Bir Türk-İş Klasiği: Kamuda Toplu Sözleşmeler Sonuçlandı

IMF onaylı ‘ulusal’ programın işleyişinde ‘sorun’ çıkarabilecek alanlardan birini oluşturduğu için sonucu merakla beklenen toplu iş sözleşmeleri İMF’ nin, imzaların hemen atıldıktan sonraki ‘programa uygundur’ onayıyla niteliğini ele verdi. Ardından Bayram Meral’in ‘başarılı bir sözleşme oldu, çünkü masa başında çözüldü’ şeklinde konuşması sözleşmenin sonucuna ilişkin bir ibret belgesi olarak belleklere kazındı. Bunun da yanında iş güvencesi ve kıdem tazminatlarına ilişkin muğlak ifadelerle geçiştirilen sözleşme geleneksel sendikal tarzın Türk-İş şahsında niteliğini ve neye hizmet ettiğini de ele verdi.

Bu toplu iş sözleşmesiyle aslında pratik olarak sıfır zam demek olan sözleşmenin görünen rakamları şöyle oluştu: İlk yıl için % 15’er , ikinci yıl için % 10 ve enflasyon farkının % 80’inin eklenmesi devletin rakamlarının kabul edilmediği gibi bir izlenim yaratsa da farkların 2002’de ödenmesinin kararlaştırılması 2001 yılının kayıp yıl olarak yaşanmasına yol açacak. Ücretlerdeki erimenin dolar bazından da öte TL bazında yaşanacak olması reel ücretlerdeki erimenin boyutlarını daha da artıracak. Büyük gürültüler koparılan iş güvencesi konusunda da bir düzenlemenin öngörülmemesi kayıpların sadece ücretlerle ilgili olmadığını gösteriyor.İmzalanan bu sözleşmeyle önümüzdeki aylarda gündeme gelecek olan kıdem tazminatlarının biçilmesinin de önü açılmış bulunuyor. Zorunlu emeklilik konusunda ise bakandan alınan kişisel sözün IMF mektubunda taahhüt edilen 2/3 oranında personel azaltımı sözünün hala geçerli olduğu koşullarda hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Bu sonuçla, kamu toplu iş sözleşmelerinin ‘yeni’ programın emekçilere yönelttiği saldırıların ilk halkası olması anlamında,yaşanacak hak gasplarının önü açılmıştır. Ücretlerdeki bu reel düşüş ve kaybın ülke çapında emek ücretlerinin üzerinde bir baskı aracı olarak işlev göreceği etkileyeceği unutulmazsa Türk-İş’in tüm toplumu etkileyecek bir sözleşmenin altına imza koymasının nelere mal olacağı daha berrak görülebilir. Programın bir sonraki adımını oluşturan özelleştirmelerle işten çıkarmaların ve zorunlu emeklilik yoluyla kamudaki işçi personel tasfiyelerinin artması at başı gidecektir.Ve bu toplu sözleşmeler bu yolu tıkamanın bir aracı olarak kullanılmaktan öte toplumsal bir yıkım fermanının imzalanması niteliği taşımaktadır. Yoğun özelleştirmelerle çıkarılan kamu işçilerinin tazminatları yeni düzenlemelerle ödenerek yerlerine yeni işçiler -asgari ücretle ve kazanılmış haklardan soyundurulmuş bir şekilde- alınacaktır. Kamudaki örgütlü işçilerin altının oyulması olarak da gerçekleşecek olan bu süreç yeni bir kamu işçi profilinin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır. Tüm ekonomik-toplumsal dengelerin altüst olduğu bir dönemde yaşanacak bu kayıplar muhalefetin görünümünü de yeni baştan yaratacaktır. Kitlesel ölçekte reel ücretlerin düşüşünü tetikleyen ve kazanılmış hakların budanmasının yolunu açan bu sözleşme süreci yeni bir toplumsal sürecin ilk adımını teşkil edecektir.

Yeni bir tarihsel döneme girilirken gündeme gelen kamudaki toplu sözleşmelerini de bu aşamada bu yeniden proleterleştirme dalgasının bir parçası olarak değerlendirmek, emek hareketinin sorunlarını kavramada ve yeni sürecin toplumsal hareketlerinin ilk tohumlarını atmada temel ipuçlarından birini oluşturuyor. Kamudaki özelleştirmeler, yeni personel yasa tasarısı ,tarım sektörünün pazar koşullarına uygun olarak yeniden yapılandırılması ve ekonomideki eski kilit-motor sektörlerin tasfiye edilmesi ancak emek hareketinin yeni sürecini örgütlemenin ihtiyacını kendine görev edinerek anlaşılabilecek ve mevcut yapılarla sürdürülmeye çalışılan muhalefetin kısır döngüsü, ancak dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek muhalefet tarzı ve eylem biçimlerinin sokakta yeniden yaratılabilmesiyle aşılabilecektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur
Sonraki içerik