Kriz Tüm Ekonomik Yapıları Zorluyor

Bu çerçevede Üzeyir Garih cinayetine ilişkin çeşitli ihtimaller üzerine serbest atışlarla geçirilen hafta, Koray Aydın’ın Bayındırlık bakanlığındaki operasyonla ilgili tüm yanıltma gayretlerine karşın MHP’ye doğru genişlemesiyle sürdü. 1 Eylül Barış Günü’nde 1 kişinin ölmesi ve onlarca kişinin yaralanması ile birlikte gelişen durum ise önümüzdeki aylarada egemenler ve muhalefet cephesinin durumuna ilişkin ipuçlarını verdi..

Uzun süredir sosyal patlama heyulası gölgesinde yaşanan ülkede, tüm beklentilere karşın henüz dört başı mamur bir patlama ortalarda görünmüyor. Ancak ‘esnaf’ eylemliliklerinin ardından estirilen iktidar terörünün, tepkilerin bireysel tarzda ortaya konmasını etkilediği söylenebilir. Başbakanlık önündeki eylemlerle birlikte bu caddenin trafiğe tamamen kapatılmasının ardından, Kızılay’ın ortasında araba yakan esnafla devam eden bu süreç, Garih’in öldürülmesiyle yeni bir aşamaya vardı. Fuat N.olarak simgeleşen çocuk etrafında yeniden kent yoksulları, düzenin dışladığı topluluklar gündeme oturdu. Şimdiye kadar ortaya çıkan işaretlere göre adli bir vaka olarak nitelendirilebilecek olan Garih cinayetinin en net sonucu ise, varlıklı azınlığın özel güvenliklerini yoğun bir tehdit altında hissetmeleri oldu. IMF programının tam gaz uygulanmasıyla -verilerle de ortaya konulan ekonomideki daralma (Bakınız: YORUM: NTV’den ‘Ekonomideki Rekor Küçülme’) – ve toplumsal yapıda değişen dengeler, orta sınıfların da çökme süreciyle birlikte toplumsal gerilimleri beslemeye başladı. Sınıflar arası farklılıklar, uçurum niteliğine varırken gerilimler de kendisini Laila önünde protesto gösterileri benzeri spontane eylemliliklerle besliyor. Türkiye’de henüz sınırlı bir gelişme gösterebilmiş olan özel güvenlik sektörü, ve üst sınıfların mekan olarak kent merkezinden uzak, sırça köşklere yerleşme eğilimi önümüzdeki sürecin genel eğilimlerinden biri olarak yükseleceğe benziyor. Örneğin Brezilya’da özel güvenlik bütçesinin devletin polise ayırdığı bütçeye eşit bir tutar oluşturması Türkiye’de de bu yönde bir eğilimin gelişeceği ihtimalini daha da kuvvetlendiriyor.

Öte yandan geçen haftanın öne çıkan bir başlığı da ‘barış günü çatışmaları’ oldu. Rejimin genel çıkarlarını doğrudan tehdit etmeyen, sınırlı bir içeriğe sahip barış günü etkinliklerinin dahi bu derece bir şiddetle bastırılması, sonbaharın nelere gebe olduğuna dair bir ipucu niteliği taşıyor. Yeniden yapılandırılan ve sürekli krizlerle beslenen egemen siyaset zeminindeki gerilimler, örgütlü olarak gelişen en küçük bir hak talebi ve tepki hareketine dahi izin vermeyecek kadar katı bir yapıyı koşulluyor. Öte yandan 1 Eylül eylemlilikleri, Kürt muhalefetinin açmazlarına bir kez daha işaret ediyor. Yeni dönemin çizgisi olarak barışçıl-uzlaşmacı, sistem içi-AB’ci bir muhalefet tarzını benimseyen hareket, sürekli yaşadığı tıkanıklıklardan birini daha yaşamış oldu. Yeni dönemin politikalarının öznesi olarak sadece Kürt kitlesini seçen ve muhalefetin diğer unsurlarıyla ortak bir hattı hedeflemeyen, devletin AB’nin baskılarına boyun eğerek geri adım atması şeklindeki ‘iyimser’ beklentiler üzerine kurulu bu uzlaşmacı çizginin bir tıkanıklığa uğrayacağı beklenen bir durumdu. Ve görünen o ki, son süreç bu gerçeğe bir kez daha işaret ediyor.

Bayındırlık Bakanlığı’ndaki Vurgun operasyonu ise önceki gündem yazımızdaki doğrultuda sadece bürokratlarla sınırlı kalmayıp MHP’nin kendisini de içine alan bir doğrultuda genişlemeye aday görünüyor. Tüm bu gelişmeler, toplumsal, parlamenter ve muhalefet planında yeniden yapılanmanın ipuçları olarak görülmelidir. Ekonomik krizin tetiklediği bu süreç, kendi gerilimlerini ve yeni aktörlerini yaratarak önümüzdeki dönemin yeni tablosunu oluşturmaya aday gelişmelerle sürüyor.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur