunan Şehitler Meydanı’nda gece-gündüz açık bir oturma eylemi düzenlemekten yana kullandı. Bu oturma eylemi “Ulusal Filistin bağımsızlığı intifadası”na destek verdi ve eyleme gelip çadırını dikerek katılan Hizbullah’la aynı sırada yer aldı.

Bu dayanışma eylemlerinin en önemli özelliği kitlesel bir Amerikan karşıtlığı düşüncesi ve hareketinde birleşiyor olması. Solcu öğrenciler Amerikan mallarının boykot edilmesi için kampanya yürütmekte. McDonald’s ve Burger King’lerin önünde oturma eylemleri düzenliyorlar. Bütün göstericilerin buluşma yeri Amerikan Büyükelçiliği’nin bulunduğu Awkar: Göstericilerin elçiliğe yaklaşması engelleniyor. Meydan güvenlik kuvvetleri ve göstericiler arasında çıkan çatışmalara sahne oluyor. Göstericiler Amerikan elçisinin sınır dışı edilmesini talep ediyor. Bununla birlikte aralarında pek çok kişi güneydeki İsrail sınırının açılmasına karşı. Bunun ”Filistin ulusal çıkarına” karşı olduğunu söylüyorlar.

Hizbullah’ın Amerikan karşıtlığıysa 15 Nisan 2002’de Colin Powell’ın Beyrut ziyareti sırasında kendini gösterdi. on binlerce militan ve sempatizan s
abahtan başlayarak, Amerika’nın İsrail’e verdiği koşulsuz desteği protesto etti. Amerika onların gözünde hala en büyük şeytan. Daha mart ayı sonunda Hizbullah başkentin güney banliyösünde 200.000 sempatizanını bir araya getirmişti.

İçlerinde bu tip gösterilere yabancı olan ülkelerin de bulunduğu Körfez sınırlarında da gösteriler yoğunlaşmış durumda. Amerikan karşıtlığı buralarda da şiddetle vurgulandı. Bahreyn’de 20.000 gösterici Manama’daki Amerikan Büyükelçiliği’ni taş ve molotof kokteyli bombardımanına tuttu. Amerika birlik1erinin bölgedeki piyon bölgelerden biri ve 5.Filonun demirlediği liman olan Bahreyn adasından çekilmesini istediler. Gösterilerdeki şiddet eğilimi bir göstericinin ölümüne neden oldu.

Daha küçük çaplı da olsa Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Umman’da da gösteriler düzenlendi. Göstericilerin bir araya gelmelerine cep telefonlarının katkısı büyük oldu. Suudi Arabistan’da polis, göstericilerin Dahran’daki Amerikan Büyükelçiliği önüne kadar ilerlemesine engel olsa da bu gösteriler bugüne kadar krallıkta düzenlenen ilk gösteriler olma özelliğini taşıyor.

Irak, Libya, Yemen ve Sudan’da yapılan gösteriler daha çok varolan iktidarları desteklemeye yönelik. Yine de mesela Yemen’de bir göstericinin ölümüne sebep olan çatışmalar yaşandı. Irak’da Arafat’ın ve Saddam Hüseyin’in resimleri yan yana asılıyor. Bağdat’ta Belediye kararıyla bir sokağa Filistin liderinin ismi verildi.

Libya’da Albay Muammer Kaddafi 100.000 göstericinin karşısına çıkıp ülke sınırlarının açık olduğunu ilan etti. Arapları Kudüs’ü ve Abu Ammar’ı (Arafat’ın mücadele lakabı) desteklemek için yola çıkmak isteyen gönüllü Libyalılar için sınırlarını açmağa çağırdı.

Fas’ta dayanışma gösterilerinin düzenlenmesi zaten devlet politikası. Gençler ”El-Aksa, sözüne uy” cümlesinin üstüne basarak İsrail savaşı ve Amerikan komplosu karşısında gösteri düzenledi. Filistin halkıyla dayanışma yürüyüşüne katılanların sayısını tahmin etmek zor. Yetkililere göre 500.000 gösteriyi düzenleyenlere göreyse 3 milyon. Başbakan Abdurrahman Yusufi’nin gösterideki varlığı protestolar ve yuhalar karşısında pek uzun sürmedi. Gösteride ülkenin Amerikan yanlısı politikaları çok eleştirildi. Kayda değer sayıda İslamcı hareketin bulunmasına rağmen kalabalık kendisini bu gruptan ayrı tuttu.

Körfezden Okyanusa kadar olan topraklarda gösteriler birbirini izlemeye devam ediyor. Ancak bunların en önemli ortak özelliği politik bir bakıştan yoksun olmaları. Bir görüşe göre bugünlerde yaşanan çatışmalar iyi ve kötü arasındaki savaşın ta kendisi. Bir diğer görüşün altında ise Filistin halkının bağımsızlığı ve İsrail-Filistin barışı taraftarları birleşiyor. Etkin bir politikanın eksikliği ve bunun hemen oluşturulmasının gerekliliği ise güncelliğini koruyor.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur